Tekerlekli Valiz
“Anne, artık büyüdüm. İstediğim bir şeyi yapamaz mıyım?” diye sitem ediyordu Leyla.
Birkaç gündür tartışıyorlardı. Leyla, annesine erkek arkadaşıyla İstanbul’a bir haftalığına gitmek istediğini söylemişti.
“Peki ya derslerin? Sınavlar yakında.”
“İyi çalışıyorum zaten. Eksiklerimi toplarım. Lütfen anne…” diye yalvardı Leyla.
“Onu daha yeni tanıyorsun. Ya sonra?” diye karşı çıktı Gülşen, ama kızını vazgeçirecek ne söz ne de gücü kalmıştı.
“Beni bırakmazsan, evden kaçarım ve bir daha geri dönmem!” diye bağırdı Leyla, kanepenin üzerine çöktü, yastığı göğsüne bastırdı ve pencereye döndü.
“Ya gerçekten giderse?” diye içine bir korku düştü, panik büyüdü. Kızı, onun her şeyiydi, dünyadaki tek yakını. Onu kaybedemezdi.
“Anne, sen hep kurallara uydun ve yalnız kaldın. Benim de aynı olmamı mı istiyorsun?” Leyla’nın sesi hıçkırıklara boğuluyordu.
“Kızım, her şeyin zamanı var, acele etme…” diyordu Gülşen ama biliyordu ki Leyla âşık olduğu için onu duymuyordu.
Leyla yüzünü yastığa gömdü ve ağlamaya başladı.
“Ben ne yapıyorum? Kendi evladıma düşman mıyım? Zaman değişti. Onların her şeyi hızlı. Belki ben de cesur olsaydım, kocamla ilgili gerçekleri daha erken anlasaydım, hayatım farklı olurdu.” Gülşen derin bir iç çekti.
“Tamam. Git. Ama her gün arayacaksın. Fazla para veremem, biliyorsun ki ev için biriktiriyorum.” diye pes etti Gülşen.
Leyla yastığı fırlattı, annesine koştu ve ona sarıldı.
“Anneciğim, teşekkür ederim. Paraya ihtiyacım yok, Tolga’nın var. Her gün arayacağım. Birkaç kez! Üzülme, her şey iyi olacak,” diye sevinçle cıvıldadı.
“Nasıl üzülmem? Senin de bir gün kızın olunca göreceğim nasıl üzülmediğini,” diye düşündü Gülşen ama sesli söylemedi. Faydası yoktu, anlamazdı.
Leyla odasına koştu, valizini alıp geri geldi.
“Eşyalarını hazırlamışsın bile? Gerçekten kaçacak mıydın?” Bu düşünce kalbine bir ağrı sapladı.
“Sen izin verirdin zaten. Seni iyi tanıyorum. Şimdi Tolga’yı arayacağım.” Telefonunu kaptı ama aramak yerine annesine yaklaştı.
“Sen de bir yerlere gitsen? Hala Ayşe Teyze’ye mesela. Evde yalnız ne yapacaksın? Tatil işte,” diye uzlaşmacı bir tonla konuştu Leyla.
“Kendime bir şeyler bulurum. Sen orada dikkatli ol. Anlıyor musun?” diye homurdandı Gülşen.
Ruh hali öyleydi ki içini bir ağlama krizi bastıracaktı.
“Anne, artık büyüdüm. Her şeyin farkındayım.” Leyla, arkadaşının numarasını çevirdi.
Gülşen’in kalbi sıkıştı. Konuşmadan anladı, Leyla şimdi gidiyordu.
“Tamam anne, taksi aşağıda bekliyor.” Leyla valizini alıp koridora yöneldi.
Gülşen peşinden koştu.
“Anne, beni uğurlama. Trene binince ararım. Bir hafta sonra döneceğim.” Leyla annesinin yanağına bir öpücük kondurdu ve gözlerindeki yaşları fark etmeden daireden çıktı.
“İşte büyüdü, annesine artık ihtiyacı yok. Uğurlamama bile izin vermedi.” Gülşen mutfağa koştu, pencereden baktı. Aşağıda sarı bir taksi duruyordu, etrafında genç bir erkek dolaşıyordu. “İyi görünüyor. Belki de her şey yolunda gider? Zaten her şeyden koruyamazsın.”
Gülşen üzgün gözlerle taksiyi izledi, sonra oturma odasına geçti, Leyla’nın az önce oturduğu koltuğa çöktü. Gözleri doldu. “İşte yalnız kaldım. Sessiz, bomboş. Burada çıldıracağım. Alışmalıyım. Büyüyen çocuklardan ayrılmak bütün annelerin kaderi.”
Uzun süre öyle oturdu, hiçbir şey yapamadı. “Belki ben de bir yerlere gitsem? Antalya’ya mesela. Tatil zamanı işte. Yaz değil tabii ama burası kadar soğuk değil.” Kızının odasına geçti, bilgisayarı açtı ve uçak bileti bakmaya başladı.
Ertesi gün için sabah uçuşuna ucuz bir bilet buldu. Gülşen fazla düşünmedi, hemen Antalya’ya gidiş-dönüş biletini aldı. Artık her kuruşu hesap etmekten bıkmıştı. Oturup kızının aramalarını beklemek mi? Bir hafta sonsuzluk gibi gelecekti.
Toparlanmaya başladı. Koşturma ve hazırlık, kızı için duyduğu endişeyi dağıttı. Leyla akşam aradı, nefes nefese anlattı: “İstasyondayız, treni bekliyoruz, her şey yolunda…” Kahkahası duyuldu ve bağlantı kesildi.
O gün yaşadıklarından sonra Gülşen uyuyamadı. “Neyse, uçakta uyurum,” diye düşünüp yataktan kalktı. Taksi çağırdı, sonbaharlık montunu giydi ve havaalanına gitti.
Saat erken olmasına rağmen havaalanı telaşla kaynıyordu. İnsanlar vedalaşıyor, koşuşturuyor, telefonla konuşuyordu.
Bir çiftin yanından geçti. Genç kız, ağlamaktan gözleri şişmiş, erkeğin yüzüne bakarak:
“Döneceksin, değil mi? Söz veriyor musun? Seni seviyorum…” dedi ve hıçkırarak erkeğin göğsüne yüzünü gömdü.
O, kızın saçlarını okşayarak bir şeyler fısıldadı. Gülşen başını çevirdi. Çok samimi ve dokunaklı bir vedalaşmaydıGülşen, valizini tutup içeri girdiğinde, kapı çaldı ve hayatının geri kalanını değiştirecek o adam, gülümseyerek eşikte duruyordu.




