«Neden Teşekkür Etmeliyim? Sonuçta Torunlar Sizin!» — Gelin Her Şeyi Berbat Etti.

Bana neden teşekkür etmeliyim ki? Bunlar sizin torunlarınız!” — Gelinim, aramızdaki tüm güzellikleri yok etti.

Adım Emine Kaya, altmış iki yaşındayım, İstanbul’da yaşıyorum. Tek oğlum var — Mehmet. Birkaç yıl önce Elif’le evlendi. Kız iyi gibiydi, düzgün bir aileden. Ben de anne olarak fazla karışmadım — onların ayrı bir düzeni, kuralları vardı. Başta Elif’le sadece bayramlarda görüşüyorduk. İstemeyem tavsiyeler vermedim, üstlerine gitmedim. Oğlumun mutlu olduğunu görmek yeterdi.

İlk kızları Zeynep doğduğunda, yardım teklif ettim. Elif’in nasıl yorgun düştüğünü, göz altlarının morardığını hatırlıyorum. Vardiyamdan sonra gelir, minikle ilgilenir, genç annenin biraz dinlenmesini sağlardım. Elif istemedi — kendim geldim. Zor değildi, sonuçta bu benim torunum, canımın parçası.

Elif’in annesi ise en başından beri yardıma koşmadı. Ayda bir uğrar, bir kutu çikolata getirir, bir saat sonra giderdi. Bez de haşır, gece nöbeti de… Ama Elif’le aram bozulmasın diye ses etmedim. Belki sağlığı el vermiyor, belki işi yoğundur dedim, sabrettim.

İkinci kızları Defne doğduğunda işler daha da zorlaştı. Elif, özellikle hamileliğin son aylarında iyice çaresiz kaldı. O zaman neredeyse her gün yanlarından eksik olmadım — Zeynep’le parka çıktım, yemek yaptım, bulaşıkları yıkadım, miniklerin kıyafetlerini ütüledim. Sonra… sonra olmayacak bir şey istediler.

Elif’in işe dönmesi gerekiyordu. Çocuklara bakacak kimse yoktu. Ne yaptılar biliyor musunuz? Kendi iznimi kullanıp “doğum izni gibi” diyerek torunlarıma bakmamı istediler. Önce reddettim. Ama Mehmet, oğlum, öyle yalvardı ki dayanamadım. Kabul ettim.

Tam bir yıl torunlarımla geçti. Bazen hastalıkla geldiler — ateşler içinde, öksürüklerle. Geceleri uyumadım, gündüzleri oynadım, yedirdim, gezmeye götürdüm, çamaşır yıkadım, ilaç içirdim. Yemek parasını cebimden ödedim. Eczaneye koştum. Öyle yoruldum ki… Ama devam ettim, çünkü aile dediğin böyle yardımlaşır diye düşündüm.

Geçenlerde evdeki tadilattan bahsettim. Dairemin hava alması gerekiyor — tavan dökülüyor, duvar kağıtları soyuluyor. Mehmet ve Elif’ten biraz destek istedim — tamamı değil, sadece bir kısmı. Cevap şu oldu:
“İki çocuğumuz var anne, paramız yetmez.”
Dayanamadım:
“Peki ben size bir yıl boyunca yardım ettim, kendi cebimden torunlarınızı besledim! Belki şimdi siz bana küçük bir destek olursunuz?”

Elif şaşkınlıkla baktı ve dedi ki:
“Neden size teşekkür edeyim ki? Bunlar sizin torunlarınız. Sizin göreviniz bu!”

Yerime mıhlanmış kaldım. Kulaklarıma inanamıyordum. Peki ya anneannesi? O hiç yardım etmediği halde suçlu değil miydi? Neden kimse ona hesap sormuyordu?

O gün kararımı verdim. Artık onların “hazır dadısı” olmayacağım. Hastalandıklarında almayacağım. Çorba pişirmeyecek, çorağlarını yıkamayacak, geceleri masal okumayacağım. Ben bir büyükanneyim, hizmetçi değil! Benim de ihtiyaçlarım, isteklerim var.

Artık torunlarımı sadece canım istediğinde görüyorum. Mehmet elbette sonra geldi, özür diledi, “Elif öyle demek istemedi, sinirine hakim olamadı” dedi. Ama artık… Önemi yok. Yeterince sabrettim.

Tadilat için kendim para biriktireceğim. Artık kendi işlerini kendileri halletsinler. Umarım bir gün Elif hareketlerinin kıymetini anlar. Minnet duymak zayıflık değil, saygıdır. Saygı olmayan yerde aile de olmaz.

Rate article
Lifequest
«Neden Teşekkür Etmeliyim? Sonuçta Torunlar Sizin!» — Gelin Her Şeyi Berbat Etti.