Sessiz Bir Aksam Yemegi Planladim, Ama Beklenmedik Misafir Kabusa Cevirdi

Sadece birkaç yakın arkadaşımla sessiz sakin bir akşam yemeği planlamıştım – ama beklenmedik bir misafir, akşamı tam bir kabusa çevirdi.

Bu yemek, son zamdan sonra küçük bir zafer kutlaması olacaktı. Her detayı düşünmüştüm: menü, şarap, tabaklar, hatta arka fon müzikleri bile. Sade, sıcak, samimi bir ortam istiyordum. İş stresinden uzak, gülen yüzler, içten sohbetler… Hayatın yalnızca faturalar ve iş olmadığını hissetmek için mükemmel bir fırsattı.

Yalnızca beş kişi davet etmiştim: en yakın arkadaşım Elif ile eşi Cem, üniversiteden eski dostum Murat ve son zamanlarda iş yerinde iyice kaynaştığımız Deniz. Herkes birbirini tanıyordu, rahat bir ortam olacaktı. Herkesin kendini evinde gibi hissetmesini istiyordum.

Akşam harika başladı. Masada peynirler, dolmalar, zeytinyağlılar… Herkes tam zamanında geldi, neşeliydi, güzel giyinmişlerdi. Şarap akıyor, sohbetler koyulaşıyordu – Elif ve Deniz seyahatleri konuşuyor, Murat yeni işinden komik hikâyeler anlatıyordu. Keyifle gülümsedim: her şey planladığım gibiydi.

Sonra kapı çaldı.

Şaşırdım – davetlilerin hepsi gelmişti. Belki komşu ya da yemek siparişi karıştırdı, dedim. Açtım kapıyı ve karşımda, daha ilk saniyeden içeri adım atmak için fırsat kollayan bir adam:

“Selam! Ben Volkan, Elif’in arkadaşı. Gel de bi’ katılayım dedim. Sıkıntı olmaz, değil mi?”

Cevap bile beklemeden içeri daldı. Donup kaldım. Elif böyle birinden bahsetmemişti. Sessizce ona baktım, o ise gözlerini kaçırdı:

“Şey… Geçen bir ara söz arasında söylemiştim, o da ısrar etti…”

Sinirimi zor tuttum. Ama geceyi mahvetmek istemedim. Volkan’a bir kadeh şarap doldurdum, herkese tanıttım. Birbirlerine anlamlı bakışlar attılar ama kibarlıktan başlarını salladılar.

Kısa sürede anlaşıldı ki, Volkan, o “olmayacak misafirlerden” biriydi.

Durmadan konuşuyor, kimseyi dinlemiyor, söz kesiyor, yerli yersiz espriler yapıyor, kendi söylediklerine en çok o gülüyordu. Şarabını da en hızlı o bitiriyordu tabii, ölçüyü de beraberinde götürüyordu.

Elif’in yüzünde “Keşke yere yarılsam da birsam” ifadesi vardı. Cem suratını asmıştı, Murat gözlerini deviriyordu, Deniz ise dayanamayıp kalkmak üzereydi.

Sonunda Volkan ayağa kalkıp, sendelerken kadehini kaldırdı:

“Dostluğa! Ve yeni tanışıklıklara!” diye bağırdı. “Ama açıkçası, siz Elif’le nasıl geçiniyorsunuz, anlamıyorum. İyi kızdır ama sıkıcıdır yani!”

Odaya buz gibi bir hava çöktü. Elif’in yüzü bembeyaz oldu, Cem’in kaşları çatıldı, Murat şarabını boğazında kaldı, Deniz kadehi düşürecekti neredeyse.

“Volkan, yeter!” diye fısıldadı Elif, gözlerinde yaşlarla.

“Ne bu ciddiyet ya? Rahatlayın biraz!” diye elini salladı Volkan.

İşte o an sabrım tükendi.

Ayağa kalktım, gözlerinin içine bakarak, sakin ama sert bir tonda:

“Volkan, geldiğin için sağ ol. Ama artık gitme vaktin geldi. Herkese engel oluyorsun.”

Güldü: “Ciddi misin ya? Engelim mi oluyormuşum? Hadi canım, sen de!”

“Ciddiyim. Çık.”

Kapıyı gösterdim. Odada tiyatro perdesi inmeden önceki o derin sessizlik oldu. Volkan sonunda direnmenin anlamsız olduğunu anladı. Omuz silkti ve çıktı.

Kapıyı kapattım. Derin bir nefes aldım. Arkadaşlarıma döndüm.

“Özür dilerim. Böyle bir şey olacağını bilemezdim.”

Elif, kıpkırmızı gözlerle: “Ben özür dilerim… Böyle olacağını düşünmemiştim.”

Cem, rahatlamış bir ifadeyle: “Sorun değil, şimdi her şey daha iyi oldu.”

Murat gülümsedi: “En azından unutulmayacak bir anı oldu.”

Hepimiz güldük. Gerilim dağılmıştı.

Gecenin geri kalanı hayal ettiğim gibi “mükemmel” geçmedi belki, ama çok daha samimiydi. Gülüştük, içimizi döktük. O akşam, kusurlu ama gerçek bir andı. Ve şunu anladım: Kimin davetine kimin geleceğini her zaman kontrol edemeyebilirsin – ama kimin kalacağına sen karar verirsin.

Bir daki sefere, Elif’in “arkadaşlarını” davet etmeden önce iki kere düşüneceğim. Hele bir de ismi Volkan’sa!

Rate article
Lifequest
Sessiz Bir Aksam Yemegi Planladim, Ama Beklenmedik Misafir Kabusa Cevirdi