Eski Dost

Bugün o küçük daireyi ilk gördüğümde içim ısındı. Tertemiz, küçük mü küçük, her yerde eski ama sağlam mobilyalar vardı. Hatta Yugoslav yapımı kristal camlı bir vitrin bile duruyordu. Duvarda bir halı, ocakta kararmış bir çaydanlık, mutfakta eski bir “Arçelik” buzdolabı. Salon duvarında asılı bir radyo. O eski radyodan TRT’nin sesi yayılıyordu. O sıcak, samimi ses. Hafif cızırtılar eşliğinde, eski şarkılarla. Televizyon yoktu belki ama canım hiç sıkılmıyordu.

İşten dönerdim, radyoyu biraz açardım, çaydanlığı ocağa koyardım. Sonra demli çayı doldurur, buğusunu içime çeker, camdan dışarı bakardım. Radyo konuşur, ben sessizce gökyüzünü izlerdim. O lacivert gökyüzünü, soluk yıldızları, hilal ayı. Kiminle konuşacaktım ki? Bu evde yapayalnızdım.

Ta ki yeni komşumla tanışana kadar. Adı Ali’ydi. Ama herkes ona Aliko derdi. İyi mi iyi bir çocuktu.

Bir akşam geç dönmüştüm işten. Gün boyu fabrikada çalışmaktan belim kırılıyor, bacaklarım pamuk gibi oluyordu. Mutfağa girdiğimde onu gördüm. Aliko. Öylece oturmuş, bana bakıyordu. Önce kızdım, bağıracaktım, belki bir tokat atacaktım, ama o parlak gözleriyle öyle bir baktı ki elim kendiliğinden indi. Çayı koydum, yanına oturdum. Biz öyle bakıştık. Gitmedi. Sessizce durdu.

Çayı doldurdum, paketten kurabiyeleri çıkardım, masaya koydum. Aliko kurabiyeleri görünce boynunu uzattı. Bir tanesini uzattım, kokladı, kibarca geri çekildi, radyoyu dinlemeye devam etti. Beraber haberleri dinledik, dünyada olup bitenleri öğrendik. Sonra yatmaya gittim. O mutfakta kaldı, radyonun başında. Sabah gitti mi, gitti. Belki işine gitti. Beni fabrika bekliyordu, ama onun ne iş yaptığını bilmiyordum.

Akşam eve geldiğimde, mutfak masasında poşetler vardı. Kurutulmuş hamsi, soğuk bira dolu bir sürahi, yulaf ezmeli bisküvi. İşte o günden sonra beraber yaşamaya başladık. Ben ve Aliko.

İşten gelir, biramı döker, hamsileri ayıklar, Aliko’yla sohbet ederdim. O içmezdi tabii. Sadece dinler, sessizce otururdu. Bazen, çok heyecanlandığımda, mutfağın içinde volta atardı. Bir o yana, bir bu yana. Sonra sakinleşir, masaya geri dönerdi. O parlak gözleriyle bana bakar, dinlerdi. Ben de konuştukça rahatlardım. İçimdeki dertleri döker, hafiflerdim. Aliko bunu biliyordu, onun için susardı.

Bir de radyo dinlemeyi çok severdi. Özellikle eski şarkıları. Bazen işten dönerdim, mutfakta yoktu. Radyoyu açar, çaydanlığı ocakta unutur, dönerdim ki Aliko zaten orada. Oturmuş, o gözleriyle dinliyor. Onun mutluluğu, benim mutluluğumdu.

Yemek yer, radyo dinler, gece yarısına kadar konuşurduk. Fabrikada olanları anlatırdım. Yeni gelen makineleri, Usta Hasan’ın nasıl neredeyse sarhoşken yakalandığını. Geçmişimi de anlatırdım. Aliko dikkatle dinlerdi. Sessiz, gözleri ışıl ışıl. İyi bir arkadaştı. Askerlik anılarımı dinlemeye bayılırdı.

Ah, her şeyi anlattım ona. Gençken nasıl askere gittiğimi, nasıl pusuya düştüğümüzü, yanan tankları. Sıcak bulamaçları, yaralanışımı. Aliko dinlerdi. Akıllıydı. Herkes sessizce dinleyemez bir sohbeti, ama o yapardı. Eski arkadaşlarımdan bahseder, gözümün kenarından bir damla süzülürdü. O zaman Aliko elime dokunur, bakışlarıyla “geçti” derdi. İyi ki komşum oydu. Onu sevdim, o da beni sevdi. Ama sarhoş eve geldiğimde hoşlanmazdı. Yargılayan bakışlar atar, sırtını dönerdi. Radyo bile ilgisini çekmezdi.

Bir gün arkadaşlarla içmiştim. Eve geldiğimde, beni görür görmez odasına çekildi. Utandım. İçkiyle geçmişimi bastırmaya çalışıyordum, onunla paylaşmıyordum. Şişeyi buzdolabına koydum, radyoyu açtım, sigarayı yaktım. İçim burkuldu. Üzgün olduğumu hissetti mi, gelirdi, hep öyle yapardı. O gece de geldi. Yanıma oturdu, elimi okşadı, sustu. Ben de dert yanmaya başladım, dumanı içime çekerek. Sonra düşündüm: Niye şikayet ediyorum ki? Evim var, yemeğim var, hatta bir de arkadaşım var. Beni dinleyen, teselli eden, sessizce yanımda duran.

O gün evdeki bütün içkileri attım. Sadece bira ve hamsiye izin verdim kendime. Aliko da karşı çıkmadı. Hamsiyi koklar, ben uyuyana kadar dinlerdi. Uyuduktan sonra da mutfakta oturduğunu bilirdim.

Bir gün gitti. Bir hafta boyunca görünmedi. Onsuz çok özledim. Gece yarısı mutfak sohbetlerine alışmıştım. Radyoyu açtım, şişeleri tıkırdattım, ama o gelmedi. İçimden bir ses markete gitmemi söyledi. Şişe alacaktım. Ama Ayşe teyze, bakkalın sahibi, ellerini beline koydu, kafasını salladı. İçki vermedi, ama patatesli poğaça verdi. Üç gün sonra eve geldi. Kıpkırmızı yanakları, gülen gözleriyle. Bana çorba pişirdi, poğaça yaptı. Biraz sohbet ettik, sonra gitti. Stok sayımı varmış. Yarın yine geleceğini söyledi.

Gittiği an anladım ki beni seven birine ihtiyacım vardı. Önceden Aliko vardı. Beni dinler, içki içmeme izin vermez, akşamlarımı güzelleştirirdi. Şimdi yalnızdım. Ama Ayşe teyze gözlerimdeO gün anladım ki hayat bana iki kere şans vermişti; önce Aliko, sonra Ayşe teyze ve şimdi de ailemle mutlu bir yuva kurmuştum.

Rate article
Lifequest
Eski Dost