Evlilikte Kazanmanın Anahtarı: Her Şey Senin Elinde!

“Sen, Leyla, boş boş konuşma. Önemli olan iyi bir evlilik yapmandır. Ne olursa olsun kazançlı çıkacaksın,” diyordu akrabası.

Leyla, ailesinin biricik ve göz bebeği kızıydı, onun için her şeyi yaparlardı. Liseyi bitirirken sık sık İstanbul’da okumak istediğinden bahsetmeye başladı.

“Kızım, burada da güzel üniversiteler var. Neden İstanbul’a gidesin ki?” diye soruyordu babası.

“Baba, gazeteci olmak istiyorum. Buranın üniversitesinden mezun olursam sadece öğretmen olurum.”

Ailesi uzun süre kızlarını göndermek istemedi. Taşradan İstanbul’a gidip de hayalleri yıkılan genç kızların hikâyelerini anlatan ne filmler izlemişlerdi. Ama sonunda razı geldiler. Babası, İstanbul’da yaşayan uzak bir akrabasıyla görüştü. Akrabası, Leyla’yı okuduğu sürece yanına almayı kabul etti. Leyla’nın sevincine diyecek yoktu. Ailesine söz verdi, başaracaktı, onları mahcup etmeyecek, gurur duyacakları bir kız olacaktı.

Babası bizzat kendisi götürdü, yerleştiğini gördü, ilk zamanlar için biraz para bırakıp döndü.

Leyla akrabasının yanında bedavaya kalmıyordu. Evi temizliyor, alışverişe çıkıyor, yemek yapıyordu. Komşular kafalarını sallayıp, “Akrabayı hizmetçi yaptı,” diye fısıldaşıyorlardı. Akraba tek başına yaşıyordu, kocası yıllar önce başka bir kadına kaçmış, ona bir daire bırakmıştı. Kendini başarılı görüyordu. İstanbul’da yaşıyordu, başkentte! Leyla’ya da öğütler veriyordu:

“Sen, Leyla, boş boş konuşma. Okumak güzel tabii, ama kadın için en önemli şey değil. Önemli olan İstanbullu biriyle iyi bir evlilik yapmandır. Ne olursa olsun kazançlı çıkacaksın. Tıpkı benim gibi.”

Leyla dinliyor, içinden küçümseyerek gülüyordu. Henüz evlilik hayalleri kurmuyordu. Hayali, yeteneklerinin fark edilmesi, prestijli bir yayında işe alınması, eğer şans yüzüne gülerse televizyonda çalışmaktı.

Ama hayaller hayal, hayat genellikle hırslı planları altüst eder. Üçüncü sınıfta Leyla, Rıza’ya âşık oldu. Tesadüfen tanışmışlardı. Kız arkadaşlarıyla yaz dönemini başarıyla bitirdiklerini kutluyorlardı. Rıza da bir arkadaşıyla oradaydı. Güzel kızı fark etti, dans etmeye davet etti, sonra evine kadar yolunu edip götürdü.

Kızlar Leyla’ya bu fırsatı kaçırmamasını öğütlediler. Sekiz yaş büyük, İstanbullu, evi olan, yakışıklıydı. Rıza da boşanmış olduğunu, bir kızı olduğunu saklamadı. Ama gençken kim hata yapmaz ki? Kızı annesiyle yaşıyordu, araya girmezdi. Hem demek ki çocukları seviyordu.

Leyla herhangi bir plan yapmamıştı ama Rıza’yı seviyordu. Onun aşk işlerinde tecrübesiz olduğunu görüyor, acele etmiyordu. Geziler, sergiler, tiyatrolar, konserler… İstanbul’da geçirdiği tüm yıllarda şehri, Rıza’yla tanıştıktan sonraki kadar iyi tanımamıştı.

Giderek daha sık aşkından, gelecek planlarından, çocuklarından, ortak çocuklarından bahsetmeye başladı. Leyla’nın kafası aşkla doluydu. Rıza sonunda evlenme teklif edince hemen kabul etti. Okulun son bir yılı kalmıştı. Önünde heyecan dolu bir hayat vardı.

Rıza, Leyla’yı ailesiyle tanıştırmak için evine davet etti. Babası gülümseyerek gazetesine daldı. Annesi ise yeni gelinine açıkça mesaj veriyordu: Rıza kadınlar tarafından ilgi gören biriydi, oğlunun ikinci bir hata yapmasına izin vermeyecekti, Leyla’nın İstanbul’da bir ev ve nüfus kağıdı peşinde olduğunu biliyordu…

“Gerçekten kendi seviyende birini bulamadın mı? Yine aynı hataya düşüyorsun,” diyerek sözlerini bitirdi anne.

“Ne hatası? Yeter anne. Zeynep de İstanbulluydu. Bu boşanmamıza engel olmadı,” diye çıkıştı Rıza ve Leyla’yı alıp gitti.

Düğüne kadar kayınvalidesini bir daha görmedi. Ama Rıza sık sık kızı Selin’i getiriyordu. Adını, geçmişte ünlü bir aktris ya da ünlü bir sanatçının eşi olan büyükannesinden almıştı… Leyla tam olarak anlayamamıştı.

Selin iri yarı, çok güzel olmayan, sakin bir kızdı. Rıza, Leyla’yla hemen anlaştıkları için seviniyordu. Düğünde kayınvalidesi çocuk yapmak için acele etmemelerini ima etti. Leyla da hemen okulunu bitirip birkaç yıl çalışması gerektiğini, tecrübe kazanmak istediğini söyledi. Çocuk için acele etmeyeceklerdi. Vakitleri vardı.

Selin ilk kez annesi tarafından getirildiğinde, babasının kızını ihmal etmemesi, onu unutmaması gerektiğini söyledi. Rıza bütün gün Selin’le ilgilendi, her dediğini yaptı. Leyla itiraz etmedi. Durumu anlamaya ve kabullenmeye çalıştı. Evlenirken ilk evliliğinden bir kızı olduğunu, neye girdiğini biliyordu.

Üniversiteyi bitirdikten sonra Leyla prestijli olmayan ama yine de İstanbul’da bir gazetede işe girdi. Hayali gerçek olmuştu, İstanbul’da yaşıyor, sevdiği adamla evliydi. Ailesini birkaç kez hediyelerle ziyaret ettiler. Ama anne babası için en güzel hediye, kızlarının mutlu gözlerini görmekti.

Neredeyse üç yıl geçti. Bir gün, yılbaşından önce Leyla kocasına hamile olduğunu söyledi.

“Yılbaşında söylemeyi düşünmüştüm ama dayanamadım,” dedi sevinçle.

“Çocuk istYıllar geçip gitti, Leyla hayatındaki her şeyin tam da olması gerektiği gibi olduğunu anladı, çünkü bazen kaybedilenler aslında kazanılanlardı.

Rate article
Lifequest
Evlilikte Kazanmanın Anahtarı: Her Şey Senin Elinde!