Kemal uzun süre telefonuna baktı. Zaten erteliyordu. Derin bir nefes aldı ve arama tuşuna bastı. Bir kez çaldı, iki kez… “Hayır, yapamayacağım,” diye düşünüp korkaklığına kızdı. Tam kapatacaktı ki, Ahmet’in sesi duyuldu:
“Merhaba, seni gidi seni! Neredeydin?”
“Merhaba. İşler yoğundu…”
“Her şey yolunda mı? Yardım lazım mı?” diye hemen atıldı arkadaşı.
“Yok, her şey tamam. Siz nasılsınız?”
“Biz de iyiyiz. Yalnız Leyla’yı bir türlü anlamıyorum. Aşık oldu, inanabiliyor musun? Bazen ağlıyor, bazen dans ediyor. Evden çıkmıyor, sonra gece yarısına kadar dışarda. En kötüsü de susuyor, direniyor. Peki sen hala evlenmedin mi?”
Kemal yutkundu, sanki on metreden suya atlıyormuş gibi. İşte geldi, o kaygan soru.
“Hayır, ama artık düşünüyorum,” dedi boğuk bir sesle.
“Demek ki nihayet o beklenen kadını buldun? Zamanı gelmiş, dostum. Düğününde bizi unutma, kırılırım.”
“Tabii ki, siz olmadan olmaz.”
“Bize gelmeyecek misin?”
Kemal bu soruyu bekliyordu. Artık geri dönüş yoktu.
“Aslında… zaten buradayım, geldim.”
“Ne? Neden söylemedin, seni gidi! Otelde misin? Ayşe kırılır. Ne zaman geleceksin?”
“Yavaş ol, sorularına yetişemiyorum,” diye güldü Kemal. “Bir ara uğrarım.”
Aslında altı aydır şehirdeydi. Ama Ahmet’in bundan haberi yoktu. Ev almış, döşemiş, işini ayarlamıştı. Bir de babası hastaydı. Ama asıl sebep Leyla’ydı.
“Bir ara falan yok! Duydun mu? Seni bilirim. Hemen şimdi gel,” diye ısrar etti Ahmet.
“Bugün artık geç oldu. Yarın,” diye söz verdi Kemal.
“Yarın bekliyoruz. Ayşe’ye haber vereyim.”
İlk adım atılmıştı. Ah, Ahmet ona ve Ayşe’ye ne hazırladığını bilseydi, bu kadar sevinmezdi. Leyla onlarla gurur duymalıydı. Ama o, kızının ailesiyle tanışmaktan korkan bir korkak gibi davranıyordu. “Leyla benden iyi, ağzı sıkı. İnanamıyorum, bebekken kucağımda tutuyordum, şimdi evlenmek istiyorum.”
Ama her şey sırayla…
***
Üniversitenin ilk yılından beri arkadaştılar – Ahmet, Kemal ve Ayşe. İkisi de güzel ve zeki kıza vurulmuştu. Birçok kişi ona ilgi duyuyordu ama Ahmet ve Kemal’le yarışamazdı. Onun yüzünden kavga ettiler, kimse geri adım atmak istemiyordu. Ayşe arkadaşlarının hislerini anlasa da, hiçbirini kayırmıyordu.
Sonunda bir anlaşma yaptılar: Ayşe kimi seçerse, diğeri karışmayacaktı. Ama her ikisi de onun dikkatini çekmek için uğraştı. Üçüncü yılın sonunda Ayşe, Kemal’e yakınlaşmaya başladı. Ahmet çileden çıktı ama sözüne sadık kaldı. Hatta ikisini görmemek için okula bile gitmez oldu.
Kemal bir şişe rakı alıp Ahmet’e gitti. Bütün gece içtiler, konuştular. Sonunda Kemal anladı ki, Ahmet Ayşe’yi ondan daha çok seviyordu.
Çözüm basitti – başka birine aşık olduğunu söyledi. Ayşe kıskandı, kavga çıkardı, ağladı. Tam Kemal’in istediği gibi, teselliyi Ahmet’te buldu.
Ahmet onu öyle çok sevdi ki, Ayşe de karşılık verdi. Kemal kıskandı ama Ayşe’nin böyle daha mutlu olacağını biliyordu. Hiç pişman olmadı. Mezun olduktan hemen sonra evlendiler. Kemal düğünlerinde şahit oldu. Dokuz ay sonra Ayşe kızlarını doğurdu. İkisi de çiçeklerle hastanedeydi.
Ahmet kızını kucağına aldı ama hemen Kemal’e verdi. “Al, tutamayacağım, çok heyecanlandım,” dedi.
Kemal baktı, kırmızı dudaklı, minicik bir melek gördü. Kalbi sıcaklıkla doldu. “Bu benim kızım olabilirdi,” diye geçirdi içinden.
Birkaç gün sonra Kemal birden şehri terk etti. Önce Ankara’ya, sonra Doğu’ya gitti. Tatillerde ziyaret ediyordu. Leyla her geçen gün annesine daha çok benziyordu. Kemal kendi mutluluğunu bulamadı.
***
Leyla’ya hep özel davrandı. Belki hastanede gördüğü o an yüzündendi. Bu tatilde, ne kadar büyüdüğüne şaştı. Artık eskisi gibi koşup yanağından öpmüyordu.
Geri dönme zamanı gelmişti. Anne babası yaşlanıyordu. Leyla’yı görünce nasıl özlediğini anladı. Söz verdi ki, ailesiyle konuşacaktı.
Ahmet’le dışarı çıktı. “Anlat, ne oldu?”
Kemal her şeyi itiraf etti. “Öleyim mi? Kaybolayım mı? Ne dersen…”
“Bana Ayşe’den intikam mı alıyorsun? Leyla hamile mi?” diye çıkıştı Ahmet.
“Beni ne sanıyorsun? Temiz olsun diye uğraştım.”
O gece Leyla ağlayarak geldi. Kemal onu teselli etti. Ahmet sabah kabul etti. “Tamam, evlenin. Ama üniversiteyi bitirsin.”
Düğünleri sade oldu. Leyla harika bir gelindi. İlk gece… Kemal hiç bu kadar mutlu olmamıştı.
Sonra Ayşe hastalandı. Kemal her şeyi sattı, tedavi için Almanya’ya gönderdi. İyileşti. Leyla hamile olduğunu söyledi. “Anne, sana ihtiyacım var,” dedi. Kemal anladı ki, bu Ayşe’ye yaşama azmi veriyordu.
Torun doğduğunda, hastanede hepsi oradaydı. Artık kimin baba olduğundan şüphe yoktu. Kemal öyle mutluydu ki, Ayşe ile Ahmet anladı: Kızlarını ölene kadar koruyacaktı.
Aşk… Onun hakkında ne biliyoruz ki?




