Sonsuz Aşk

**Aşk Ölümüne**

Fatma, marketten çıktı, poşetini elinde daha rahat taşımak için yerini değiştirdi ve eve doğru yürümeye başladı. Az şey almıştı ama poşet yine de ağırdı. Evin önünde durdu. “Işıklar yanmıyor. Leyla yine kaçıp gitmiş.” Başını iki yana salladı. “Gelsin bir görsün… Şu Murat’la tanıştığından beri dersleri boşladı, notları düştü. Öğretmenler şikâyet ediyor. Önümüzde üniversite sınavı var. Bir gelsin, o zaman görür…” diye içinden söylenerek merdivenleri tırmanmaya başladı.

Evde poşeti mutfak masasının yanındaki sandalyeye bıraktı. Ocağa baktı. “Tabii ya. Patatesleri soyup ya da makarnayı kaynatmayı söylemiştim. Kaçıp gitmiş… Ne yapacağım ben bu kızla? Ah seni…”

Hızlı hareketlerle montunu çıkardı, koridora astı ve mutfağa döndü. Buzdolabının kapağını sertçe kapattı, tabakları gürültüyle yerleştirdi. Öfkeyle akşam yemeğini hazırlıyor, kızı eve döndüğünde onunla ciddi bir konuşma yapmayı düşünüyordu.

Ama Leyla gelmekte acele etmiyordu. Saat neredeyse yarı gece olmuştu ama hâlâ evde yoktu. Fatma yerinde duramıyor, bir köşeden diğerine yürüyüp duruyor, içinden tekrarladığı gibi:

“Bir gelsin… Gelsin de görsün, bir daha adını unutacak hale getireceğim. Canımı dişime takıyorum, her şeyi yapıyorum, o bir tabak makarna bile kaynatamıyor… Ah, yoruldum artık, her şey benim üstüme kaldı. Sanıyor ki benim de hayatım yok! Neredeyse aynıydım, tek başıma çocuğumu büyütürken. Nankör… Benim kaderimi mi yaşamak istiyor? Denesin görsün, hayatın ne kadar zor olduğunu anlasın…”

Öfke ve kızgınlık en üst noktaya ulaşmıştı. Fatma, içindeki bu öfkeyi boşaltmak için bir şeyleri fırlatıp kırmak istiyordu.

Kapının kilidinden anahtar sesi geldiğinde, kızının döndüğüne sevinmiş, her şeyi affetmeye hazırdı. Ama yüzündeki suçlu ifadeyi ve mutluluktan parlayan gözlerini görünce, içindeki öfke yeniden alevlendi.

“Neredeydin sen? Saatin kaç olduğunun farkında mısın? Dersler? Sınavlar kapıda, o hâlâ nereye gittiğini bilmediği yerlerde dolanıyor!” diye bağırdı, komşuların duyabileceğini unutarak.

“Derslerimi yaptım…” diye savunmaya geçti Leyla.

“Sus! Annene karşı gelme! Aklını mı kaçırdın? Seni büyüttüm, okursun, iyi bir iş bulursun diye. Sen benim yaptığım hataları mı tekrarlıyorsun?”

“Kimsenin hatalarını tekrarlamıyorum. Bağırma…” diye tersledi Leyla.

Gözlerindeki ışık sönmüş, yanakları sinirden kızarmıştı.

“Ah sen…” Fatma hakaret etmek üzereydi ki kendini zor tuttu.

Çaresizce etrafına baktı, bir cezalandırma aracı arıyordu. Leyla bu anı fırsat bilip yanından geçerek odasına gitmek istedi, ama Fatma sonunda sehpada duran katlanır şemsiyeyi kaptı ve kızına doğru savurdu.

“Anne!” diye bağırdı Leyla, başını omuzlarının arasına çekip elleriyle korudu.

Bu çığlık, bu duruş… Fatma’nın kolu aniden düştü, şemsiye yere çarparak düştü. Fatma öne doğru eğildi, sanki içindeki öfke patlamış ve o da sönen bir balon gibi kalmıştı.

“Kendimi yerden yere atıyorum, sen neredesin bilmiyorum, bir de… Parmağındaki ne? Bu nereden çıktı?” diye bitkin bir sesle sordu.

Koridordaki tabureye çöktü.

Leyla yavaşça ellerini başından çekti, parmağındaki küçük beyaz taşlı basit altın yüzüğe baktı.

“Murat verdi.” Leyla, annesine ürkek bir bakış attı. Sanki fırtına dinmişti.

“Sen daha lisedesin. O bunu bilmiyor mu?” diye sordu Fatma, büyülenmiş gibi yüzüğe bakarak.

“Biliyor. Ne olmuş? İki ay sonra sınavları verip…”

“Büyüdüm mü diyeceksin? Ah tabii. Benim evimde yaşıyorsun. Kurallarıma saygı göster, hiç olmazsa ev işlerine yardım et. Burnunla ittirilmeyi bekleme. Büyüdüm diye istediğini mi yapacaksın? Gece geç saatlere kadar mı gezineceksin? Eve gelmeyecek misin? Okulu da mı bırakacaksın? Ya hamile kalırsan?..” Öfke yeniden kabarıyordu Fatma’da.

Sözlerinin nereye gittiğini biliyordu ama durduramıyordu kendini.

“Anne, o beni seviyor. Ben de onu,” dedi Leyla umutsuzca.

“Eğer seni sevseydi, senin iyiliğini düşünürdü, zarar vermezdi. Nerden çıktı bu… başımıza?” Başını iki yana salladı, göğsünden bir inilti çıktı.

O gece uzun süre dönüp durdu. Kızıyla yaşadığı tartışma, onu uyutmuyordu. Endişe, rahat bırakmıyordu. Düşündü, düşündü… Bir zamanlar uslu, çalışkan, gurur duyduğu kızına ne olmuştu böyle? Kötü düşüncelerle kendini öyle bir hırpaladı ki, en kötüsünün olduğunu zannetti. Gözünün önünden korkunç sahneler geçti. Sonunda, tek dostu olan Selma’yı aradı.

“Ne oldu?” dedi Selma uykulu bir sesle, esneyerek. “Saat kaç oldu farkında mısın?”

“Özür dilerim. Ama konuşacak kimse yok. Leyla… o…”

“Ben sana söylemiştim, ona bu kadar düşmemeliydin. Bu sefer ne yaptı?”

“Ah Selmacığım, kendinden büyük bir çocukla takılıyor, dersleri boşluyor. Öğretmenler şikâyet ediyor. Ne ayıp!..” Telefondan Selma’nınYıllar geçtikçe Fatma, Leyla’nın gerçekten mutlu olduğunu gördükçe içindeki o eski korkuların yerini huzur aldı.

Rate article
Lifequest
Sonsuz Aşk