Her Şey Yoluna Girecek, Oğlum…

“Her şey yolunda olacak, evladım…”

Telefondaki cızırtılı hattan yükselen sıcak bir ses: “Emre, evladım, benim, annen.”

Emre, annesinin her aradığında “Ben, annen” diye başlamasından hep rahatsız olmuştu. Sanki onun sesini tanımıyordu! Kaç kez anlatmıştı, arama geldiğinde ekranda isminin çıktığını… Ama annesi Nermin Hanım eski tuşlu telefonuna sımsıkı bağlıydı. Oğlu bir kez daha yeni bir telefon almış, düğmeleri büyük, ekranı geniş… Kullanmayı reddetmişti:

“Bu yaştan sonra bana teknoloji gerekmez, evlat. Şunu Gülizar’a ver. Onun kızı böyle şeyler almadı hiç. O sevinir.”

Gülizar teyze sevinmişti. Telefonu hemen kavramış, kullanmayı öğrenmişti. Emre onu boşuna vermemişti elbet. Annesine bir şey olursa, Gülizar teyze hemen haber verecekti. Telefona kendi numarasını bile kaydetmişti.

“Anne, senin aradığını biliyorum,” dedi Emre gülümseyerek. “İyi misin?”

“Evladım… Hastanedeyim.”

Soğuk bir ter Emre’nin sırtına yayıldı.

“Ne oldu? Kalp mi? Tansiyon mu?” diye hızla sordu.

“Yarın ameliyat olacağım. Fıtığım iltihaplanmış. Dayanacak halim kalmadı.”

“Niye daha önce aramadın ki? Anne, yarın gelip seni alacağım. Şehre götüreceğim. Burası gibi değil, doktorlar daha iyi. Lütfen ameliyat olma, beklet onlar—”

“Evladım, merak etme. Mehmet Hocayı hatırlıyor musun? Çok iyi bir doktor—”

“Anne, beni dinle!” Emre sözünü kesti, sesi yükseldi çünkü annesininki giderek zayıflıyordu. “Sabah oradayım. O zamana kadar ameliyatı ertelet!”

“Korkma… Her şey yolunda olacak, evladım. Seni seviyo—”

Telefon ani bir sessizliğe büründü.

Emre ekrana baktı. Karanlık arka planda parlayan saat: 23.50.

Annesinin sesi son anda derinlerden gelmiş gibiydi. Hiç bu saatte aramazdı. Bir şeyler ters gidiyordu. Numarayı çevirdi, kimse açmadı. Bir daha, bir daha…

Bilgisayarı kapattı, paltosunu aldı. Çıkmak üzereyken telefon şarj aletinin hâlâ prize takılı olduğunu fark etti. Döndü, aldı şarjı. Tam kapıdan çıkarken annesinin eski bir sözü aklına geldi: *”Bir şey unutup geri dönersen, çıkarken aynaya bak.”*

Aynada gözleri kan çanağına dönmüş, yüzü solgun bir adam vardı.

*”Anne her şeyin iyi olacağını söyledi,”* diye düşündü kendi kendine. *”O hiç yalan söylemez.”*

Arabaya bindi. *Gülizar teyze uyumuştur şimdi,* diye geçirdi içinden. Köyde herkes erken yatardı. Peki niye o aramamıştı? Onu uyarmıştı. Yüreğine yeniden hançer saplanır gibi oldu. Motor ısındı, yola koyuldu.

Kaç kez taşın diye yalvarmıştı annesine. İstanbul’daki evi büyüktü, yer vardı. Hep reddetmişti:

“Evladım, sen gencsin, rahatını bozarım. Bana bura iyi. Gitmem.”

Ah, anne… Niye bekletmiştin? Hep özen gösterirdi, rahatsız etmek istemezdi.

Telefondaki konuşmayı düşündü. Şimdi fark etti: Sesi tuhaftı. Sanki uzak bir diyardan konuşuyordu. Son kelimeleri zor duyulmuştu. Hem de suçlu gibi… Gece yarısı uyandırdığı için üzgündü belki.

Fıtığı yıllardır vardı. Hava değişiminde ağrı yapardı, ama ameliyat olmazdı. Hep bir bahanesi vardı: Tarla ekilecek, hasat zamanı, Gülizar teyze hasta…

Peki ya o? Araba vardı ama zamanı yoktu. O da bahaneler uydurmuştu.

Annesinin yumuşak ama kararlı ellerini hatırladı. Haksızlığa asla geçit vermezdi. Bir keresinde sabaha karşı eve dönmüştü, dudakları gül gibi, gözleri dalgın. Annesi bekliyordu kapıda. Sert bir bakış attı:

“Ne aceben? Evlenip yuva kuracağın zaman hazır olacak mısın? Sonra ararsın gençliğini. Git uyu, gözüm görmesin seni.” Ertesi gün ona bakmadı bile. Bu, bağırmasından beter gelmişti. Sonra usulca yaklaşmış, gençliğini nasıl yaşadığını anlatmıştı. On yedi yaşında âşık olmuş, çocuk beklerken terk edilmişti. Ama Emre’nin babası çıkmış ortaya: *”Benim çocuğum,”* demiş, onu kurtarmıştı. Evlenmişlerdi. Kader ağlarını örüyordu işte…

Yolda gözleri kapanıyordu. Bir ara karşı şeride geçti, son anda kendine geldi. Radyoyu son ses açtı, bağıra bağıra şarkı söyledi, uyanık kalmak için.

Hastane, taştan küçük bir bina. Sabahın köründe sadece bir hemşire vardı. Kısa kesmişti:

“Henüz muayene yok.”

“Annem için geldim. Ameliyat olacaktı. Nermin Kaya.”

Hemşire duraksadı. Sonra içeri aldı. Bekleme odası soğuktu.

On dakika sonra kapı açıldı. Gelen Mehmet Hoca’ydı. Emre onu tanıdı: Çocukken karın ağrısıyla ona gelmişlerdi.

“Emre Bey…” Doktorun sözleri yavaşça döküldü. “Nermin Hanım dün vefat etti.”

“Ne?.. Ameliyat bugündü! Dün gece aradı, ‘Yarın ameliyatım var,’ dedi. Ben—”

“Ameliyat dün yapıldı. Geç kalmıştık. Akşam saatlerinde kaybettik.”

Emre telefonundaki aramalara baktı. Annesinin araması yoktu. Rüya mı görmüştü?

“Nerede?.. Görmek istiyorum.”

“Morgda. Tavsiye etmem. Cenaze işlerini halletmelisin. Köyde mi defnedeceksiniz?”

Dışarı çıktı. Hava kapalı ama yağmur durmuştu. Arabaya bindi, köye doğru yola koyuldu. *Bu nasıl olEmre direksiyona yapıştı, gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarını ıslatırken, kimsenin duymadığı bir fısıltıyla “Anne…” diye inledi ve yola kendini bıraktı.

Rate article
Lifequest
Her Şey Yoluna Girecek, Oğlum…