Kahraman Baba

Bugün de marketten aldıklarımı taşıyarak üçüncü kata çıkarken, merdiven basamaklarını sayıyordum. Tıpkı oğlumla anaokulundan dönerken yaptığımız gibi. Barış, önce benimle birlikte tekrar ederdi, sonra da birkaç ay içinde kendi kendine saymaya başlardı. “Ne çabuk büyüdü. Allah’ım, lütfen sağ salim geri dönsün…” diye içimden geçirdim, bir dua gibi.

Üst kattan bir kapı sesi geldi, aceleci adımlar duyuldu. İkinci ve üçüncü kat arasındaki sahanlıkta durdum, kenara çekildim.

“Merhaba!” dedi komşumuzun on dört yaşındaki kızı Defne, neşeyle.

“Defne, dur! Bereyi unuttun!” diye seslendi annesi yukarıdan.

Kız isteksizce geri döndü.

“Hava sıcak zaten. Sürekli bere tak diye üstüme geliyorsun,” diye mırıldandı.

Annesi aşağıya indi, kızı bir örgü bere uzattı.

“Akşam serin olacak. Fazla oyalanma, tamam mı? Dans dersinden sonra hemen eve gel.”

“Tamam.” Defne bereyi aldı ve koşarak aşağıya indi.

“İyi de, bereyi giy!” diye arkasından seslendi annesi.

“Merhaba, Ayşe. İşten mi geliyorsun? İşte bu haylaz, hep böyle başı açık gezmek istiyor, sonra da burnu akmaya başlıyor,” diye dert yandı komşum.

Birlikte merdivenleri çıkmaya başladık. Ben yine basamakları saymaya döndüm, ama komşum sözümü kesti.

“Oğlun nasıl? Arıyor mu?”

“Hayır,” diye iç çektim.

“Evlat büyütürsün, büyütürsün, sonra büyür giderler. Biz de onlar için endişelenir, bekleriz. Başka ne yapabiliriz ki? Oğul için korkmak bir yana, kız için daha beter. Bir kaçar gider, sonra nerede, kiminle diye düşünür durursun. Onun kafasında ise sadece dans var.”

Kendi kapımın önüne geldiğimde durdum. Ceketimin cebinden anahtarı çıkarırken, komşum kendi kapısının ardında kayboldu. Antreye girdim, alışkanlıkla askılığa baktım. Her gün kalbim hop ederek Barış’ın geri döneceğini umuyordum. Askıda sadece benim mevsimlik ceketim sallanıyordu.

Aldıklarımı ayakkabı dolabının üzerine koydum ve üzerimi çıkarmaya başladım. Eskiden Barış beni karşılamaya koşar, bir an önce haberlerini anlatmaya çalışırdı.

“Biraz bekle, üzerimi çıkarmama izin ver,” diye yorgunca söylenirdim. “Çantayı karıştırma, ağır.”

Sonra büyüdü, ben işten gelince onu çağırmaya başladım, aldıklarımı mutfağa götürmesini ister, okuldaki durumunu sorardım.

“İyi, her şey yolunda,” diye cevap verir, çantayı mutfağa götürüp hemen odasına çekilirdi.

Liseyi bitirdi, üniversiteye başladı. Artık eve geldiğimde onu pek bulamıyordum. Haberlerini de giderek daha az paylaşıyordu.

“Belki bir kedi almalıyım? Eve gelince beni karşılar, dönmek bu kadar zor gelmez…” diye düşündüm, iç çektim. Her işten döndüğümde böyle düşünüyor, sonra unutuyordum. Alelacele bir şeyler atıştırıp televizyonun karşısına geçer, haberleri izlerdim.

Ekrandaki herkesin aynı üniformayı giymiş erkeklerin arasında onu görme umuduyla bakıyordum. Yüzlerinin yarısı maskeliydi. Gözleri farklıydı, ama bakışları aynıydı – yorgun, sakin, ancak bir umutla kameraya dikilmiş. Sevdikleri tanır, yaşıyor olduğunu görür diye. Belki bir tanesi Barış’ımdı. Tanıyacağıma inanıyordum…

Dört Ay Önce

“Barış, evde misin?” diye seslendim, kapıyı açarak.

“Evdeyim,” diye cevap verdi odasından ağır adımlarla çıkarak.

“Bu saatte ne işin var burada?” Mutfağa geçip alışveriş poşetini bırakırken o da arkamdan sürüklenerek geldi. “Aç mısın?” Poşetten aldıklarımı buzdolabına yerleştirirken o karşımdaki sandalyeye oturdu.

“Niye susuyorsun? Bir şey mi oldu?” Elindeki lor peyniri paketiyle donakaldım.

“Sağlamım, merak etme anne. Her şey yolunda.”

Ama oğlumun endişeli ifadesi beni rahatsız etmişti. Peyniri buzdolabına koydum, poşeti katlayıp dolaba yerleştirdim.

“Yarına lor tatlısı yapayım,” derken onun yüzüne dikkatle bakıyordum.

“Otur,” dedi, az önce poşeti koyduğum sandalyeyi işaret ederek. İtaat ettim, ama kalbim hemen hızla çarpmaya başladı.

“Beni korkutuyorsun. Ne oldu yani? Evlenmeye mi karar verdin?”

“Anne, askere gidiyorum.”

“N-Nasıl?” Sanki nefesim kesilmişti. “Hemen mi? Askerliğini yapmadın ki sen…”

“Hemen değil. Sadece söylemedim. Önce eğitim alacağım, sonra…”

“Hayır,” diye başımı salladım. “Daha üniversiteyi bitirdin, iyi bir iş buldun… Ya ben? Beni hiç düşünmedin mi? Benden başka kimim var senin… Böyle yapamazsın bana. Niye? Ne oldu?”

“Savaş oldu, anne. Kenarda duramam. Sağlıklı, güçlü bir erkeğim, eğitimim de uygun.”

“Erkek değilsin, daha çocuksun. Daha yirmi üç yaşındasın…”

Oğlumun sert bakışlarıyla karşılaşınca sustum. Gözlerim dolmuştu, yüzü bulanıklaşıyordu. Göz yaşlarımı sildim.

“Ne zaman?” Yanaklarımdan iri damlalar süzülüyordu.

“Yarın. Anne, üzgünüm, ama başkaları savaşırken kenarda duramam…”

Hızla ayağa fırladım, ona sarıldım.

“Gitmene izin vermeyeceğim…”

“Anne, kararımı verdim,” dedi, ellerimi omuzlarından zorla çekerek.

Sonra bir şekilde sakinleştim. UzSonra kapı çaldı, açtığımda Barış’ın yanında duran adamın gözlerine baktım ve yılların öfkesi yerini bir anlık huzura bıraktı, çünkü ikisinin de sağ salim eve dönmüş olması her şeyden önemliydi.

Rate article
Lifequest
Kahraman Baba