Hayata Bir Adım Kala
Elif, küçüklüğünden beri güzel bir kızdı. Ufak tefek, sarışın, zarif bir fiziği ve güzel bir yüzü vardı. Üniversiteden sonra İstanbul’da çalışmaya başladı. Ancak aşk hayatı bir türlü yoluna girmiyordu. Erkeklerin ilgisinden yoksun değildi, ama hiçbiri evlenmeyi teklif etmiyordu. Otuzuna merdiven dayamıştı.
Başta “Acele etmeye gerek yok, daha zaman var,” diye şakalaşıyordu. Sonra içine kapanmaya başladı. Zaman, hepimizin bildiği gibi, haindir.
“Belki de birisi sana nazar değdirdi? Kimin yolunu kestin, hatırlıyor musun?” diye sormuştu annesinin arkadaşı geçen yılki yılbaşı sofrasında.
“Kimsenin yolunu kesmedim, başkasının hakkını almadım, aile yıkmadım,” diye güvenle cevap vermişti Elif.
“O zaman birisi sana çok kıskançlık besliyor,” demişti teyzesi, annesinin arkadaşı.
Elif bu söze karşı çıkmadı. Okuldayken bile kız arkadaşları ona imrenirdi. Erkekler peşini bırakmazdı. Dersleri iyiydi, ama aşkı hep sonraya erteledi.
Annesi onu tek başına büyütmüştü. Fakir değillerdi, ama lüks içinde de yaşamıyorlardı. Annesi güzel örgü örerdi. İnce, dantelli, sıcacık, pofuduk, modaya uygun ve rengârenk kazaklarla doluydu Elif’in dolabı. Annesi satmak için de örerdi.
“İyilik dile teyze, ne diyorsun! Kızımın taliplisi çok. Seçecek adam bulur. Önemli olan acele etmemek,” diye savunmuştu kızını.
“İşte mesele o! Talipleri var, ama kocası olmalı. Yoksa hiç olmazsa iyi bir sevgilisi!” diye ısrar etmişti teyze.
“Ne fark var ki?” diye sormuştu annesi suratını ekşiterek.
Kızının birinin sevgilisi olmasını düşünmek bile istemiyordu.
“Aradaki tek fark, nüfus kağıdındaki evlilik mührü. Çocuk için önemli bu. Bazen bir sevgili, kocadan daha iyidir…” diye başlamıştı teyze, yüzüncü kez nasıl bir sevgili bulduğunu, ona nasıl ev aldığını, oğluna nasıl iyi bir eğitim sağladığını anlatmaya… Kendi içkici ve işe yaramaz kocasını ise kovmuştu.
O gün Elif, bir daha annesiyle yılbaşını kutlamamaya karar verdi. Bu konuşmalardan bıkmıştı. Tek başına kalmak daha iyiydi. Yine de yılbaşı yaklaşıyordu.
Elif, dikkatle yere bakarak yürüyor, ayağının kaymaması için önüne dikkat ediyordu. Bir bebek arabası süren kadına yol vermek için kenara çekildi.
“Elif!” diye bağırdı kadın aniden durarak. “Tanımadın mı? Ben Aylin Solmaz, şimdi Aylin Kaya,” dedi neşeyle.
“Aylin,” diye zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdi Elif. “Seni tanıyamadım. İstanbul’da mı yaşıyorsun? Ne zamandan beri?”
“Üç yıl oldu. Ne güzel karşılaştık ya. Senin…” diye uzun bir sorguya hazırlanıyordu Aylin.
“Senin mi?” diye sordu Elif, konuyu değiştirmeye çalışarak. Anneler çocuklarının özelliklerini anlatmaya bayılır. “Bakabilir miyim?”
“Tabii. Bu benim kızım,” dedi Aylin, sesinde gururla. Gözleri ışıldıyordu.
Elif eğilip bebek arabasına baktı. Beyaz dantel bulutlarının arasında, gözlerine kadar çekilmiş pembe örgü şapkasıyla minik bir mucize uyuyordu. Uzun kirpikler tombul yanaklara değiyor, dudaklar gonca gibi büzülmüştü. Bebekten Elif’e süt kokusu, tatlı uyku sıcaklığı ve yün esintisi geldi.
“Çok güzel. Babasına mı benziyor?” diye sordu.
“Evet. Doğduğunda…” diye heyecanla anlatmaya başladı Aylin.
“Affet, acelem var. Başka zaman görüşürüz,” deyip uzaklaştı Elif.
Keyfi kaçmıştı. “Koskoca şehirde onunla karşılaşmak da varmış. Okulda silik, sıradan bir kızdı. Bak sen şu işe, evlenmiş, İstanbul’da yaşıyor, çocuk yapmış. Gözlerinden mutluluk fışkırıyor. Peki benim mutluluğum nerede kaldı? Yıllar geçiyor, ben hep yalnızım…” diye düşündü.
Düşüncelere dalarak eve vardı. Yılbaşı ağacını bir hafta önce süslemişti. İlk günler sevinmişti, ama şimdi sinirini bozuyordu. Yaklaşan tatili, kutlayacak kimsesi olmadığını hatırlatıyordu.
Üstünü değiştirip çaydanlığı ocağa koyduğu anda telefonu çaldı. Volkan arıyordu.
“Evde misin, canım? Ben de birazdan geliyorum,” dedi.
Elif, “Evde değilim, arkadaşa uğradım, gelme,” demek istedi. İlk tutkulu hisler çoktan geçmiş, yerini alışkanlığa bırakmıştı. Volkan çoktan boşanmıştı, Elif sebep olmamıştı, ama karısıyla aynı evde yaşıyorlardı, “kızımız için” diyordu.
Elif iç çekti, “Geldim,” dedi ve mutfağa yemek yapmaya gitti. Volkan yarım saat sonra elinde hediyeyle çıktı geldi.
“Al, canım. Belki yılbaşında görüşemeyiz diye. Şirket partisi hazırlığı var, yıllık rapor yetiştirilecek, kızımla ağaca gideceğim…” diye sayıp dökerken üzerini çıkardı.
Elif’in umurunda değildi. Ama hediyeye sevindi. Paketten kırmızı iç çamaşırı seti ve uzun kadife bir kutu çıkardı. İçinde kalp şeklinde kolyesi olan altın bir zincir vardı.
“Teşekkürler!” diyerek Volkan’ın yanağına bir öpücük kondurdu. “Çok güzel.”
Keyfi yerine gelmişti.
“Yemek yemeyeceğim. Affet, haberYıllar sonra Elif, o parkta yürürken küçük bir kızın annesine “Anne bak, kelebek!” diye heyecanla bağırdığını duydu ve gözleri doldu çünkü oğlu da aynı sevinçle onun elini sıkıyordu.




