Küçük Dost

**Yavru Köpek**

Hülya ile oğlu Deniz, ikisi bir arada yaşıyorlardı. Deniz’in babası elbette vardı, ama onlara ihtiyacı yoktu. Deniz henüz babasıyla ilgili sorular sormuyordu. Okulda çocuklar kimin anne-babasının daha havalı olduğuna takılırken, anaokulunda oyuncaklar daha önemliydi.

Hülya, Deniz’in babasına delicesine âşık olduğunu, hamile olduğunu söylediğinde ise adamın evli olduğunu öğrenmişti. Adamın karısıyla sorunları varmış, ama bırakamazmış çünkü kayınpederi onun patronuydu. Hülya’yı da parasız pulsuz bırakacak bir adam istemeyeceğini söylemiş, çocuğu aldırmasını, yoksa başının belaya gireceğini ima etmişti.

Hülya peşine düşmedi, hayatından çıktı ve Deniz’i tek başına büyüttü. Deniz sevimli, akıllı bir çocuk oldu ve Hülya için bu yeterdi.

İlkokul öğretmeniydi Hülya, beş yaşındaki Deniz de anaokuluna gidiyordu. Kimseye ihtiyaçları yoktu.

Yılbaşından sonra okula yeni bir beden eğitimi öğretmeni geldi. Uzun boylu, yakışıklı, güler yüzlü. Kadın öğretmenlerin çoğu bekâr olduğundan hemen ilgi gösterdiler. Ama Hülya onunla ilgilenmiyor, şakalarına gülmüyordu. Belki de bu yüzden adamın gözü ona takılmıştı.

Bir gün okuldan çıkarken, önünde bir SUV durdu. Cam açıldı, içinden beden eğitimi öğretmeni Cemal çıktı ve kapıyı Hülya’ya doğru açtı.

“Buyur,” dedi gülümseyerek.

“Çok yakın, yürüyerek giderim,” diye cevapladı Hülya şaşkınlıkla.

“Binecek misin? Yürümekten iyidir,” diye ısrar etti Cemal mantıklı bir tavırla.

Hülya biraz durakladı ama sonunda bindi. Cemal kapıyı kapattı, direksiyona geçti ve adresini sordu.

“Bilmiyorum. Sadece anaokulunun numarasını biliyorum,” dedi utangaçça.

“Hangi anaokulu?” diye şaşırdı Cemal.

“Oğlumun gittiği anaokulu,” diye açıkladı Hülya.

“Çocuğun mu var? Kaç yaşında?” diye sordu Cemal bir anda “sen” diye hitap ederek.

“Deniz. Beş yaşında,” dedi Hülya ve kapı koluna yapıştı. “Ben yürüyeyim.”

“Dur, gidelim,” dedi Cemal kontağı çevirerek.

Hülya kapıyı kapattı. Deniz’i almaya götürse ne olurdu ki? Zaten aralarında bir şey olamazdı. Bir erkeğin yanında “çocuklu kadın” ne işe yarardı ki?

“Peki, aceleniz yoksa…” diye iç geçirdi Hülya.

“Acelem yok. Kimse beni beklemiyor. Ne eşim var ne de çocuğum,” diyerek kendini açıkladı Cemal.

“Neden böyle? Berbat bir karakterin mi var? Kadınlar dayanamıyor mu? Yoksa birisi seni çok mu kırdı da ilişkilerden korkuyorsun?” diye sordu Hülya.

“A, ne çeneli çıktın. Görünüşe aldanmamak lazım. Aşk da yaşadım, kırgınlık da. Ama evliliğe kadar gitmedi, sadece benim yüzümden değil. Olmadı işte. Karaktere gelince… Kimsenin karakteri mükemmel değildir, saygıdeğer Hülya Hanım. Senin de görünüşün aldatıcıymış.”

“Beni arabaya aldığına pişman mı oldun? Şu sokağa dön lütfen,” diye aceleyle ekledi.

Araba anaokulunun önünde durdu.

“Bekleyeceğim,” dedi Cemal Hülya inerken.

Hülya arabadan uzaklaşırken durdu.

“Gerek yok. Evimize çok yakın. Oğlumun sonradan sorular sormasını istemiyorum. Anlıyor musun, Cemal Bey?” diye sertçe baktı ona. “Bizi bekleme.” Kapıyı çarptı ve anaokuluna yürüdü.

Hülya gitti, Cemal birkaç dakika arabada düşüncelere daldı. Sonra motoru çalıştırıp uzaklaştı. On dakika sonra Hülya, Deniz’in elini tutmuş anaokulundan çıkarken, hem rahatlamış hem de biraz hayal kırıklığına uğramış gibiydi. Demek ki çocuklu bir kadın ona göre değildi. “Zaten bizim de ona ihtiyacımız yok,” diye geçirdi içinden.

Ertesi gün Cemal yine okul kapısında onu bekliyordu.

“Beni görünce, ‘Çocuğu duyunca kaçtı,’ diye düşündün değil mi? Yanıldın. Bin. Anaokuluna mı?” diye sıradan bir tavırla sordu.

Hülya gülümsedi ve başını salladı. Deniz’i arabaya götürdüğünde, oğlu Cemal’e tam annesi gibi sert bir bakış attı, sonra annesine baktı.

“Bu benim meslektaşım, Cemal Bey. Okulda çalışıyor. Ne duruyorsun, bin hadi,” diye yapmacık bir neşeyle ekledi Hülya.

Deniz sevinçle zıplamadı, arabaya atılmadı. Ciddi bir ifadeyle arka koltuğa bindi ve camdan dışarı bakmaya başladı.

“Nereye gidelim?” diye sordu Cemal ona dönerek.

“Çok uzağa değil. Çocuk koltuğu yok, ceza yersiniz,” dedi Hülya oğlu yerine.

“O zaman eğlence merkezine gidelim. Hava yürüyüş için soğuk. Deniz, kabul mü?” diye neşeyle sordu Cemal.

Deniz cevap vermedi, hâlâ camdan dışarı bakıyordu, sanki hayatta bundan daha önemli bir şey yokmuş gibi. Cemal gülümsedi ve arabayı harekete geçirdi.

Okulda Hülya öğretmenler odasına girdiğinde herkes susuyor, Cemal girdiğinde ise anlamlı bakışlarla orayı terk ediyorlardı.

Cemal işleri aceleye getirmiyor, sabırlıydı. Hülya’nın evinde birkaç kez yemek yedikten sonra gitmişti, üçüncü seferde ise sabaha kadar kaldı. Hülya rahat uyuyamadı, sık sık uyanıp saate bakarak Deniz’in onları yatakta yakalamasından korkDeniz sabah uyandığında, annesinin yüzündeki huzuru görünce, Cemal’e olan öfkesi eridi ve küçük köpek Smiley’ın sevgi dolu bakışları altında, aile olmanın ne demek olduğunu anladı.

Rate article
Lifequest
Küçük Dost