Adil Anlaşma

**Adil Anlaşma**

Nazlı yavaş ve acı içinde gidiyordu. Bitmek bilmeyen kemoterapilerden yorgun düşen bedeni artık hastalıkla savaşmıyordu. Zaten Nazlı da son aylarda çektiği dayanılmaz ağrılardan bir an önce kurtulmayı diliyordu. Ağrı kesiciler yüzünden sürekli uykuya meyilliydi, bazen suyun yüzeyine çıkar gibi kendine geliyor, sonra yeniden beynini saran o kurtarıcı uykuya dalıyordu.

Elif okuldan gelip özel bir hasta kokusuyla dolu odaya girdiğinde annesine uzun uzun bakıyordu. Artık eskisi gibi gülen, neşeli anne değildi. Gözleri kapalı yatıyordu ve Elif, yorganın altında göğsünün inip kalkışını takip ediyordu—nefes alıyor mu diye.

“Anne. Anneee, beni duyuyor musun?” diye sesleniyordu.

Nazlı’nın göz kapakları titriyor ama açacak gücü yoktu. Büyükanne gelip Elif’i odadan çıkarıyordu:

“Gel yavrum, seni doyurayım, sonra derslerine bakalım. Bırak annen uyusun.”

“Ama büyükanne, zaten hep uyuyor. Ne zaman iyileşecek? Eskisi gibi olsun istiyorum.”

“Ah yavrucuğum, ben de çok istiyorum. Uyku iyileşmenin ilk ilacıdır.” Büyükanne, Elif’in önüne bol malzemeli bir tabak çorba koyarken gözlerine dolan yaşları zor tutuyordu.

“Ne kadar haksızlık! Ben yaşıyorum ama genç kızım ölüyor. Hiçbir şey yapamıyorum. Ne kadar dua ettim, camiye gittim… Allah bana neden kızdı? Ne yanlış yaptım?” diye düşünüyor, iç geçiriyordu.

Nazlı, sabaha karşı vefat etti. Saat üçte tuvalete kalkan Meryem, kızının odasına bakmış, kızı yatağında hareketsiz yatıyordu ama nefes alıyordu, bundan emindi. Sonra yatmış, bir süre dönüp durmuştu. Uykuya dalınca rüyasında küçük Nazlı’yı görmüştü—gülüyor, el sallayıp kaçıyor, sık sık arkasına bakıyordu. “Dur, nereye? Geri dön!” diye bağırmış ve uyanmıştı.

Hemen kalkıp kızının odasına gitmişti. Nazlı artık sakindi ve yabancıydı. Kapıyı sessizce kapattı. Mutfakta su ısıtmış, Elif için poğaça ısıtmış, sonra onu uyandırmıştı.

Elif kahvaltısını yaptı, okul formasını giydi ve her sabah yaptığı gibi annesiyle vedalaşmak için yanına gitti.

“Gitme, bırak uyusun,” diye seslendi Meryem. “Al, çantana bir elma koy.” Kırmızı yanaklı bir elma uzattı.

Okula giderken Meryem, Elif’in anlattıklarını dalgın dalgın dinliyordu.

“Bugün neden böylesin?” diye sordu Elif.

“İyi uyuyamadım, dinlenemedim,” diyerek dalgınlığını açıkladı büyükanne.

Eve döner dönmez ambulansı aradı.

“Ne zaman öldü? Niye bu kadar geç haber verdiniz?” diye sertçe sordu doktor.

“Torunumu okula götürdüm. Bunları görmesini istemedim.”

Sonra cenaze aracını bekledi—şükürler olsun ki çabuk geldi. Elif dönmeden Nazlı’yı götürdüler. Okul yolunda ona annesinin artık olmadığını nasıl söyleyeceğini düşünüyor ama bir türlü karar veremiyordu. Evde de dalgınlığına yenik düşmüş, Elif annesinin odasına koşuvermişti.

“Anne nerede?” diye döndü büyükannElif gözlerindeki yaşları silerek büyükannesine sarıldı ve “Artık sadece ikimiz varız, ama ben seni asla bırakmayacağım,” diye fısıldadı.

Rate article
Lifequest
Adil Anlaşma