Teşekkür Etmemi Neden Bekliyorsunuz? Onlar Sizin Torunlarınız!” — Gelinimiz Tüm Güzel Anıları Mahvetti

Bugün günlüğüme yazmak istiyorum. Adım Ayşe Yılmaz, altmış iki yaşındayım, İzmir’de yaşıyorum. Tek oğlum var – Emre. Birkaç yıl önce Emre, Cansu ile evlendi. Kız iyi bir aileden, terbiyeli gibiydi. Anne olarak araya girmemeye çalıştım – onların kendi aileleri, kuralları ve sorumlulukları var. Başlarda sadece bayramlarda görüşüyorduk Cansu’yla. Israrcı olmadım, istenmeyen tavsiyeler vermedim. Oğlumun mutlu olduğunu görmek beni sevindiriyordu.

İlk kızları Elif doğduğunda, yardım teklif ettim. Cansu’nun göz altları morarmış, yorgun göründüğünü hatırlıyorum. Kendi mesaimden sonra gidip bebeğe bakıyordum ki genç anne biraz dinlensin. Cansu istemedi – ben kendim önerdim. Benim için zor değildi, sonuçta bu benim torunum, canımın parçası.

Cansu’nun annesi, bu arada, hiç acele etmedi yardım etmek için. Ayda bir uğruyor, bir delves lokum götürüp bir saat sonra gidiyordu. Ne bebek bezi alıyordu ne de gecesini gündüzüne katıyordu. Ama Cansu ile aramı bozmamak için hiçbir şey söylemedim. Belki sağlığı elvermiyor, belki işi yoğundur diye düşündüm. Sabrettim.

İkinci kızları Zeynep doğduğunda işler daha da zorlaştı. Cans hamileliğin son aylarında hiç baş edemiyordu. O zaman neredeyse her gün onlara gidiyor, Elif’le parka çıkıyordum, yemek yapıyor, bulaşıkları yıkıyor, çamaşırları ütülüyordum. Sonra… sonra benden olmayacak bir şey istediler.

Cansu işe dönecekti. Çocukları bırakacak kimse yoktu. Ne yaptılar biliyor musunuz? Kendi iznimi kullanmamı, “doğum izni gibi” dedi Cansu, çocuklara bakmam için istediler. İlk başta reddettim. Ama Emre, oğlum, öyle yalvardı ki dayanamadım. Kabul ettim.

Tam bir yıl torunlarımla ilgilendim. Bazen hasta getiriyorlardı – ateşlenmiş, öksüren. Geceleri uyumuyor, gündüzleri oyalıyor, yedirip içiriyor, parka götürüyor, çamaşır yıkıyor, ilaç veriyordum. Market masraflarını kendi cebimden ödüyordum. Eczaneye kendim koşuyordum. Öyle yorulmuştum ki… Ama yine de yardım etmeye devam ettim, çünkü aile dediğin birbirine destek olmalı diye düşündüm.

Geçenlerde evimin tadilatından bahsettim. Duvarlarım dökülüyor, boyası solmuş. Emre ve Cansu’dan biraz yardım istedim – tamamını değil, bir kısmını. Cevabı şuydu:
“İki çocuğumuz var anne, paramız yetmiyor.” Dayanamadım:
“Peki ben size bir yıl boyunca karşılıksız yardım ettim, torunlarınızın her şeyini ben karşıladım! Hiç olmazsa şimdi siz yardım etseniz?”

O zaman Cansu bana şaşkın şaşkın baktı ve dedi ki:
“Size neden teşekkür edeyim ki? Bunlar sizin torunlarınız. Zaten yapmanız gereken şey bu!”

Sanki yüzüme tokat atmışlardı. Öylece kalakaldım. Peki ya Cansu’nun annesi, hiçbir şey yapmayan? O büyükanne değil mi? Neden kimse ona hesap sormuyor?

O gün bir karar verdim. Artık onların “varsayılan bakıcısı” olmayacağım. Hastalandıklarında çocuklarını almayacağım. Çorba kaynatmayacağım, çoraplarını yıkamayacağım, gecelerine kadar masal anlatmayacağım. Ben büyükanneyim, hizmetçi değilim. Benim de ihtiyaçlarım, isteklerim var.

Şimdi torunlarımı sadece istediğim zaman görüyorum. Emre sonra geldi tabii, özür diledi, Cansu’nun öyle demek istemediğini, sinirle söylediğini anlattı. Ama artık… Önemi yok. Bana bu kadarı yetti.

Kendi paramla tamiratı yaptıracağım. Artık kendi işlerini kendileri görsünler. Umuyorum ki bir gün Cansu anlar: minnet bir zayıflık değil, saygı meselesidir. Saygı olmadan aile de olmaz.

Rate article
Lifequest
Teşekkür Etmemi Neden Bekliyorsunuz? Onlar Sizin Torunlarınız!” — Gelinimiz Tüm Güzel Anıları Mahvetti