“«Gittim çünkü artık dayanamadım»: Kocam bir anda beni bir gerçekle yüzleştirdi ve eve başka çocukları getirdi
Mehmet’le tanıştığımızda evliliği çoktan bitmişti. Özgürdü, boşanmıştı, sakin bir hayat yaşıyordu ve dengeli, mantıklı bir adam gibi görünüyordu. O zamanlar, onunla gerçek bir gelecek kurabileceğimi düşünmüştüm. Eski eşinden hiç bahsetmezdi. Tek bir kötü söz bile etmez, sanki o hayatı hiç yaşanmamış gibi davranırdı.
Üstelemedim. Geçmişini kurcalamak istemedim, çünkü her şey yolundaydı. Çok hızlı yakınlaştık; ilk buluşmamızda birçok konuda aynı fikirde olduğumuzu anlamıştık. Neredeyse hemen birlikte yaşamaya başladık. Sakin, kavgasız bir ilişkimiz vardı. Tek bildiğim, Mehmet’in önceki evliliğinden iki çocuğu olduğuydu. Onları ziyaret eder, hediyeler alır, bazen akşama kadar onlarla kalırdı. Ben çocukların hayatında yer almıyordum. Eski eşi benden nefret ediyordu, bu yüzden çocukların yanında olmamı istemiyordu.
Dört yıl sonra Mehmet’le evlendik. Tam o gün hamile olduğumu öğrendim. Mutluluktan uçuyordu; sarılıyor, koşturuyor, gece yarısı çilek ve dondurma almaya gidiyordu. Sevildiğimi hissediyordum. Her şey gerçekti. Ta ki bir akşama kadar.
Çocuklarını ziyaretten döndüğünde, hiç düşünmeden şunu söyledi: «Elif, çocuklarım artık bizimle yaşayacak. Ayşe (eski eşi) yeni adamıyla yurtdışına gitti. Ne zaman döneceği belli değil. Çocukları bana bıraktı.» Sustum. Bağırmadım, kavga etmedim. Sadece, yeni kurduğum hayallerin bir bir yıkılışını dinledim. Sormamıştı bile, açıklama yapmamıştı—sadece bir gerçekle karşıma çıkmıştı.
Bir hafta sonra çocuklar bizimleydi. Başa çıkmaya çalıştım. Yemek yaptım, temizlik yaptım, onlarla iletişim kurmaya çalıştım. Ama çocuklar beni kabul etmedi. Rica ettiğim şeyleri duymazdan geldiler, yemeklerimi yemediler, eşyaları ortalığa saçtılar, yüzüme güldüler ve bana «yabancı» dediler. Bir gün büyük olan, üstüme makarna dolu bir tabak fırlattı. Banyoda ağladım, ellerimi karnıma bastırarak.
Mehmet, «Elif, biraz sabret… onlar daha çocuk» diyordu. Ben ona bakıyordum ve düşünüyordum—ya ben? Ben hamileyim. Ben senin eşin olmayı kabul eden bir kadınım. Ama istemeden üvey anne olmaya söz vermemiştim.
Bir ay sonra dayanamadım. Eşyalarımı toplayıp annemin yanına gittim. Orada, uzun zamandır ilk defa deliksiz uyudum. Sakince yemek yedim. Nefes aldım. Kocam bir hafta sonra geldi, öfkeliydi, kırgındı, bana «hain» diyordu. Ben sadece kapıyı kapattım. Gittim.
Boşanma davası açtım. Ve hiç pişman olmadım.
Beş yıl geçti. Harika bir kızım var, onun için yaşıyorum. Yeni bir adamım var, ona «baba» diyor. Biz bir aileyiz. Mehmet ise… o çocuklarla kaldı. Anneleri hâlâ dönmedi. Verdiğim karardan pişman değilim. O gün, kendimi seçtim. Karnımdaki çocuğu seçtim. Acısız, suçluluk duymadan bir hayat seçtim. Ve her kızıma baktığımda, doğru olanı yaptığımı biliyorum.”




