Bugün günlüğüme yazıyorum, çünkü yaşadıklarım beni derinden sarstı.
— Ayşegül Hanım, çocuk parkında yabancı bir adam kızınızla konuşuyordu.
— Ne demek konuşuyordu? Gülcan, ne diyorsun? Nerede o adam? Kimmiş?
— Nerden bileyim! Yanına gidip sormak istedim, ama kaçtı gitti, tozu dumana kattı.
— Hiç hoşuma gitmedi. Selen! Kızım, gel yanıma!
Beş yaşındaki kızı, her zamanki gibi sevimli, dağınık saçlarıyla koşarak gelip annesine gülümsedi.
— Anne! Orada çok tatlı köpek yavruları gördüm!
Ayşegül, kızının yüzüne dikkatle bakarak çocuk parkında neler olduğunu anlamaya çalıştı. Selen her zamanki gibi görünüyordu, ama içinde bir endişe vardı.
— Nerede gördün bu köpekleri? Kim gösterdi onları sana?
Selen şaşırdı, omuzlarını silkti:
— Kimse göstermedi, kendim gördüm. Üç tane vardı: ikisi siyah, biri beyaz benekli. Gel, sana göstereyim.
Ayşegül kızının elini sıkıca tuttu:
— Kim yaklaştı sana? Bir amca mı? Ne dedi sana? Rahatsız mı etti?
Selen’in şaşkınlığı iyice arttı:
— Anne, ne diyorsun? Dudakların titriyor. Kimse rahatsız etmedi beni. Sadece biri gelip seni tanıyıp tanımadığımı sordu.
Ayşegül’ün kalbi hızla çarpmaya başladı. Kim olabilirdi? Yoksa o muydu? Başka kim onu bu kadar iyi tanıyabilirdi?
— Nasıl biriydi? Anlatır mısın?
Ama Selen cevap veremedi, çünkü Ayşegül’ün telefonu çaldı. Eşi Mustafa arıyordu.
— Alo, canım?
Aklından, kızıyla konuşan o yabancıyı çıkaramıyordu. Mustafa’ya bahsetmeyi düşünmedi, Selen’e de söylemedi.
— Babamız gereksiz yere üzülmesin, diye açıkladı.
Bütün gece yatağında dönüp durdu, uyuyamadı. Sabah baş ağrısıyla uyandı, hiçbir şey yapmak istemiyordu. Mustafa akşam yemeği için dışarı çıkmayı teklif etti, o da kabul etti.
— Harika fikir! dedi, gülümsedi.
Evden çıkarken, komşu apartmanın önünde şüpheli bir figür gördü. Donup kaldı, kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
— Ayşe, ne oldu? diye seslendi Mustafa arabadan.
— Anne, hadi bin! Nereye bakıyorsun?
Ayşegül yavaşça arabaya bindi, ama gözü hâlâ o yabancıdaydı. İçinde tuhaf bir sıkıntı hissetti, sanki nefesi daralıyordu.
Restoranda rahatlayamadı. Mustafa telefon için masadan kalkınca, Selen konuştu:
— Anne, bugün o amcayı yine gördüm.
Ayşegül neredeyse çığlık atacaktı. Kızına baktı ve anladı: On yıldır hayatından çıkmış olan kişi geri dönmüştü.
— Akşam mı gördün onu? diye sordu mekanik bir sesle.
— Evet, restorana gelirken komşu apartmanın önünde duruyordu, bize bakıyordu.
Yemek bitip çıkarken, Mustafa elini tuttu:
— Ne oldu Ayşe? Kendinde değilsin.
Dayanamadı, açıkladı:
— Mustafa, Murat geri döndü.
Mustafa durakladı, şaşkınlıkla baktı:
— Murat mı? Seni aradı mı?
— Anne, Murat kim? diye atıldı Selen.
— Bir… tanıdığım, dedi Ayşegül, sonra eşine baktı, — Aramadı. Ama iki gündür evin önünde onu görüyorum.
Mustafa bir şey demedi. Eve döndüler. Apartmanın önünde Murat’ı gördü.
— Haklıymışsın, dedi Mustafa, — Oymuş. Seni bulmuş.
Ayşegül titrek bir sesle sordu:
— Onunla konuşmama izin verir misin?
— Ayşe, dedi Mustafa nazikçe, — O senin oğlun. Konuşmana engel olamam.
Arka koltukta uyuyan Selen’i görünce, Mustafa anladı:
— Sen git, biz bir tur atarız.
Murat’ın yanına yaklaştı. On yıldır görmemişti, yüzü değişmişti. Ama gözlerindeki o soğuk ifade aynıydı.
— Merhaba, dedi Ayşegül.
Murat hafifçe başını eğdi:
— Seni aradım. Sonra öğrendim ki Mustafa’yla evlenmişsin, bir de kızın olmuş.
Sesindeki keskinlik hiç değişmemişti.
— Lafını söylemeye mi geldin? diye sordu Ayşegül soğukkanlılıkla.
— Ben senin oğlunum, dedi Murat. — Eve davet etmeyecek misin?
— Barışçıl konuşmuyorsun. Neden geldin?
Murat sertçe güldü:
— Paraya ihtiyacım var.
Ayşegül’ün içi kıyıldı. Hiçbir annelik duygusu hissetmedi.
— On yıl önce benim için öldün, dedi soğukça. — Git Murat, bir daha karşıma çıkma.
Murat öfkeyle baktı:
— Senden nefret ediyorum. Keşke ölen babam değil, sen olsaydın.
Ayşegül sakin bir şekilde başını salladı:
— Belki, ama değiştiremezsin. Git.
Arkasından bakarken, hissettiği şeyin hiçlik olduğunu fark etti. Çünkü bir anne olarak, oğluna karşı zaten ölmüştü.
Bugün şunu öğrendim: Bazen sevdiklerimiz, en çok zarar verenler olabiliyor. Ve bazen, korunmanın tek yolu, uzak durmaktır.




