Aşkın Hikayesi

**Aşk**

Kemal uzun süre telefona bakarak oturdu. Çoktan beri erteliyordu bu anı. Derin bir nefes alıp sonunda arama tuşuna bastı. Bir kez çaldı, iki kez… “Hayır, yapamam,” diye içinden söylenirken telefonu kapatacaktı ki, tam o anda Arda’nın sesi duyuldu:

“Selam, şeytanın çocuğu! Nerede kaldın sen?”

“Selam. İşler biraz yoğundu…”

“Bir şey mi oldu? Yardım lazım mı?” diye atıldı hemen arkadaşı.

“Yok, her şey yolunda. Siz nasılsınız?”

“Biz de iyiyiz. Ama Aylin’in hâli var bir garip. Âşık olmuş, inanamazsın! Bir ağlıyor, bir dans ediyor. Bazen evden çıkmaz, bazen de gece yarısına kadar dolaşıyor. En kötüsü de hiçbir şey anlatmıyor. Ya sen, hâlâ evlenmedin mi?”

Kemal, on metrelik bir kuleye çıkıp suya atlamadan önceki gibi yutkundu. İşte o kaygan soru.

“Hayır, ama evlenmek üzereyim,” dedi sesi titreyerek.

“Vay canına! Demek sonunda o kız bulunmuş, değil mi? Geç bile kaldın, dostum. Düğünde unutma bizi çağırmayı, yoksa kızarım.”

“Tabii ki. Siz olmadan olmaz.”

“Bize gelmeyi düşünüyor musun?”

Kemal bu soruyu bekliyordu. Artık geri dönüş yoktu.

“Zaten geldim, buradayım.”

“Nasıl yani? Niye söylemiyorsun, şeytanın çocuğu! Otelde misin? Sema kızacak. Ne zaman uğrayacaksın?”

“Hey, yavaşla! Sorularına yetişemiyorum,” diye güldü Kemal. “Uygun bir zamanda uğrarım.”

Aslında altı aydır buradaydı ama Arda’nın bunu bilmesine gerek yoktu. Daire almış, eşyalarını yerleştirmiş, iş ayarlamıştı. Bir de babası hastaydı. Ama asıl sebep Aylin’di; ondan önce ortaya çıkmak istememişti.

“Uygun zaman falan dinlemem. Ben seni bilirim. Hemen şimdi gel bize,” diye tutturdu Arda.

“Bugün geç oldu. Yarın gelirim,” diye söz verdi Kemal.

“Tamam, yarın bekliyoruz. Şimdi gidip Semayı sevindireyim.”

İlk adım atılmıştı. Ah, arkadaşı onlara nasıl bir oyun oynadığını bilseydi, bu kadar sevinmezdi herhalde. Aylin onunla gurur duymalıydı. Ama o, kızının ailesiyle tanışmaktan korkan ürkek bir delikanlı gibi davranıyordu. **”Ama Aylin harika, hiç laf kaçırmadı. İnanamıyorum, daha dün kundaktaydı, şimdi onunla evlenmek istiyorum.”**

Ama her şey sırayla…

***

Üniversitenin ilk yılından beri arkadaştılar: Arda, Kemal ve Sema. İkisi de güzel ve zeki bu kıza âşık olmuştu. Sema birçok kişinin beğenisini kazanmıştı ama kimse Arda ve Kemal’in rekabetine dayanamadı. Onun yüzünden kavga bile etmişlerdi; ikisi de vazgeçmek istemiyordu. Sema, arkadaşlarının kalbinde kopan fırtınalardan haberdar olsa bile, hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranıp ikisine de eşit mesafede duruyordu. Üstelik, şunu da söylemek gerek, bu durumdan faydalanmıyordu.

İki genç deliye dönmüştü. Neredeyse yumruk yumruğa geleceklerdi. Sonunda anlaştılar: Eğer Sema ikisinden birini seçerse ya da başka biriyle çıkarsa, karışmayacaklardı. Ama yine de her ikisi de onun dikkatini çekmek için elinden geleni yapıyordu. Sema hiçbirini kayırmayınca, tek yapacakları şey beklemekti.

Üçüncü sınıfın sonunda Sema bir anda Kemal’e ilgi göstermeye başladı. Kemal’in gururu yerine gelmişti. Arda ise hayal kırıklığı ve aşkından çılgına dönüyordu ama anlaşma anlaşmaydı. Kendini öyle geri çekti ki, ikisini görmemek için okula bile gitmez olmuştu.

Kemal bir şişe rakı alıp arkadaşının kapısını çaldı. Bütün gece içtiler, konuştular. Sonunda Kemal fark etti ki, Sema’yı Arda kadar sevmiyordu. Arda gerçekten onsuz yaşayamazdı.

Sorunu basitçe çözdü: Başka bir kıza ilgi duyuyormuş gibi yaptı. Tabii ki Sema kıskandı, Kemal’e kavga çıkardı, ağladı, ona ihanetle suçladı. Kemal’in hesapladığı gibi, teselliyi Arda’nın yanında buldu.

Arda ise ona öyle delicesine âşıktı ki, kısa sürede Sema da ona karşılık verdi. Kemal elbette kıskanıyordu, aşk bir anda geçmemişti, ama Sema’nın Arda ile daha mutlu olacağını biliyordu. Bu yaptığından hiç pişman olmadı. Ne Arda ne de Sema, ailelerinin mutluluğunda onun oynadığı rolü anladı.

Mezun olduktan hemen sonra evlendiler. Kemal düğünlerinde şahitleriydi. Dokuz ay sonra Sema bir kız çocuğu doğurdu. İki arkadaş birlikte hastaneye gittiler, çiçeklerle. Hemşire bile tereddüt etti, pembe kurdeleyle bağlanmış olan o kutsal paketi kime vereceğini.

Arda öne çıktı, kızını kucağına aldı, ama sonra Kemal’e uzattı.

“Al, tutamayacağım, çok heyecanlıyım,” diye fısıldadı.

Kemal aldı, örtünün arasından baktı ve pembe dudakları, minicik burnu, kadife yanaklarıyla küçük bir mucize gördü. Kalbi öyle bir sıcaklık ve sevgiyle doldu ki, gözleri yaşardı. **”Bu benim kızım olabilirdi,”** diye düşündü.

Birkaç gün sonra Kemal aniden şehri terk etti. Önce Eskişehir’e, sonra da Doğu’ya gitti. Tatillerde geldiğinde arkadaşlarını ziyaret ederdi. Aylin, annesinin aynısıydı. İncecik örgüleriyle zayıf bir kızken, şimdi güzel ve zarif bir genç kadına dönüşmüştü. KemalKemal, Aylin’i kollarında tutarken, hayatının bütün parçalarının tam da olması gerektiği gibi birleştiğini hissetti ve bu aşkın hiçbir zaman geçmeyeceğini anladı.

Rate article
Lifequest
Aşkın Hikayesi