Ben Sadece Bir Anneyim. Aşka Ne Hak, Ne Zaman Var

Kızım Ece on altı yaşına bastı. Küçük oğlum Can ise on iki yaşında. Artık neredeyse genç sayılırlar. Ben ise hâlâ sadece bir anneyim. Ne bir kadın, ne hayalleri olan bir insan, sadece anne. Sabahları okul ve kahvaltı hazırlıkları. Gün içinde iş. Akşamları kurslar, ödevler, mutfak. Geceleri ise yastığa dökülen sessiz gözyaşları. Kimse duymasın diye.

Eski eşim Emre’den beş yıl önce ayrıldık. Kavga gürültü olmadan. Mahkemelik de olmadık. Bir gün bana annelikte kaybolduğumu, aramızda artık tutku kalmadığını söyledi. Oysa gerçek başkaydı – zaten yeni bir kadınla yazışıyordu, onu uzun zamandır tanıyormuş meğer.

Çocuklara bunu bir dram haline getirmedim. İki evleri olacağını söyledim. Tabii üzüldüler. Ece yemek yemedi, Can sessizleşti. Ama zamanla alıştılar. Ben hep yanlarında oldum. Babaları ise arada bir – parkta, kafede, sinemada. O kadınla İzmir’de bir ev tutmuştu. Çocukları çağırmıyordu, henüz tanışmaya hazır değilmiş. İtiraz etmedim. Görüşsünler, bağları kopmasın diye. Ama içim paramparçaydı.

Sonunda yine de öğrendiler. Düğünden, o kadından haberleri oldu. Ece sabaha kadar ağladı, sonra bana öfke ve ihanetle baktı – sanki ona ihanet eden bendim. Can ise iyice içine kapandı, en ufak şeyi bile paylaşmaz oldu. Onlara kızmadım. Acı çekiyorlardı. Ama ben de acıyordum.

Derken yılbaşı geldi. İş arkadaşlarımla yılbaşı partisine gittik. Kalabalık bir restorandı, müzik, ışıklar, kahkahalar. Uzun yıllar sonra ilk kez kendim gibi hissettim.

İşte o sırada onunla tanıştım. Alper. Dergi kapaklarındaki yakışıklılardan değildi, ama gözlerinde sıcak ve samimi bir ışık vardı. Benden büyüktü, tek yaşıyordu, oğlu çoktan evlenmişti. Konuştuk, numaramı verdim. Ve her şey başladı.

Çiçekler getiriyordu. Güzelsin diyordu. Sebepsiz yere. Günümün nasıl geçtiğini soruyordu. Yargılamıyor, dayatmıyordu. Ben de buketleri saklıyordum, bir liseli gibi. Hediyeleri dolaba kaldırıyordum. Eve dönerken parfüm kokusunu çıkarıyordum. Çocukları aldatıyormuşum gibi hissediyordum. Kendime söz vermiştim – onlar büyüyene kadar aşka adım atmayacaktım.

Annem biliyordu. Sadece o. Ben randevulara kaçarken çocuklara o bakıyordu. Ama bir gün… ağzından kaçırdı. Ece’yle konuşurken, bir erkeğe çıktığımı söyledi. Ece’nin gözleri alev aldı.

“Sen de tıpkı babam gibisin!” diye bağırdı. “Yalan söyledin! İkiyüzlüsün!”

Donup kaldım. Hiçbir şey söyleyemedim. Küçük kızım, gururum, kelimeleri bıçak gibi savuruyordu. Her biri yüreğime saplanıyordu. Can ise… Odasına çekildi, bir daha konuşmadı.

Anlatmaya çalıştım. Hâlâ onların annesi olduğumu. Benim de sevgiye ihtiyacım olduğunu. Alper’in iyi biri olduğunu, kimsenin yerine geçmek istemediğini, sadece yanımda olmak istediğini. Ama Ece dinlemiyor. Ona göre ben bir hainim.

Alper birlikte yaşamayı teklif etti. Evlenmek istediğini söyledi. Gelecek kurmak istiyor. Ben ise… çıkmazdayım. Çünkü kızım ültimatom verdi: “Ya o, ya biz.” Ve parçalanıyorum.

Yüreğim fısıldıyor – bu sevgiyi hak ediyorsun. Annelik ise bağırıyor – çocuklar her şeyden önemli. Peki ya ben? Ben de bir insan değil miyim? Yoksa iyi anne olmak, kadınlığını unutmak mı demek?

Korkuyorum. Belki de son mutluluk şansımı kaçıracağım. Çocuklarıma ihanet edeceğim diye korkuyorum. Yalnız kalacağım diye korkuyorum. Ve zaman giderek azalıyor…

Ne yapmalıyım? Çocuklarıma nasıl anlatmalıyım – hem anne hem seven bir kadın olunabileceğini? Kendimi kaybetmeden, onlar uğruna nefes aldığım bu hayatta nasıl var olabilirim?

Aynı yollardan geçen varsa, duysun beni. Belki bir çıkış yolu bilen vardır. Çünkü ben… gölge olmaktan yoruldum.

**Hayat bize şunu öğretir: Sevgi paylaştıkça çoğalır. Kendini unutarak verdiğin her şey, bir gün sana yük olur. Belki de gerçek sevgi, hem anne hem kadın olabilmekte yatar.**

Rate article
Lifequest
Ben Sadece Bir Anneyim. Aşka Ne Hak, Ne Zaman Var