Sabahın erken saatlerinde Aylin’in içine bir his çöktü, bir şey olacak gibiydi. Aslında olacak her şey çoktan olmuştu bile. Aşk da, aile de… Şimdi tek başınaydı. Otuz altı yıl birlikte yaşadığı eşi İbrahim, iki yıl önce vefat etmişti. Oğlu Mehmet’in kendi ailesi, iki çocuğu vardı, hepsi sapasağlamdı. “Ah,” diye düşündü birden, “Yarın 8 Mart! İşte o his buydu.”
Sonra İbrahim geldi aklına. Kimse ona mimozalar ya da laleler getirmeyecekti artık. Yok, dur! Ya Mehmet? Mutlaka uğrayıp kutlayacaktır onu.
Eskiden bir yazlıkları vardı. Geçmişteki ekonomik krizlerden sonra almışlardı o küçücük evi, altı yüz metrelik bahçesiyle. Çalışırken yazın tatillerde, hafta sonları koşturarak gidip gelirdi. Emekli olunca neredeyse tüm yaz orada yaşamaya baţladı, şehre sadece yıkanmak ve alışveriş için gelirdi.
O yaz hava kurak ve sıcaktı. Her gün bahçeyi sulamak gerekiyordu. İbrahim her zamanki gibi cuma akşamı işten döndü. Aylin onun solgunluğunu hemen fark etti.
“Bir şeyin yok ya?” diye sordu endişeyle.
“Yok, hava çok bunaltıcı,” diye geçiştirdi İbrahim.
“Sen dinlen, ben hallederim, az kaldı zaten. Gölgede bankta otur biraz,” dedi Aylin.
İbrahim oturdu, güneşle ısınmış evin duvarına yaslandı, onun hortumla sebzeleri sulamasını izledi. Aylin işini bitirip yanına gittiğinde bir şeylerin ters gittiğini anladı. Uyukluyor gibiydi. Omzuna dokununca yana yığıldı. Bankta, uykusunda ölmüştü.
Aylin o sonbahar yazlığı sattı. Artık oraya gidemezdi. Hep onu bankta otururken görüyor gibiydi. Oğlu da destekledi:
“Zaten kurtulmalıydın o yazlıktan. Neden üzüleyim ki, her şey markette var artık.”
Kendisi eşi ve çocuklarıyla tatile deniz kenarına gidiyordu. Yazlıktan gelen parayı Mehmet’e verdi Aylin. İki çocuğu vardı, ona daha çok gerekiyordu. Kendisine de emekli maaşı yeterdi. Yeniden çalışmayı düşündü ama oğlu engel oldu:
“Alacağın üç kuruş için stres mi çekeceksin? Özlediysen ders işini, torunlarla ilgilen. Ben varım ya, bir şey olursa yardım ederim.”
İşte böyle tek başına yaşıyordu. Erkek eli tabii eksik oluyordu ama Mehmet bir şey bozulduğunda tamircileri çağırıyordu.
Son yıllarda İbrahim’le çok iyi geçinmişlerdi. Gençliklerinde ise neler neler yaşanmıştı. Öyle kavga ederlerdi ki neredeyse boşanacaklardı. İbrahim işten sonra “arkadaşlarla bir şeyler içmeye” giderdi ama kadınlar hisseder ya, Aylin de anlamıştı. Bir gün dayanamayıp her şeyi yüzüne vurdu ve kapıyı gösterdi. Hem de mikrop mu getirecek eve?
İbrahim bavulunu topladı, koltuğa oturdu. Tam o sırada Mehmet okuldan geldi. On üç yaşındaydı. Babasını bavulla görünce anladı olanları. Büyümüştü de, her şeyi duyuyordu zaten.
“Benden nefret edecek misin?” diye sordu İbrahim.
“Edeceğim,” dedi Mehmet ve odasına gidip kapıyı çarptı.
“Yapamıyorum! Yapamıyorum!” diye mırıldandı İbrahim, dizlerine vurdu. Kalkıp bavulu koltuğun arkasına itti. “Yemeğe bekler miyim?” diye sordu, Aylin’e bakmadan.
Aylin kavgalardan, hesap sorAylin, uzun yıllar sonra ilk kez, deniz kokusunu içine çekerek gülümsedi ve “Belki de hayat bana yeni bir sayfa açıyor,” diye düşündü.




