“Annem dinlenmeli”: Bu kelimeleri oğlumuz doğduktan sonra her gün tekrarladı… ta ki sonuna kadar.
Her akşam işten eve döndüğünde, ilk işi ellerini yıkamak olur, sonra koşaradım oğlumuzun yanına giderdi. Yemeğin kokusu ya da sevdiği gazete bile onu yolundan alıkoyamazdı. Beşiğin başına eğilir, minik Emir’i kucağına alırken, ona bir kez daha âşık olurdum. Babalıktan korkmayan bir adama. Beni unutmayan bir kocaya.
“Annem dinlenmeli,” derdi gülümseyerek, kollarında uyuyakalan Emir’i usulca sallarken, o uyuyana kadar ninnisini mırıldanırdı.
“Annem dinlenmeli,” diye fısıldardı gecenin bir yarısı, bezini değiştirmek için ilk kalkan o olur, sonra bana sessizce uzatır, ben beslerken sabırla bekler, tekrar yatağına nazikçe yatırırdı.
“Annem dinlenmeli,” derdi her akşam, önlüğünü bağlayıp inatçı, huysuz Emir’i kaşıkla beslerken, her püreyi bir maceraya çevirirdi.
“Annem dinlenmeli,” diye tekrarlardı, bir yaşındaki Emir’i gezmeye hazırlarken, benim rahatça duş alıp yalnız kalabilmem için – belki yarım saatliğine.
“Annem dinlenmeli,” derdi, artık büyüyen oğlunu dizine oturtup ona sihirli masallar anlatırken, anında uydurduğu hikâyelerle çocuğu oyalar, bana sessizlik sunardı.
“Annem dinlenmeli,” diye mırıldanırdı, Emir’in bir türlü anlayamadığı matematik ödevlerini sabırla açıklarken.
“Annem dinlenmeli,” diye fısıldadığında ise, Emir büyümüş, mezuniyet balosundan geç dönmüş, sessizce mutfağa geçmişti.
Bu kelimeleri her duyduğumda içimi tarifsiz bir sıcaklık kaplardı. Kalbim sıkışır, gözlerim dolardı – acıdan değil yalnızca, mutluluktan. Zamanı durdurup sonsuza dek bu sevginin içinde kalmak isterdim.
Sonra aşkın üçüncü evresi geldi. Onun ağzındaki “anne” kelimesi “büyükanne”ye dönüştüğünde.
“Büyükanne dinlenmeli!” diye gülümserdi torunumuza, hafta sonu bizde kaldığında huysuzlanıp anne babasını isteyince. Ve sonra, yıllar önceki o ninniyi, şimdi başka bir bebeğe söylerdi.
“Büyükanne dinlenmeli,” diye göz kırpardı, oltalarını toplayıp torunu ve oğlumuzu göle götürürken.
“Büyükanne dinlenmeli,” diye tatlılıkla söylerdi, torununun tabletinin sesini kısması için kulaklık uzatırken.
Torun kızımızı göremedi. Çok erken, çok sessizce gitti. Çocuklarım beni yanlarına aldı – bomboş kalan evimizde yalnız kalmamı istemediler.
Ve işte, minicik Elif’i ilk kez kucağıma aldığımda, dayanamayıp hıçkıra hıçkıra ağladım. Sanki arkamda durmuş, bana şunu fısıldıyor gibiydi:
“Büyükanne dinlenmeli…”
Döndüm baktım. Boş bir umut… Ya gerçekten oradaysa?
Sonra, akşamın gölgeleri eve çökerken, uykuya dalmak üzereydim ki salondan bir fısıltı geldi. Büyümüş olan oğlum Emir’in sesiydi:
“Uyu tatlım, uyu. Annem dinlenmeli…”
Yataktan kalkıp kapıyı araladım. Onu, kızını sallarken gördüm. O eski ninniyi söylüyordu. Babasının ona söylediği ninniyi.
O artık yanımızda değil. Ama “annem dinlenmeli” sözleri yaşıyor. Bizde, oğlumuzda, onun çocuklarında. Ve zamanın bile silip atamayacağı bir hatırada.




