Anne Olmanın Güncesi

Günaydın, anneler. Nasılsınız? – Erken saatlerde doğum sonrası servisine güzel mi güzel bir kadın doğum uzmanı girdi.

Beyaz önlüğü, ütülü kepiyle göz alıcıydı.

Girişin solundaki yatağa yaklaştı. Genç anne duvara dönmüş, yatıyordu.

“İlkay, uyuyor numarası yapma. Sırtüstü dön. Karnını kontrol etmem lazım,” diye ısrarla seslendi doktor.

İlkay isteksizce arkasını döndü. Ayşe onu hemen tanıdı. Bu gece birlikte doğum yapmışlardı. Doktor eğildi, genç kadının battaniyesini kaldırdı, yıpranmış hastane gömleğini yukarı çekip karnını kontrol etti.

“Harika. Birazdan oğlunu getirecekler. Hazır mısın?” dedi, battaniyeyi üstüne örterek.

Yeni anne gözlerini korkuyla açtı.

“Onu emzirmeyeceğim,” dedi çaresizce.

“Nasıl yani?”

“Lütfen getirmeyin onu,” diye yalvardı İlkay.

“Ne demek istiyorsun, İlkay? Oğlunu görmek istemiyor musun? Onu reddetmek mi istiyorsun?” diye sordu doktor, genç kadını sert bir ifadeyle süzdü.

İlkay başını salladı. Doktor başını iki yana sallayıp ayaklandı.

“Tamam, önce diğer hastalarıma bakayım, sonra seninle konuşuruz. Düşünmek için zamanın var.” Sert bir hareketle arkasını döndü ve Ayşe’nin yanına gitti.

“Peki, siz nasılsınız?” Doktor eğilip Ayşe’yi muayene etti. “Harika görünüyor. İkinci doğumunuz mu? Bebeği getirelim mi?”

“Evet, tabii ki,” diye hızlıca cevapladı Ayşe.

Doktor bir süre ona baktı, sanki bir şey söylemek istiyordu. Ardından İlkay’a, yine duvara dönmüş halde yatan genç anneye baktı. Derin bir nefes çekip odadan çıktı.

Kapı kapanır kapanmaz, Ayşe yatağında doğruldu ve ayaklarını yere indirdi.

“Adın ne?” Cevap gelmeyince devam etti. “Bu gece birlikte doğum yaptık. Sen benden biraz önce doğurdun. Pardon ama… neden oğlunu görmek istemiyorsun?”

Genç anne hâlâ konuşmuyordu.

“Benim oğlum şimdi beş yaşında…” Ayşe bir an düşündü, sonra aniden sordu:

“Babası mı terk etti seni? Kürtaj için geç mi kaldın? Tek başına büyütemeyeceğini mi düşünüyorsun? Derler ya, Allah verirse, rızkını da verir. Göreceksin.” Ayşe, İlkay’ın gergin duruşuna konuşuyordu.

“Senin bebeğini doğumdan sonra yetimhaneye götürecekler. Hiçbir zaman annesinin kokusunu, sıcaklığını bilmeyecek. Ona yabancı kadınlar bakacak. Belki de birini annesi sanacak. Hep birinin gözlerine bakıp ‘Acaba bu annem mi?’ diye umutlanacak. Ama o kadınlar gelip gidecek. Çünkü onların kendi çocukları var. Senin oğlunsa ağlayıp annesini arayacak.”

“Sonra onu bir yetimhaneye verecekler. Ömrü boyunca seni bekleyecek, arayacak. Onu unutabileceğini mi sanıyorsun? Hayatından silip atacak mısın? Zaman geçince pişman olacaksın. Ya başka biri evlat edinirse, başka bir kadına ‘anne’ diyecekse…”

“Herkes niye üstüme geliyor? Sizi ilgilendirmez! Benim hakkımda hiçbir şey bilmiyorsunuz!” diye hıçkırarak bağırdı İlkay.

“Doğru, bilmiyorum,” dedi Ayşe. “Ama insan, doğum acısını çekip bebeğinin çığlığını duyduktan sonra onu öylece bırakmaz. Biliyor musun, aslında iyi ki terk etmiş seni. Zayıf bir adammış, ne seni sevmedi, ne de oğlunu sevecekti. Kocayla da yalnız anne olunabiliyor.”

“Biz üçüncü sınıfta evlendik. Devlet sınavlarına kocaman bir karınla girdim. Tabii stres yaptım, iki hafta erken doğurdum. Kocamı memnun ettiğimi sanmıştım. Erkekler oğul hayali kurar ya. Ama onda babalık içgüdüsü hiç uyanmadı. Bense, dürüst olayım, beceriksiz ve deneyimsiz bir anne oldum.”

“Oğlumla hastaneden eve döndüğümde, yeni bir beşik, yürüteç ve özenle seçilmiş kıyafetler görmeyi umuyordum. Ama kayınvalidem, kocasının ablasının kızından kalma bir beşik getirdi. Giysiler de öyle. Yürüteci de tanıdıklardan almış, eski püskü bir şey. Kocam, ‘Yeniye paramız yok’ dedi.”

“İçim acıyordu. Oğlum başkasının giysilerini giyecek, üstelik kız çocuklarının pembe hırkalarıyla dolaşacaktı. Fakir değildik, ama dilenci gibiydik. Sonradan kocam iyi para kazanmaya başladığında bile, yeğenlerinden kalan eski kıyafetleri getiriyordu.”

“Annem babam bir şeyler alıyordu, ama çocuk çabuk büyüyor, gereken çok şey var. İtiraz ettiğimde kocam, ‘Param yetmiyor’ diyordu. ‘Çalışmaya başladığında oğlunu şımartırsın.’ Sanki bıçakla yüreğimi dağlıyordu. Demek ki oğul yalnız benimdi.”

“Bana hep çalışmadığımı, evde oturduğumu söyleyip durdu. Bense bir telaş içindeydim. Hiçbir şeye yetişemiyordum. Serhat’ı emzirmeye çalışırken yemek yapmak, onu parka götürmek… Uyandığında ağlarsa her şeyi bırakıp koşuyordum. Hiç ev işi yapamıyordum.”

“Kendimi bıraktım. Üstelik doğumdan sonra kilo da aldım. Eski kıyafetlerime giremiyordum. Kocamla bu konuyu konuşmak imkânsızdı. Çalışmaya başlasam, Serhat’ı kime bırakacaktım? Annem babam gençti, emeklilikleri uzaktı, çocukla ilgilenemezlerdi.”

“Serhat daha iki yaşıİlkay, bebeğini kucağına aldığında gözyaşlarına boğuldu ve o küçük yüreğin sıcaklığını hissettiği an, asla vazgeçemeyeceğini anladı.

Rate article
Lifequest
Anne Olmanın Güncesi