Acaba ömür boyu suçsuz olduğumu ispatlamak zorunda mı kalacağım?..
Ece televizyon seyrediyordu, eşi Bilgisayar başındaydı ki annesi aradı.
“Ne oldu, anne?” diye tedirgin sordu Ece, televizyonun sesini kısarak.
“Bir şey yok. Sadece aramak istedim.”
Ama Ece biliyordu ki annesi sebepsiz aramazdı.
“Anne, hadi söyle. Yine Merve bir şeyler mi yaptı?”
Annesi derin bir iç çekti.
“Bana kulağıma vızıldayıp durdu, sana gelmek istediğini söylüyor. Üniversiteye girmeye hazırlanıyormuş. Dersleri kötü, aklı fikri eğlencede. Hangi üniversite? Burada güzel bir koleje, sağlık meslek lisesine gidebilir. Ama duymak bile istemiyor.”
“Ancak benimle Cem tek odalı bir evde kalıyoruz. Onun bizimle yaşaması uygun olur mu, emin değilim,” dedi Ece.
“Anlıyorum. Korkarım sana kaçacak. İşte bu yüzden aradım, haber vereyim dedim. Belki sen vazgeçirebilirsin? Beni dinlemiyor artık. Tamamen elden çıktı.”
“Anne, o beni de dinlemez. Bir şeyi kafasına koyduysa, vazgeçiremezsin. Biliyorsun. Dayıma konuşayım, belki yanına alır.”
“Konuş bakalım Ece. Yalnız ailesi var. Biraz tuhaf olur.”
“Neden tuhaf olsun? Sonuçta onun kızı. Tamam anne, onunla konuşup sana geri döneceğim.” Ece telefonu kapattı.
“Annen mi aradı?” Cem bilgisayardan başını kaldırıp karısına baktı.
“Evet. Merve bize gelmek istiyormuş, üniversiteye girecekmiş.”
“Ee? Kazanırsa yurt verirler,” dedi Cem, tekrar ekrana döndü.
“Üniversite hayal, burada da kolej var. Ama o koleje bile gireceğini sanmıyorum. Asıl istediği evlenmek. Babasıyla konuşacağım, belki yanına alır. Almalı. Onun öz kızı.” Ece düşüncelere daldı.
“Hayır, dayıyı ikna etmeliyim. Cem yakışıklı bir adam. Öyle olmasa onunla evlenmezdim zaten. Merve’den her şey beklenir. Düğünümüzde gözünü ondan alamıyordu.”
Ece ile Merve’nin babaları farklıydı. Ece’nin babası, yedi yaşına bastığı yaz balığa gittiğinde boğulmuştu. Arkadaşlarıyla göl kenarında içmiş, sonra oltasını attığında kancası dibe takılmıştı. Babası suya girip kurtarmaya çalışırken akıntıya kapılmıştı.
Genç ve güzel annesi, Ece’yle tek başına kalmıştı. Kimseyi yanına yaklaştırmadı. Ta ki Ece beşinci sınıftayken, okullarına genç ve yakışıklı bir matematik öğretmeni gelene dek. Dedikodulara göre büyük şehirden mutsuz bir aşk yüzünden kaçıp buraya gelmişti.
Ece’nin sınıf öğretmeni oldu. Veli toplantısında annesini görür görmez aşık oldu. Sık sık evlerine gelmeye, Ece’ye derslerinde yardım etmeye başladı. Hatta sadece matematikle de sınırlı kalmadı. Kısa sürede Ece sınıfın en iyisi olmuştu, tabii dedikodular da artmıştı.
Sonra bir de annesi hamile kaldı. Evlenmek istemiyordu ama Ahmet Hoca –okulda böyle hitap ediyordu, evde ise dayı– ısrar etti. Nihayet nikâh kıydılar. Merve doğduğunda Ece ailenin büyüğü oldu. Bununla gurur duyuyordu. Annesi ona market gibi işleri emanet ediyor, bebek arabasıyla gezdiriyor, hatta bazen Merve’yle yalnız kalmasına bile izin veriyordu.
İki yıl böyle geçti. Sonra Ahmet Hoca’ya il merkezindeki bir liseden öğretmenlik teklifi geldi. Şaşırmadılar, çünkü iyi bir öğretmendi ve öğrenciler tarafından seviliyordu.
Annesi onunla gitmeyi reddetti. Nedeni hakkında hiç konuşmadı. Ama Ece büyüdüğü için birçok şeyi anlıyordu. Annesi, dayısının kendisinden daha genç olmasından utanıyordu. Büyük şehre döndüğünde onu terk edeceğinden korktuğu için, bırakıp gitmesine izin vermişti.
Ahmet Hoca gitti, onlar üç kişi kaldı. Boşanmanın ardından Merve için nafakasını düzenli ödedi, hatta Ece için de biraz para gönderdi. Annesinin zorlanacağını biliyordu.
Ece ile Merve birbirinden çok farklıydı, sadece görünüş olarak değil. Ece derslerinde başarılı, sakin ve azimli bir kızdı. Liseyi bitirince üniversiteye kolayca yerleşti.
Merve ise derslere ilgisizdi. Küçük yaştan beri güzel olduğunu biliyor ve bunu kullanıyordu.
Üniversitedeyken Ece bir gün alışveriş merkezinde Ahmet Hoca’ya rastladı. Eşi ve küçük oğluyla birlikteydi. Durdu, annesini ve Merve’yi sordu. Hatta karşılaşmaktan memnun bile oldu. Telefon numarasını ve adresini verdi, bir ihtiyaç olursa aramasını söyledi.
Ece birkaç kez parasız kaldığında ona uğradı. Ama eşinin hoşnut olmadığını görünce gitmemeye başladı. Ahmet Hoca da onu aramadı.
Annesinin aramasından sonraki gün, Ece dayısını aradı.
“Ece!” diye sevinçle karşıladı. “Nasılsın? Annen nasıl? Uzun zaman oldu.”
“Evlendim dayı. Çalışıyorum. Her şey yolunda. Arayışımın sebebi Merve.”
Sesinin gerildiğini hissetti. Sessizce ne diyeceğini bekliyordu.
“Annem dün aradı. Merve’nin buraya gelip üniversiteye girmek istediğini söyledi. Biz Cem’le tek odalı bir evde oturuyoruz. Belki bir süre sizde kalabilir diye düşündüm.”
“Eşimle konuşup sana döneceğim. Nereye girmek istiyor?”
“Dürüst olayım, bilmiyorum. Kazanacağından emin değErtesi gün Merve’nin bavulunu toplayıp evden ayrıldığını gördüklerinde, Ece ile Cem arasındaki güvenin yeniden inşa edilmesi zaman alacaktı.




