“Bak kendine ne hâle geldin!” dedi Mehmet, suratını buruşturarak. “Top gibi olmuşsun!”
Karısına baktığında, ondan bıktığını ve bu evden uzaklaşmak istediğini hissediyordu.
“Sevgilim, daha yeni doğum yaptım. Bana zaman ver, kilo vereceğim,” dedi Ayşe, gözleri dolmuştu.
“Bütün arkadaşlarımın eşleri doğurdu ve çoktan forma girdi. Hamileyken de bu kadar kilo almamışlardı!”
Mehmet, içten içe karısından tiksiniyordu. Yanında böyle bir kadın görmek istememişti. Parlak, enerjik, evde bile şık giyinen biri hayal etmişti.
Oysa karşısında özür diler gibi bir ifadeyle duran, dağınık görünümlü, üzgün bir kadın vardı.
Ama Elif öyle değildi!
Cesur, kendine güvenen, güzel!
Her zaman onu bekliyor ve tutkuyla seviyordu. Tabii ki, her metres gibi, Mehmet’in Ayşe’den boşanacağını umuyordu.
Mehmet’in eli cebindeki telefona gitti…
“Bi’ hava alayım, aynı zamanda ekmek alırım,” diyerek yalan söyledi.
Sokağa çıkar çıkmaz Elif’i aradı.
“Merhaba, bebeğim! Seni çok özledim. Evde duramıyorum. Hemen yanına gelmek istiyorum. Geliyorum, olur mu?”
“Merhaba! Bekliyorum, öpüyorum,” diye mırıldandı Elif.
Mehmet ekmeği aldı, evde bebeğin ağlama sesine burun kıvırdı ve Ayşe’ye işten acilen çağrıldığını söyledi.
Vardiyalı çalıştığı için hasta bir arkadaşının yerine gittiğini söylemek kolaydı.
Ayşe anlayışla başını salladı ve eşini öpmek istedi ama Mehmet farkında değilmiş gibi kaçındı.
Bebek uyudu, Ayşe boş odada oturdu ve kocasının sözlerini düşündü.
Evet, evlendiklerinden beri değişmişti, kendine bakmayı bırakmış, kilo almıştı.
Bebek tüm zamanını alıyordu, bu yüzden aceleyle yiyor, sık sık geceleri atıştırıyordu.
Saat gece 11’i gösteriyordu.
Kocasını aramaya karar verdi ama telefonu kapalıydı.
Bebeği besledikten sonra uyumaya gitti.
Sabah olduğunda Mehmet geldi ve kapıdan girer girmez ayrılacağını söyledi. Başka birini sevdiğini, onu sevmediğini açıkladı. Ama çocuğu yalnız bırakmayacağını ve nafaka ödeyeceğini söyledi.
O an Ayşe’nin hissettiklerini anlatmak zordu. Ama kendini tuttu, ağlamadı, yalvarmadı.
Bir yıl geçti…
Bu sürede çok şey oldu. Bebek büyüdü, anaokuluna başladı. Ayşe işe girdi, spor salonuna ve havuza yazıldı. Kilolar yavaş yavaş gitmeye başladı. İncecik olmasa da daha düzgün bir görünüme kavuştu.
İş yerinde, adı Ahmet olan bir meslektaşı ona arkadaşça yardım etmeye başladı.
Bir gün onu sinemaya, ardından parka davet etti. Sonra ciddi bir ilişki başladı ve altı ay sonra evlendiler. Ayşe’nin vücut yapısı Ahmet’i rahatsız etmiyordu. Ahmet, sevdiğinin güzel gülüşünü, ışıltılı gözlerini görüyor ve karakterini takdir ediyordu.
Ayşe’nin oğlunu da kendi çocuğu gibi kabul etti. Zamanla çocuk ona “baba” demeye başladı.
Bir gün Ayşe, eski kocasıyla yaşadığı evden bir arkadaşıyla karşılaştı.
“Ayşe, Mehmet’i gördüm! İnanabiliyor musun, metresiyle evlenmiş! Yeni doğum yapmış, çok kilo almış. Şimdi Mehmet sürekli işte kalıyormuş.”
Ayşe için fark etmezdi, eski kocasını uzun zamandır görmemişti. Nafakayı ödüyordu ama çok azdı, oğlunun hayatıyla nadiren ilgileniyordu. Ama bunlar onun için önemli değildi.
Çünkü şimdi, en iyi baba ve eş olan Ahmet’le gerçekten mutluydu.




