Müzik sustu, salon dondu. Ayşegül sadece kendi nefesini duyuyordu. Aniden bir alkış koptu ve ardından gelen coşkulu alkışlar onu şaşkına çevirdi. Seyirciler ayağa kalkmış, pek çoğunun gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Ayşegül, Mehmet’le göz göze geldi. Mehmet eğildi ve onu öptü. Dudaklarında Ayşegül’ün gözyaşlarının tuzlu tadı kaldı. Alkışlar yavaş yavaş kesilirken seyirciler salonu terk etmeye başladı. Mehmet, Ayşegül’ün tekerlekli sandalyesini iterek çıkışa doğru ilerledi.
“Yoruldun mu?”
“Hayır. Mutluyum! Sana teşekkür ederim!” dedi Ayşegül, gözyaşlarına rağmen gülümseyerek.
***
Ayşegül akşam yemeği hazırlıyor, bir yandan da saate bakıyordu. Yakında Murat gelecekti. Su ısıtıcısını ocağa koydu, aceleyle salata malzemelerini doğradı. Yine saate baktı. “Gecikiyor. Arayayım mı? Hayır. Yine boş yere aklıma kötü şeyler getirdiğimi söyleyecek. Keşke ona inanabilsem. Ama artık dayanamıyorum.”
Telefonu kapıp aramak için dayanılmaz bir istek duydu. “Yine mi?”
Ayşegül, bıçağın sapını öyle sıkı kavradı ki parmakları bembeyaz oldu. Sonra elini gevşetti, bıçak metalik bir sesle masaya düştü. Saate tekrar baktı, ibreler sabrını sınıyordu. Dayanamadı ve kocasının numarasını tuşladı. “Lütfen, cevapla. Söyle, eve yaklaşıyorsun diye.” Ancak uzun sinyaller, alay edercesine kulaklarında çınlamaya devam etti.
Telefonu fırlattı. Masanın kenarına kadar kaydı ve durdu. “Sakin ol. Kendini kaybetme. Yakında gelir…” diye telkin etti kendine.
Murat gece yarısından sonra geldi. Ağlayarak uyuyakalmış olan Ayşegül, anahtarın kilitte dönüş sesiyle uyandı ve başını kaldırdı. Giriş kapısının altından ince bir ışık süzülüyordu. Ayşegül kalktı ve aniden kapıyı açtı. Murat ayakkabılarını çıkarıyordu, irkildi. Ama şaşkınlığını hemen attı, hiçbir şey olmamış gibi sordu:
“Korkuttun beni. Niye uyanıksın?”
“Gözlerinin içine bakmak istedim. Onunla görüşmeyeceğine söz vermiştin ya…”
“Yine başlama. Arkadaşlarla maç izledik, bira içtik…”
“Dayanamıyorum artık. Daya-na-mı-yo-rum,” diye tekrarladı Ayşegül, kocasının bahanelerini keserek. “Kapının önünde seni beklemekten, her adım sesini dinlemekten bıktım. Yeter.” Karnına sarıldı ve eğilerek yatağa yöneldi, sanki doğrulacak gücü yoktu.
Ayşegül yatağa kıvrılıp ağlamaya başladı.
“Ayşe, senin bu kıskançlığından ben de usandım. Doğru söylüyorum. Adım atmana izin vermiyorsun. Arkadaşlarla oturduk işte…” Murat yatağa yaklaştı ama ağlayan karısını sakinleştirmek, okşamak için hiçbir girişimde bulunmadı.
“Bir telefon edemez miydin? Telefonun yine mi bitti? Bıktım artık. Yeni bir bahane bulsaydın. Üstünde bira kokusu da yok.” Ayşegül inledi, yataktan fırladı ve hızla koridora koştu.
Murat ne yapmak istediğini anladığında artık çok geçti. Ayşegül, Murat’ın ceket cebinden telefonunu çıkarmış, ekrandaki mesajı okuyordu:
“Sevgilim, eve vardın mı? Karın yine sorguya mı çekti yoksa sabaha mı bıraktı?” Ayşegül, yapay bir tatlılıkla mesajı seslendirdi. “Hangi arkadaşın sana böyle ‘sevgilim’ diye hitap ediyor?”
Murat telefona yeniden uzanmak istedi ama Ayşegül direnmeden verdi. Onu itti, odadan geçti ve giyinmeye başladı.
“O kadına yaz, artık özgürsün. Annemin yanına gidiyorum. Yarın sabaha kadar senin ve eşyalarının burada olmamasını istiyorum.”
“Yapma Ayşe. Gece yarısı oldu. Tamam, tamam. Arkadaşlarla değildim…” Murat söze başladı ama devam edemedi.
Ayşegül’ün yüzü, iğrenç bir fare görmüş gibi buruştu.
“Sana ne eksik?” diye fısıldadı Ayşegül, yine belinden kıvrılarak, sanki karnına bir ağrı saplanmış gibi. “Artık buna katlanamıyorum. Seninle bir saniye daha kalmayacağım.”
Çantasını aldı ve kapıdan çıktı. Murat onu durdurmadı, tutmadı. Sokakta bir taksi çağırdı, sonra annesini aradı.
“Yine mi kavga ettiniz? Onun yeminlerine inanmaman gerektiğini söylemiştim. Hemen ayrılmalıydın, affetmemeliydin,” diye söylendi annesi.
“Tamam anne, sonra konuşuruz,” diyerek telefonu kapattı Ayşegül.
Ama annesine ulaşamadı. Taksi, uyuyan şehirde hızla giderken sarhoş bir sürücünün kullandığı bir araç yandan çarptı. Darbe, Ayşegül’ün oturduğu taraftan geldi…
Murat, onu yoğun bakımdan çıkarıp odaya aldıklarından beri her gün hastaneye geldi. Suçluluk duyuyordu. Eğer o gece İpek’in ısrarlarına boyun eğmeseydi, belki de bu kavga çıkmaz, Ayşegül o taksiye binmezdi…
Doktorlar ellerinden geleni yaptıklarını, birkaç ay içinde Ayşegül’ün ayağa kalkacağını söylediler. Ama ne altı ay sonra ne de bir yıl sonra Ayşegül ayağa kalkabildi. İyileşme umudu tükenmişti. Artık hayatının sonuna kadar tekerlekli sandalyede yaşamak zorundaydı.
Murat onun yanında kaldı. Ev işlerinde Ayşegül’ün annesi yardım ediyordu. Ama genç bir adam, engelli karısına ne kadar dayanabilirdi? Bırakmayanlar da vardır; buna inanmak ister insan. Kendine hiçbir şeyiAncak hayat, Ayşegül’e dans etmenin sandalyede bile bir rüya olmadığını, yürek atışlarının ritmiyle her an yeniden başlayabileceğini öğretti.




