**Mutluluk Bankın Altında**
Selin iş çıkışı markete uğradı. Yılbaşına sadece dört gün kalmıştı ve buzdolabı hâlâ bomboştu. Hiçbir şeye yetişemiyordu. Bir de süslenmemiş bir çam ağacı vardı evde.
Dondurucu bir rüzgâr esiyordu. Karlar eriyip tekrar donunca kaldırımlar kaygan bir buz tabakasına dönüşmüştü. Üstelik Selin, tam da bugün topuklu botlarını giymişti. Şimdi de küçük adımlarla yürüyor, düşmemek için çabalıyordu. Sokak lambalarının bazıları, her zamanki gibi, yanmıyordu ve kışın erken gelen alacakaranlığında yolu zor görüyordu. Ağır market poşetleri kollarını çekiyor, avuçlarını acıtıyordu. Bacak kasları gerginlikten ağrıyordu. “Niye bu kadar çok aldım ki? Yarın yarısını alsam yetecekti,” diye söylendi kendi kendine.
Durağa ulaştığında poşetleri dar bankın üstüne bıraktı. Üşümüş, uyuşmuş parmaklarını ovuşturdu. Poşetlerin yanına oturup yorgun bacaklarını dinlendirdi, elleri de paltosunun ceplerine soktu. Ama rüzgâr burada da onu bulmuştu.
Geçen arabalara bakarken, böyle bir havada sıcacık bir arabanın içinde oturmanın ne kadar güzel olacağını hayal etti. Uzun zamandır kendi arabasının hayalini kuruyordu ama kredi çekmeye cesaret edemiyordu. Şu an ise bunun için pişmandı.
Durağa bir otobüs yanaştı. Kapılar tıslayarak açıldı, insanlar indi ve evlerine doğru yürüdüler. Kimse Selin’e bile bakmadı.
Tam kalkacaktı ki bir inilti duydu. Etrafına baktı ama durağa ondan başka kimse yoktu. Bir süre sonra inilti tekrar duyuldu, bu sefer çok yakındaydı. Selin banktan fırladı. Geçen arabaların farları, bankın arkasındaki köşede koyu bir şeyi aydınlattı.
İlk anda oradan hemen kaçmak istedi. Ama sabaha kadar kimsenin bulamayacağını, bu soğukta donabileceğini düşündü, hele ki sarhoşsa…
Çantasından telefonunu çıkardı ve durağın köşesine ışık tuttu. Gözüne ilk çarpan, siyah bir palto ve parlak, şık ayakkabılar oldu. Evsizler böyle giyinmezdi.
Işığı yüzüne tuttu. Adamın kirpikleri titredi ama gözlerini açmadı. Genç, bakımlı, düzgün giyimli biri olduğu belliydi. Selin eğildi ama alkol kokusu almadı.
“Hey, iyi misiniz? Kalkın, donarsınız,” diyerek omzundan dürttü.
Adam tepki vermedi.
Fazla düşünmeden 112’yi arayıp durumu anlattı.
“Bekleyin,” dedi operatörün yorgun kadın sesi.
Selin telefonunu cebine koydu, ellerini paltosunun ceplerine soktu ve serçe gibi büzüldü. Üşümüştü. Peki ya yerde yatan adam? Belki de gitmeliydi? Ama ambulans ne zaman gelir bilinmezdi, iyi giyimli birini soyabilirlerdi…
Dişleri takırdayana kadar bekledi. Sonunda ambulans durağa yanaştı, üniformalı bir erkek ve bir kadın indi.
“Şurada, köşede,” diye gösterdi Selin.
Sağlıkçılar adamın başına eğildi. Durağa tekrar bir otobüs geldi. İnen iki kişi merakla Selin’e olanları sordu.
“Çekilin, engel olmayın,” diye tersledi doktor meraklıları.
Ambulansa gidip sürücüyle birlikte sedye getirdi.
“Adamı sedyeye alalım, yardım edin,” dedi doktor seyircilere.
Ama onlar rüzgâr gibi dağıldı.
“Ne oldu ona?” diye telaşla sordu Selin.
“Kalp krizi gibi görünüyor. Zamanında buldunuz, yoksa donabilirdi. Telefon numaranızı alalım, ihtiyaç olur,” dedi doktor, cebinden küçük bir not defteri çıkarıp Selin’e uzattı.
“Başka bir şey yoksa gidebilir miyim? Beklerken çok üşüdüm,” deyip numarasını yazdı ve defteri geri verdi.
Selin ambulansın arkasından baktı, poşetlerini kaptı ve evine doğru yürüdü. Bacakları onu taşımıyordu adeta.
Eve vardığında ellerini sıcak suyun altında uzun süre ısıtmaya çalıştı. Sonra market poşetlerini boşalttı. Bütün akşam o adamı düşündü. Ne olduğunu, oraya nasıl düştüğünü merak etti. Hangi hastaneye götürüldüğünü sormadığına pişman oldu. Yarın arar, halini hatırını sorarım diye geçirdi içinden.
İki gün sonra bilinmeyen bir numara aradı. Camların ardından kar yağıyor, yolları buz gibi örtüyor, dünyayı daha aydınlık ve şenlikli hale getiriyordu. Birkaç saniye düşündükten sonra açtı.
“Selin mi?” dedi karşıdaki güzel erkek sesi.
“Evet. Kiminle görüşüyorum?”
“Beni kurtaran kişi sizsiniz… Durakta yatarken ambulansı arayan…”
“Yaşıyorsunuz!” diye sevindi Selin. “Nasılsınız?”
“Şimdi iyiyim. Arayıp teşekkür etmek istedim. Numaranızı bırakmıştınız.”
“Peki size ne oldu?” diye sordu Selin.
Kendini kötü hissetti, niye hastaneyi arayıp sormadım diye.
“Telefonda anlatması zor. Çıkınca size uğrayabilirim. Adresinizi söyler misiniz?”
“Aman, gerek yok,” diye çekindi Selin.
Adam sustu. Selin de öyle. Hakkında hiçbir şey bilmiyordu… Adam vedalaşıp kapattı. Ancak o anda Selin adını sormayı unuttuğunu fark etti.
Dört yıllık bir ilişkisi vardı, iki yılı birlikte yaşayarak geçmişti. Ama evlenme teklifi hiç gelmemişti. İlişki bitmiş, ayrılmışlardı. Toparlanması bir yılını almıştı. Selin yeni ilişkilerden, kaybetmekten ve hayal kırıklığından korkuyordu.
Arkadaşları da öyleydi. Gizem boşanmıştı,Kapı çaldığında içi umutla doldu, çünkü hayatın en güzel sürprizlerinin böyle beklenmedik anlarda saklı olduğunu artık biliyordu.




