Lüsyenin babası oldukça sert bir adamdı. Annesi bile ondan korkar, bir laf etmeye cesaret edemezdi. Ama başka çocuklara karşı farklı davranırdı, güler yüzlü ve nazikti. Lüsyenin ve annesine ise hep bağırıp çağırırdı. Uzun zaman babasının onu neden sevmediğini anlayamadı. Gerçeği lise yıllarında öğrendi.
Okulda, babasının azarını duymamak için var gücüyle çalışırdı. Altıncı sınıftan beri hayali, iyi bir üniversite sınav puanı alıp İstanbul’daki bir üniversiteye girmekti.
Akrabalar ve aile dostları ziyarete geldiğinde, güzel ve akıllı kızlarını övmeyi ihmal etmez, ne olmak istediğini sorarlardı. Lüsyenin ise gözü babasındaydı, “Henüz karar vermedim,” derdi sessizce. Hayallerini kimseye anlatmazdı.
“On bir yıl okudu, yeter. Emekli olana kadar benim sırtımdan geçinmeyecek. Sağlıklı kız, çalışsın. Herkes bilim adamı, müdür olmak istiyor, peki kim çalışacak?” diye gürlerdi babası.
“Ne diyorsun, Paşam? Dinleme onu. Lüsyenin notları mükemmel. Bu notlarla kasap dükkânında mı çalışsın? Bugünlerde iyi bir iş bulmak için diploma şart. İyi bir iş bulursa, zengin bir damat da bulur,” diye yalvarırdı annesi.
Babası ise kulak asmazdı.
“Boş laf etme,” derdi, karısına öfkeli bir bakış fırlatarak. “Kızın ne işine yarayacak o diploma? Yemek yapmak, temizlik yapmak için diplomaya mı ihtiyaç var? Çocuk doğurmak için de gerekmez. Bilgi sadece baş ağrıtır. Sana ne faydası oldu, mesela?”
Annesi, onun bakışları altında küçülür, babası ise konuşmaya devam ederdi. Misafirler bu tartışmalar karşısında rahatsız olur, ailenin reisine karşı çıkmaz, sessiz kalırlardı.
Bu yüzden Lüsyenin de sesi çıkmazdı, hayallerini kimseyle paylaşmazdı. Ama üniversite sınavında iyi puan alınca, İstanbul’a gitmek istediğini açıkladı. Artık büyümüştü, kendi kararlarını verebilirdi. Kimse onu burada tutamazdı, babasının sırtından geçinmeye niyeti yoktu. Ona layık olduğunu gösterecekti. Artık korkmuyordu.
Babasının kaşlarını çatmış halini görünce cesareti kırıldı ama yine de İstanbul’a gitmek istediğini söyledi.
“Hiçbir yere gitmiyorsun, anladın mı? Seni büyüttüm, giydirdim, şimdi annenle bana destek olacaksın. Sana orada ne lazım?” Babası, öfkeli bir şekilde anneye baktı. O da gözlerini yere indirdi.
“Hiçbir yere gitmiyorsun!” Babası masaya yumruğunu vurdu, tabaklar zıpladı, çorba döküldü.
“Sen de onu savunma! Kendi karanlık geçmişini unutma,” diye homurdandı, anneye dik dik bakarak. “Bana ömür boyu minnettar olmalısın. Senin gibi birini aldım, adını kurtardım, bu nankörü büyüttüm.”
“Paşam, yapma, kızın yanında,” diye yalvardı annesi.
“Neden olmasın? Hakikati bilsin. Belki senden ders alır, aynı hatayı tekrarlamaz.” Babası elini salladı. “Armut dibine düşer.”
“Anne…” Lüsyenin gözleri doldu.
“Çalışacak, dedim!” diye bağırdı babası, kaşığı hızla ağzına götürdü.
Lüsyenin aklı karışmıştı. Babası işe gidince, annesi yanına geldi.
“Anne, neden bana böyle davranıyor?” diye ağladı.
İşte o zaman annesi her şeyi anlattı.
“Şimdi anlıyorum… Beni neden sevmediğini, okula göndermek istemediğini. Ama bilir misin, gerçek babam olmadığına sevindim,” dedi Lüsyen, gözyaşlarını silerek.
“Bir kez daha konuşacağım onunla. Al,” dedi annesi, katladığı parayı uzatarak. “Çok değil, ama idare eder. Sakla, bulmasın. Yavaş yavaş biriktirdim. Daha fazla yardım edemeyebilirim. Her kuruşun hesabını sorar.”
“Teşekkürler, anne. Bir çözüm bulacağım. Ama seni öldürür,” diye endişeyle annesinin yüzüne baktı.
“Öldürmez, belki biraz bağırır, belki bir iki tokat atar. Hakkıdır. Sen İstanbul’a git, oku, beni mahcup etme.”
Üç gün sonra, babası işteyken evden kaçtı.
Üniversiteyi kazandı, yurda yerleşti. Annesinin verdiği para bitince, yakındaki bir ofiste temizlik işine girdi. Akşamları, kimse kalmayınca gider, temizliği yapardı.
Yurtta, Marta adında güzel bir kızla oda paylaşıyordu. Marta, Lüsyenin aksine ders çalışmaz, eğlence peşinde koşardı. On beş yaş büyük, Arkadi adında bir adamla görüşüyordu. Bir gece kulübünde tanışmışlardı.
“Niye bu kadar yaşlı biriyle çıkıyorsun? Evli mi?” diye sordu bir gün Lüsyen.
“Ne anlarsın sen? Evet, evli, evet yaşlı, ama parası var. Fakir bir öğrenciden ne alabilirsin ki? Bu kıyafetler, bu makyaj malzemeleri nereden geliyor sanıyorsun? Ailem göndermiyor, zaten paraları yok. Küçük kardeşim ortaokula gidiyor. Arkadi bana bir daire kiraladı, yarın taşınıyorum. Yardım eder misin?”
“Tabii,” diye hemen kabul etti Lüsyen.
Daire büyük ve lükstü. Arkadi meşgul olduğunda, sık sık Marta’ya gider, hatta bazen gecelerdi.
Annesini özlüyor, babasının olmadığı saatlerde sık sık arardı. Yaz tatilinde gelmeyeceğini söylemişti. Bir gün Marta, onu güneye götürmeyi teklif etti.
“Param yok,” diye uyardı.
“Gerek yok. Arkadi ödeyecek. Seni de götürmemi istedi. Kıskanıyor, orada genç**”Yıllar sonra, kendisini bekleyen Nikolay’ın yanına döndüğünde, annesinin hikâyesinin tekrar etmeyeceğine dair için derin bir huzur hissetti.”**




