— Korkuyorum… — Leyla, apartmanın önünde durdu, avuçları terlemişti.
— Neden? Annemle babamdan mı? — diye sordu Kerem, elini tutarak onu sakinleştirmeye çalıştı.
— Ya onlara beğenmezsem? — Leyla’nın gözleri doldu, sesi titredi.
— Endişelenme. Her şey güzel olacak. Seni seviyorum. Evleneceğim kişi sensin, onlar değil. Hadi içeri girelim. — Kerem, onu apartmana doğru çekti.
— Annemin adı Selma Hanım. Sakın unutma. — Diye tembihledi.
Leyla yavaşça tekrarladı.
— Heyecandan her şeyi karıştıracağım, eminim… — iç çekti.
— Peki babanın adı?
— Ahmet Bey! — diye sevinçle atıldı Leyla. — En azından babanın adı kolay. Anneninki neden öyle? Büyükbaban yabancı mıydı?
— Ne alakası var?
Asansöre bindiler, sessizlik çöktü.
— Adını, babaannemden almış. Onu hiç tanımadım, genç yaşta vefat etmiş. Zaten ailesi İzmirliydi, dedem orada tanışmış onunla. — Kerem, kapı açılırken Leyla’yı kendine çekti. — Korkma, yanındayım.
Kapıyı açan, ince yapılı, kısa saçlı bir kadındı. Leyla, Kerem’in annesinin bu kadar genç göründüğüne şaşırdı. Gülümsedi ve içeri buyur etti. Üzerine giydiği beyaz gömlek ve akışkan ipek pantolon, zarafetini tamamlıyordu. Işıkta yüzündeki kırışıklıklar belli oluyordu.
— Merhaba, — dedi Leyla, Kerem’den yardım istercesine baktı. Ama o sessizdi. Yanlış yapmaktan korktuğu için Selma Hanım’a hitap etmeye cesaret edemedi.
— Buyurun Leylacığım, rahat ol. Adımı ilk duyan herkes şaşırır zaten, — diyerek gülümsedi. Leyla’nın yüzü hafifçe rahatladı.
— Ayakkabı çıkarmana gerek yok, geç içeri. Ahmet! Nerede kaldın? — diye seslendi.
Bir süre sonra geniş omuzlu, yakışıklı bir adam odaya girdi. Leyla, ona bakarken birden eski bir Yeşilçam yıldızını hatırladı. Yanında Selma Hanım neredeyse küçük bir kız gibi duruyordu. “Gençliğinde nasıl biriyse, şimdi bile bu kadar etkileyici…” diye düşündü.
— Ahmet Bey, — diyerek elini uzattı. Leyla, minik elini onunkine bıraktı. Sıcak, kuru ve kibar bir tokalaşmaydı.
— Sofraya buyurun, yoksa yemek soğuyacak, — diye seslendi Selma Hanım.
— Kerem, Leyla’ya ikram et. — Ahmet Bey, açık şarap şişesinden bardaklara doldururken oğluna baktı.
Selma Hanım, sıkmadan sorular soruyor, arada kendi ailesinden bahsediyordu. Şarabın ve sıcak ortamın etkisiyle Leyla’nın gerginliği azalmıştı.
— Ailen hiç endişelenmesin. Düğünle ilgili her şeyi biz hallederiz, — dedi sonunda Selma Hanım, gülerek.
Kerem’in ailesi Leyla’ya mükemmel görünüyordu. Kendi ailesi ise öyle değildi. Annesi sofrada herkesi doyurmaya çalışırken, babası içkiyi fazla kaçırır, konuşmalarıyla herkesi bunaltırdı. Üstelik sarhoşken annesine kaba davranır, aşağılardı. Leyla, bu yüzden hep utanç duyardı.
Düğüne onları davet etmek istemiyordu ama kırılırlardı. Keşke onun da Kerem’inki gibi bir ailesi olsaydı. Neden onunla evlenmeyi kabul etmişti ki? Tamamen farklı dünyalardan geliyorlardı… Dalgınlıkla Kerem’in son sözlerini kaçırdı.
— Ne dedin? — diye toparlandı.
— Annemler seni çok beğendi, dedim.
— Ailen harika. Keşke biz de senin ailen gibi olsak. Birbirlerini sevdikleri belli. Seni de… Benimkiler ise… Düğünde nasıl davranacaklar, düşünemiyorum.
— Üzülme. Görürsün, seni mahcup etmezler. Bizim evde de tartışmalar olur, belki seninkiler kadar sık ve yüksek sesli değil. Bu arada, gelinliğini seçtin mi? En güzel gelin sen olacaksın, — diyerek Leyla’yı öptü.
Leyla, gelinlik alışverişine yalnız gitmek istemiyordu. Annesiyle gitmek de işe yaramazdı; her şeyde tutumlu davranan biriydi. Tek seçeneği arkadaşı Deniz’di. Eve döner dönmez onu aradı.
Deniz, telefonu açınca heyecanla konuşmaya başladı. Önce Leyla’yı sorguladı, sonra kendi hayatından bahsedip durdu. En sonunda, — Peki sen neden aradın? — diye sordu.
— Gelinlik seçmeme yardım eder misin? — dedi Leyla.
— Evleniyor musun? Harika! Tabii ki! — diye bağırdı Deniz, ardından eski bir okul arkadaşlarının düğününden bahsetmeye başladı. Leyla’nın pek umrunda değildi.
— Yani gelir misin? — diye sözünü kesti.
— Tabii ki! Ne zaman?
Ertesi gün gelinlik mağazası yakınındaki bir kafede buluşmaya karar verdiler.
“Ne gürültücü bir kız…” diye düşündü Leyla, telefonu kapattı. Ama başka kime gidebilirdi ki?
Kafeye erken vardı. Garsona, — Biraz bekleyeceğim, — dedi. Menüyü geri verdi. Deniz, her zamanki gibi geç kalmıştı. Etrafı izlerken bir anda Ahmet Bey’i fark etti. Genç, sarışın bir kadınla oturuyor, el ele tutuşmuşlardı. Bir şeyler anlatıyor, kadın da gülüyordu. Sonra… onu öptü.
Leyla dehşete düştü. “Kerem bunu biliyor mu? Selma Hanım?” Hemen kalkıp gitmeliydi. Ama hareket edemedi. Tam o sırada Deniz girdi, tüm kafedekilerin dikkatini çekecek şekilde bağırarak: — Leyla! Buraya! —
Ahmet Bey onları görmüş müydü? Leyla, Deniz’i susturmaya çalıştı ama nafile. — Hadi gidelim, başım ağrıyor, — diyerek aceleyle çıktı.
Deniz peşinden koştu: — Niye kaçıyorsun? Bir şey mi oldu? —
O akşam eve döndüğünde, Kerem’in sıcak kollarında tüm endişelerini unuttu ve hayatının en güzel düğününü yapmaya karar verdi.




