Biliyor musun, nasıl bakıyor sana? Aşk ve hayranlıkla, dedi mutlu kız.

“Biliyor musun, sana nasıl bakıyor? Aşk ve hayranlıkla,” diye atıldı kendinden memnun kızı.

Kerem banyodan çıkmıştı, üzerinde sadece bir havlu vardı. Göğsündeki kaslara su damlaları düşüyordu. Adam değil, rüya gibiydi. Ayşegül’ün kalbi tatlı bir sızıyla çarptı.

Kerem yatağın kenarına oturdu ve onu öpmek için uzandı. Ayşegül başını çevirdi.

“Hayır, yoksa asla gidemem. Gitmem lazım. Elif muhtemelen evdedir,” dedi yanağını Kerem’in omzuna sürterek.

Kerem derin bir iç çekti.

“Ayşe, daha ne kadar böyle devam edeceksin? Kızımıza bizden bahsedecek misin?”

“Üç ay önce benim varlığımdan bile haberdar değildin ve gayet mutlu yaşıyordun,” diye cevap verdi Ayşegül, ayağa kalkıp giyinmeye başladı.

“Seni bulana kadar yaşadığımı bile sanmıyorum. Bir gün bile seni görmeden…”

“Kalbimi parçalama. Beni uğurlamaya çıkma,” dedi Ayşegül ve odadan sessizce kayıverdi.

Sokakta yürürken, geçenlerin bakışlarını görmezden gelmeye çalışıyordu. Herkesin nereden geldiğini bildiğini düşünüyordu. Erkekler merakla, kadınlar ise… yargılayıcı gözlerle bakıyordu.

Tabii ki, her şey yerli yerindeydi – kusursuz bir fiziği, vakur duruşu, ifadeli gözleri ve dolgun dudakları vardı. Koyu, gür saçları ensesindeki tokadan kaçmıştı. Ayşegül ise görünmez olmak istiyordu.

***

Genç yaşta, yirmisinde, büyük bir aşkla evlenmişti. Hemen hamile kalmıştı. Kocası kürtaj yaptırması için ısrar etmişti. “Erken, önce ayaklarımızın üzerinde durmalıyız, daha çok zaman var,” demişti. Ama Ayşegül pes etmemiş ve sağlıklı bir kız çocuğu doğurmuştu, umudu kocasının zamanla değişeceğiydi. Ancak o kızını hiç sevmedi. Ne yapalım, pek çok erkek çocuklara karşı kayıtsızdı.

Bir gün bir kadın arayıp Ayşegül’ün kocasının sık sık gittiği bir adres vermişti. Hemen koşup kontrol etmemiş, kocası gelene kadar beklemiş ve ona direkt sormuştu. Önce her şeyi inkâr etmiş, sonra bahaneler uydurmuş, ardından bağırmaya başlamıştı:

“Bir deli kadın söylemiş, sen de inanmışsın? Ondan pek farkın yok. Ben gidiyorum, pişman olacaksın…”

Kapıyı çarparak çıkmıştı. Ayşegül’ün yaşama isteği kalmamıştı, ama kızı ilgi bekliyordu ve hayatta kaldı. İki hafta sonra dayanamayıp verilen adrese gitmiş, bahçedeki bir ağacın arkasına geçip beklemeye başlamıştı. Kısa süre sonra kocası genç bir kadınla kolkola geçmiş, birlikte apartmana girmişlerdi.

Ertesi gün Ayşegül boşanma davası açtı. Affedemeyeceğini biliyordu, karakteri buna müsait değildi. Kızını kreşe verip işe başladı.

Arada bir hayatına erkekler giriyordu ama hiçbiri onu hayatını birleştirecek kadar etkilemedi. Ta ki yıllar sonra Kerem kalbini fethedene kadar. Yakışıklı, uzun boylu, ona layık biriydi. Aralarında tutkulu bir aşk başladı. Bir gün Elif, annesine neden bu kadar özenle hazırlandığını sordu.

“Randevuya gidiyorum,” diye yarı şaka yarı ciddi cevapladı Ayşegül.

“Hııı,” diye uzattı kızı. Bir daha da sormadı.

Elif annesine benzer bir vücuda sahipti ama yüzü o kadar güzel değildi. Herkes bu kadar güzel ebeveynlerin nasıl sıradan bir kızı olduğuna şaşırıyordu. Ayşegül ise seviniyordu. Güzellikle ekmek yenmez, başa dert açardı.

Hiç yakın arkadaşı olmamıştı. Sebep Ayşegül değil, kızların kıskançlığıydı. Onun yanında silik kalmaktan korkuyorlardı. Belki de bu yüzden erken evlenmişti, kocasında bir dost bulmayı ummuştu.

“Senin için biraz basit ve sıradan, yakışıklı olsa da,” demişti annesi.

***

“Elif, ben geldim,” diye seslendi Ayşegül eve girerken.

“Ödev yapıyorum,” diye cevap geldi kızının odasından.

Ayşegül üstünü değiştirip mutfağa geçti. Biraz sonra Elif geldi, masaya oturup ekmekten bir parça kopardı.

“İştahını açma, birazdan akşam yemeği yiyeceğiz,” dedi Ayşegül, tabakları masaya koyup kızının karşısına oturdu. “Seninle konuşmak istiyorum.”

“Öyleyse konuş,” dedi Elif, iştahla yemeğini yerken.

“Yakında doğum günüm.”

“Biliyorum, anne.”

“Ben… bir tanıdığımı davet etmek istiyorum,” diye zorlukla çıkardı ağzından.

“Yatıp kalktığın adam mı?” diye sordu Elif, hiç tepki vermeden annesine baktı.

“Görüştüğüm. Yine de annenle konuşuyorsun,” diye uyardı kızını Ayşegül.

“Ne fark eder? Senin yaşında görüşmekle yatıp kalkmak aynı şey.”

“Peki onu davet edeyim mi? Sakıncası yok, değil mi?” diye sordu Ayşegül.

“Bana ne. Büyükanne gelecek mi?” diye kayıtsızca sordu Elif.

Ayşegül rahat bir nefes aldı. On beş yaş zor bir dönemdi. Kızının bu habere normal tepki verdiğini düşündü.

“Büyükanne pazar günü gelecek. Onunla aranızın iyi olmasını istiyorum.”

“Tamam anne, davet et,” diye geçiştirdi Elif.

Cumartesi sabahı Ayşegül telaşla yemek hazırlıyordu, Kerem’i mutfak becerileriyle etkilemek istiyordu. Kerem kocaman bir gül demetiyle geldi, bir de yüzük hediye etti. Ayşegül şaşkına döndü. Kerem’in bu kadarAyşegül o akşam, Kerem’in yalanlarını unutup kendini uzun zamandır yalnız hissetmediği o sıcak bakışların arasında buldu, çünkü belki de gerçek aşk, hep yanı başında bekleyen o sade adamın gözlerindeydi.

Rate article
Lifequest
Biliyor musun, nasıl bakıyor sana? Aşk ve hayranlıkla, dedi mutlu kız.