“Kendi erkeğin yoksa başkasınınkine mi göz koydun? Dostum diye böyle mi yapılır? Bir daha ayak basma evime!” diye öfkeyle bağırdı Ayşe…
Otobüsten inmek istemiyordu. Defne, henüz toplu taşımanın ulaşmadığı yeni yapılanmış bir mahallede yaşıyordu. Duraktan eve yürümek uzun sürecekti, üstelik böyle bir havada. Neyse, markete uğrar, eksikleri alırdı. Komşu binada bir market açılacağı söylenmişti ama ne zaman? Dünkü tembelliğinin cezasını çekecekti, buzdolabı neredeyse bomboştu.
Defne otobüsten indi, daha iki adım atmıştı ki bir rüzgâr esintisi başındaki kapüşonu uçurdu, yüzüne saçlarını ve keskin kar tanelerini savurdu. Rüzgâr her yönden esiyor, karı gözlerine dolduracakmış gibi hissediyordu.
Kapüşonunu yüzüne iyice çekti, çenesinin altından tutarak yürüdü, kamburunu çıkarmış, başını öne eğmiş, tıpkı yaşlı bir kadın gibi. Markete varmadan önce neredeyse koşmaya başlayacaktı, o kadar çabuk rüzgârdan kaçmak istiyordu.
Sonunda kapı ardından kapandı ve Defne marketin nispeten sessiz koridorlarında buldu kendini. Kapüşonunu geri attı, saçlarını düzeltti. Bir sepet alıp raflar arasında dolaşmaya başladı. Sadece en gerekli şeyleri alıyordu, bir poşete sığacak kadar, gerisini yarın alırdı. Eve kadar yürüyecekti, bir eli boş olmalıydı ki paltosunu tutabilsin.
Önünde bebek arabası iten genç bir kadın gördü, yanında da altı yaşlarında, kalın kabanıyla bir astronot gibi duran bir oğlan çocuğu. Kadın bir eliyle arabayı itiyor, diğerinde de alışveriş sepeti tutuyordu. Bir hayli yavaş ilerliyorlardı, önlerinden geçmek mümkün değildi. Defne başka bir koridora yöneldi. Süt alıp ekmek reyonuna geçti.
Yine karşısında aynı kadını ve bebek arabasını gördü. Diğer koridora geçmek üzereydi ki bebek arabasından küçük bir oyuncak düştü. Defne hemen eğilip aldı.
“Bekleyin, düşürdünüz!” diye seslendi.
Kadın durdu, arkasına baktı.
“Alın…” diye uzattı Defne oyuncağı ve o anda kadının eski sınıf arkadaşı ve dostu olduğunu fark etti. “Ayşe!” diye hayretle ve sevinçle bağırdı.
“Defneciğim!” diye karşılık verdi Ayşe, mutlulukla.
“Yürürken düşündüm ki, böyle bir havada kim çocuklarıyla markete çıkar?” dedi Defne.
“Aynı binada oturuyoruz. Süt bitti, irmiğimiz de tükendi. Hemen kendim gideyim dedim ama Zeynep huysuzlandı, Efe onunla başa çıkamazdı. Hep birlikte çıkmak zorunda kaldık,” diye anlattı Ayşe.
Defne’nin dilinde eşiyle ilgili soru vardı ama zamanında kendini tuttu. Hemen sorguya çekmek doğru olmazdı. Belki de işteydi hâlâ.
Gözlerini çocuğa çevirdi. Efe, bisküvi paketlerine ilgisizce bakıyordu.
“Yardımcım,” dedi Ayşe gururla.
“Kaç yaşında?”
“Altı. Bu sonbahar okula başlayacak.”
“Hadi eve gidelim, çizgi filmi bitirmek istiyorum,” diye söylendi Efe, annesine dik dik baktı.
“Biraz bekle, birazdan gidiyoruz,” dedi Ayşe sertçe. “Kusura bakma Defne, gördüğün gibi artık kendime ait değilim. Adresimi ve telefonumu al.”
Defne aceleyle çantasından telefonunu çıkardı.
“Mutlaka ara, konuşuruz. Çocuklar genelde saat onda uyurlar,” dedi Ayşe kasaya doğru ilerlerken.
“Bekle, oyuncak?” diye seslendi Defne.
Ayşe oğluna bir şeyler fısıldadı, Efe koşarak pembiş tavşanı Defne’den aldı ve annesinin yanına döndü. Ayşe Defne’ye başını sallayıp kasaya yöneldi, Efe’ye teşekkür etmedi diye söyleniyordu.
“Vay canına, Ayşe’nin iki çocuk annesi olmasını hiç düşünmezdim. Nasıl başa çıkıyor ki? Ben böyle bir fırtınada alışverişe çıkmaya cesaret edemezdim,” diye düşündü Defne sırada beklerken.
“İşte bu yüzden ne kocan var ne de çocukların,” dedi içindeki ses.
Evde Defne menemen yaptı, daha fazla bir şey pişirmek istemiyordu. Üstelik doyurucu bir akşam yemeği için geç bile olmuştu. Çaydanlık kaynarken yeni mutfağına göz gezdiriyordu. Evi altı ay önce almıştı ve bu onun için büyük bir gurur kaynağıydı.
Oturma odasında sadece bir dolap, televizyon ve bir kanepe vardı, bu yüzden burası bomboş ve soğuk görünüyordu. Ama mutfağı hemen döşemişti. Mutfak, bir kadın için en önemli yerdi. Zamanının çoğunu burada geçiriyordu. Şimdilik hızlıca bir şeyler pişirip televizyon karşısında yemek yiyordu. Ama bir gün onun da bir ailesi olacaktı, kocası, çocukları… Tıpkı Ayşe gibi bir eve kapanmış olacaktı. Defne içini çekti.
Mat beyaz dolapların üzerinde avizenin ışığı yansıyordu. Çaydanlık ıslık çaldı, Defne hemen kalkıp ocağı kapattı. Yemekten sonra bulaşıkları mutfağa götürdü. Pencerenin önünde durup dışarıdaki araba farlarını seyretti, gecenin karanlığında yılbaşı ışıkları gibi parlıyorlardı. Komşu binalardaki pencerelerden ışıklar süzülüyordu. İnsanlar bir araya gelmiş, yemek yiyor, günün haberlerini konuşuyorlardı. Belki birileri de şu an pencereden bakıp aynı şeyleri düşünüyordu.
Defne Ayşe’yi hatırladı. Onun böyle durup pencereden bakmaya vakti olmuyordu. İki çocuk. Oysa hep “ya hiç çocuğum olmayacak ya da bir tDefne o gece uykuya dalarken anladı ki hayatın cilvesi bazen en beklenmedik anlarda insana gerçek mutluluğun kapılarını aralıyor, yeter ki yüreklerimiz doğru olana açık olsun.




