Rüyanın Mavi Gözleri

Mavi Rüyaların Gözleri

Emir, ne annesinin şefkatli ellerini ne de babasının sesini hatırlıyordu. Hafızasında sadece yetimhanenin gri, monoton koridorları ve bakıcıların hafif ayak sesleri vardı. Sanki dünyaya bir kadından değil de, Tokat’taki yetimhanenin duvarları arasında gelmişti. Diğer çocukların zihninde parça parça anılar vardı: beşik kokusu, parfüm esintisi, sıcacık dokunuşlar. Onunkinde ise plastik oyuncakların soğukluğu ve lavabodan akan suyun sesinden başka bir şey yoktu.

Ama geceleri her şey değişirdi.

Rüyalarında ona bir kadın gelirdi. Yanına oturur, sarılır, saçlarını okşar ve tatlı tatlı fısıldardı. Gözleri, bahar yağmuru sonrası gökyüzü gibiydi: masmavi, berrak, ona ait. Uyandığında uzun süre hareketsiz yatardı, tavanı izler, rüyanın sıcaklığını kaybetmemek için nefes almaktan bile korkardı. O gecelerden sonra tüm gün sessiz, ama her zamanki gibi asık suratlı değil, daha sıcak olurdu. Sanki kadının sevgisinden bir parça yanında kalırdı.

Gerçekte ise her şey farklıydı. Yetimhaneye her gün “ziyaretçiler” gelirdi — evlat edinmek isteyen aileler. Çocuklar en güzel kıyafetlerini giyer, şiirler ezberler, zoraki gülümsemeler takınırdı. Dikkat çekmek için birbirlerini iteler, sözlerini keser, adeta savaş verirlerdi. Emir ise kenarda dururdu. Yaltaklanmaz, gülümsemez, gözlerinin içine bakıp yalvarmazdı. Sadece beklerdi. Herhangi birini değil, rüyasındaki o kadını.

“Emir, hadi gülümse, ne olur!” diye yalvarırdı bakıcılarından biri.

Ama o inatla kaşlarını çatar, suratını çevirirdi. Yabancılarla gitmeyeceğini biliyordu. Onu tanıyacaktı — rüyalarındaki kadını.

Bir gün yetimhaneye bir delegasyon geldi. Kuruluş yıl dönümüydü, kameralar, fotoğrafçılar, kalabalık… Emir her zamanki gibi en arkadaki köşeye çekildi. Sonra gözleri bir kadına takıldı: uzun boylu, zarif, kısa saçlı ve o ona delicesine tanıdık gelen gülümsemelerden biriyle. Ve gözleri… Aynı rüyalarındaki gibi! Nefesi kesildi.

Birden, kadın ona baktı. Göz göze geldiler ve Emir, hayatında ilk kez… gülümsedi.

Bakıcının elinden çay bardağı düştü. Altı yıldır yetimhanede olan Emir daha önce hiç gülmemişti. Şimdi ise içten, sıcak, gerçek bir gülümsemeydi bu.

Kadın yanına geldi. Oturdu. Emir gözlerini ondan ayırmadı. Konuştular, güldüler, sorular sordu. Hiç korkmadı. Tıpkı rüyalarındaki gibiydi — güvenli, sıcak, gerçek.

Sonra ona sık sık gelmeye başladı. Kameralar olmadan, delegasyonlar olmadan. Kitaplar getirdi, bahçede yürüyüşlere çıktılar, bulutları ve onun gezdiği şehirleri konuştular. Sonra bir ay boyunca ortadan kayboldu. Emir bakıcılara sormadı — belki de geri gelmeyeceğini duymaktan korkuyordu.

Ama kadın döndü. Sade bir ceketle, makyajsız. Ve dedi ki:

“Emir, seni eve götürmeye geldim. Artık sen benim oğlumsun.”

İnanamadı. Rüya sandı. Kendini çimdikledi — acıdı. Demek gerçekti. Tek kelime etmedi, sadece ona sarıldı. Uzun uzun. Sessizce. Tıpkı bildiği gibi.

Sonra onu eşiyle tanıştırdı. Sıcakkanlı, samimi bir adamdı, Emir’i hiç yadırgamadan kabul etti. Yeni bir hayat başladı. Yeni evlerinde ilk pasta. Ormanda ilk gezi. Artık koridordaki yabancı ayak sesleriyle uyumak zorunda olmadığı ilk gece.

Emir bir daha yetimhaneye dönmedi. Sadece bazen aynadan kendine bakarken gözlerindeki o ışığı fark ederdi — mavi, sıcak, tıpkı onunki gibi. Yeni annesinin gözleri. Gerçek annesinin…

Rate article
Lifequest
Rüyanın Mavi Gözleri