“Onun varlığından bugüne kadar haberim yoktu. Yetimhaneye mi bırakayım? O benim kızım,” dedi adam.
Elif akşam yemeği hazırlıyor ve mırıldanıyordu. Sonunda Mehmet’i mutlu edecekti. On yıldır birlikteydiler. Önce çocuk yapmak için acele etmemişlerdi, ikisi de iyiydi. Elif kariyer yapmak istemiş, deneyim kazanmıştı.
Prestijli bir firmada işe girmek için çok uğraşmış ve yakın zamanda çocuk planlamadığını söylemişti. İyi bir pozisyon, terfi şansı olan bir işti. Kendini kanıtlamıştı, yükselme yolundaydı. Maaşı iyiydi, doğum izninde de rahat edecekti. Artık çocuk düşünebilirlerdi. Ama olmadı. Tetkikler yapıldı, onda da Mehmet’te de bir sorun yoktu.
“Sabredin,” dedi doktor. “Böyle şeyler olur. İş hayatında çok yoruldunuz, stres altında kaldınız. Rahatlayın, çocuk konusunu kafanıza takmayın. Sadece yaşayın, dinlenin, her şey yoluna girecek,” diyerek gülümsedi ve Elif’e vitaminler yapıştırdı.
Sonunda hamile kaldı. Önce inanmadı, hata olduğunu düşündü. İki farklı test daha aldı, ama ikisi de iki çizgi gösterdi. Bir hafta daha bekledi, dayanamadı, hastaneye gidip test yaptırdı. Mehmet’le çocukları olacaktı! Şimdi ona müjdeyi verecek, küçük bir kutlama yapacaklardı.
Elif etleri tavada kızartırken kendini dinliyordu. Henüz çok erken olduğunu biliyordu, bir şey hissedemezdi, ama içinde yeni bir hayatın büyüdüğünü seziyor gibiydi. Aynaya gidip tişörtünü kaldırıp karnına bakıyor, ama daha düz olduğunu görüp hayal kırıklığına uğruyordu.
Ocağı çoktan kapatmış, çaydanlıktaki su soğumuştu, ama Mehmet hâlâ gelmemişti. Telefonlarına cevap vermiyordu. Sonunda kapı kilidi çıtırdadı. Adımların sesinden Mehmet’in yalnız gelmediğini anladı. Üzüldü, sürprizi yarına bırakacaktı. Hamilelik haberi sadece ikisini ilgilendiren özel bir şeydi.
Elif iç geçirip koridora çıktı. Şaşkınlıktan dona kaldı. 10 yaşlarında, inatçı ve tedirgin bakışlı bir kız çocuğu duruyordu karşısında. Mehmet ise arkasındaydı.
“Kusura bakma, geciktim. Defne’yi almaya uğradım,” dedi Mehmet, gözlerini kızın ensesine dikletmiş.
“Bu kim? Niye onu buraya getirdin? Neden aramadın?” Sorular kendiliğinden dökülüyordu ağzından.
“Salona geçelim. Anlatacağım,” diyerek Defne’yi omuzlarından itekledi.
Elif, onların sırtlarını izleyerek öylece kaldı. Salona girdiğinde ikisi de kanıpta oturuyordu. O da bir sandalyeye oturdu, yüzlerini görebilmek için. Defne ona kayıtsızca baktı ve ardından pencereye döndü.
“Bu Defne. Benim kızım,” dedi Mehmet.
Kocası mahcup, suçlu, ama bir o kadar da kararlı görünüyordu.
“Senin kızın mı? Hiçbir şey anlamadım.”
“Ben de bugün öğrendim varlığından. Büyükannesi aradı, hastaneye yatacağını, Defne’yi almamı istedi,” dedi Mehmet.
“Peki nasıl senin kızın olduğuna eminsin?” diye kuşkuyla sordu Elif.
Mehmet bir an duraksadı.
“Her şey uyuyor. DNA testi yaptırabiliriz, ama eminim Defne benim kızım. Neyse, büyükannesi hastanedeyken bizde kalacak. Kızın başka kimsesi yok, annesi altı ay önce kazada ölmüş. Elif, hadi yemeğe oturalım, sonra detaylı anlatırım.” Defne’ye, yanında ilgisizce oturan kıza baktı.
Elif ayağa kalkıp mutfağa gitti. İçinde her şey Mehmet’in söylediklerine isyan ediyordu. Ama bir çocuğu sokağa atamazdı. *”Birkaç günlüğüne. Bu bir rüya, gerçek olamaz.”* Mehmet ve Defne mutfağa gelip masaya oturdular. Elif etli patatesi tabaklara bölüştürdü. Kendisi yemeğe dokunmadı. Defne etleri kenara itip patatesleri yedi.
“Et sevmiyor musun?” diye sordu Mehmet. Defne başını salladı. “Peki ne seviyorsun?”
“Makarna ve sosis,” diye cevapladı, gözlerini tabağından kaldırmadan.
“Özür dilerim. Baban seni getireceğini söylemedi,” diye keskin bir tonla çıkıştı Elif, öfkesini hem Mehmet’e hem de Defne’ye yönelterek.
Daha yeni gelmiş, şimdiden havalara giriyor, şımarık.
“Çay içer misin? Yoksa sadece komposto ve meyve suyu mu içiyorsun? Kusura bakma, ikisi de yok, sadece çay önerebilirim,” diye alaycı bir tavırla ekledi, bardaklara çay doldururken.
“Elif, yeter,” diye tersledi onu Mehmet.
Elif çaydanlığı ocağa koyup mutfaktan çıktı. Onların konuşmalarını, Mehmet’in belki de yıllar sonra ilk kez bulaşıkları kendisinin yıkadığını duyuyordu. Mehmet odaya girdiğinde Elif kollarını bağlamış, camdan dışarı bakıyordu. Yanına oturdu, sarılmaya çalıştı, ama Elif kolunu itti.
“Defne’nin uyku saati geldi,” dedi Mehmet.
“KanepDefne o gece uykuya daldığında, Elif yatağında sessizce ağladı, ama içinde yavaş yavaş büyüyen bir şefkat hissetti.




