“Bana senin gelinliğini giymemin bir sakıncası yok, değil mi? Artık sana lazım değil ya,” diye sırıttı arkadaşı.
“Bence bu tamamen sana göre. Denediğin en güzel gelinlik bu,” dedi Elif, arkadaşını eleştirel bir bakışla süzerek.
“Arkadaşın haklı. Gelinlik size çok yakışıyor. Eteği biraz kısaltıp bele oturtsak yeter,” diye ekledi dükkândaki satış elemanı. “Duvarı da getireyim mi?”
“Ben duvarsız olanı istiyordum,” dedi Aylin şaşkınlıkla.
“Getirin ama çok uzun olmasın,” diye müdahale etti Elif, aynanın önünde dönen arkadaşına bakarken.
Kabaran etekleri ayaklarının etrafında dalgalanıyordu. Aylin şimdiden Serhat’ın onu bu gelinlikle gördüğünde gözlerindeki hayranlığı hayal ediyordu.
Satış elemanı, zarif duvarı özenle taşıyarak Aylin’in saçlarına maharetle tutturmakta gecikmedi.
“Şimdi gidip nikah kıydırabilirsiniz,” dedi satış elemanı, gülümseyerek Aylin’in aynadaki yansımasına baktı. “Ee, alıyor musunuz?”
“Ne düşünüyorsun?” diye sordu Aylin, Elif’e dönerek.
“Evlenen sensin, kararı sen vermelisin,” dedi arkadaşı, gözündeki kıskanç kıvılcımı saklayamadan.
“Evet, alıyoruz,” dedi Aylin, eteğini hafifçe kaldırıp aynanın önündeki yükseltiden inerken satış elemanı onu durdurdu.
“Şimdi ustayı çağırayım.”
Aylin yalandan iç geçirirken, bir süre daha gelinliğin içinde kalabileceği için içten içe sevindi.
Eve dönerken parkın içinden geçtiler.
Okuldan beri arkadaştılar. Elif, uzun boylu, keskin hatlı, ince burunlu ve sert duruşlu bir kızdı. Aylin’in yuvarlak yanaklarındaki gamzelerine, küçücük burnuna hep gıpta etmişti. Üstelik Aylin’in ailesi de tertemizdi. Ne kavga ne de içki vardı evlerinde. Elif’in babası iki yıl önce sahte rakıdan ölmüştü. Annesiyle rahata kavuşacaklarını sanmıştı, ama annesi giderek sinirli ve huzursuz birine dönüştü.
Aylin prestijli bir üniversitenin mütercim-tercümanlık bölümünden mezun olmuş, büyük bir firmada çalışıyordu. Elif ise biyoloji bölümünün açıköğretiminden mezun olup çevre laboratuvarında işe girmişti. İşinden nefret ediyordu, bu da kıskançlık sebeplerinden sadece biriydi.
Hem şimdi de bu afacan evleniyordu! Serhat’a kayıtsızdı ama bu durum bile onu çileden çıkarıyordu. Kendisi de erkeklerle çıkmıştı, ama hiçbiri evliliğe kadar gitmedi. Oysa Elif, bembeyaz bir gelinlik hayal ediyordu, hem de annesinin evinden kurtulmak için. Neydi Aylin’den eksiği? Neden bu şans hep ona gülüyordu?
“Beni hiç dinlemiyorsun!” diyerek Elif’in kolunu çekti Aylin.
“Ha? Ne dedin?” Elif gerçekten de dalgındı.
“Dedim ki, nikah töreninde çiçeği sana atacağım, sen de yakında mutlaka evleneceksin. Şu kadın takı satıyor. Dün görmüştüm ama yetişmem gereken bir yer vardı. Hadi gidelim bakalım,” diyerek arkadaşını banka doğru çekti Aylin.
“Niye alacaksın ki şimdi o ucuz takıları?” dedi Elif, direnerek.
Yaşlı kadına ve önünde sergilenen parıltılı ama kalitesiz takılara kuşkuyla baktı.
“Şu yüzüğe bak,” dedi Aylin, elinde küçük beyaz taşlı yüzüğü çevirerek. “Deneyebilir miyim?”
“Denemek bedava. Ama bunu sana satmayacağım,” dedi kadın aniden.
“Neden?” dedi Aylin şaşırarak, yüzüğü elinden bırakmadan.
“Yakında alyans takacaksın. Üst üste farklı metaller takmak ayıptır,” diye öğüt verdi kadın. “Şuna bak daha iyi,” diyerek çekmecesinde bir şey aradı ve ince bir zincire takılı yuvarlak, parlak bir kolye uzattı.
“Aylin, bu ucuz şeyi niye alacaksın?” diye burun kıvırdı Elif.
“Ne kadar?” diye sordu Aylin, arkadaşının yorumuna aldırmadan.
“Ne verirsen. Kuşkulanma, al. Mutluluk getirir sana bu.”
“O zaten mutlu,” dedi Elif araya girerek.
“Sen kıskanıyorsun,” dedi kadın, Elif’e keskin bir bakış fırlatarak.
Aylin çantasını karıştırıp kadına üç yüzlük banknot uzattı.
“Daha fazlası yok,” dedi mahcup bir ifadeyle.
“Fazlası gerekmez. Sağlıkla tak,” dedi kadın gülümseyerek.
Banktan ayrılır ayrılmaz Aylin kolyeyi boynuna taktı.
“Nasıl oldu?” diye sordu arkadaşına.
“Farklı,” dedi Elif kısaca. Ama kolye onun da hoşuna gitmişti.
Bir hafta geçti. Öğle arasında Aylin, dikimi biten gelinliği almak için dükkâna uğradı. Giyip her yerinin tam oturduğundan emin oldu. Giysilerini giyerken satış elemanı gelinliği ve duvarı büyük bir kutuya yerleştirdi.
“Kutu çok büyük! Bunu işe götüremem ki,” dedi Aylin şaşkınlıkla.
“Taksiyle eve yollayın. Ya da akşama kadar burada bırakabilirsiniz.”
Aylin kutuya kısa bir bakış attıktan sonra teşekkür edip işe döndü. Ofisten Serhat’ı aradı, ama ne kadar denese de telefonunu açmadı. Serhat, yazılımcıydı ve genellikle evden çalışırdı. Ama telefonunu hiç kapatmazdı, müşteriler sürekli arardı çünkü.
Ne yapacağını bilemeyen Aylin, işten erken ayrılıp Serhat’ın evine gitti. Kapıya heyecanla bastı. Ama kapıyı Serhat değil, Elif açtı. Üzerinde Serhat’ın gömleği vardı.
“Sen burada ne yapıyorsun?” dedi Aylin, gözlerini kırAylin, Serhat’ın evinden hızlıca çıktı ve gözyaşları içinde sokakta kaybolurken, sırtında hâlâ o eski günlerin sıcaklığını hissediyordu.




