Sadece O Beni Anlıyor

“O beni anlayan tek kişi.”

“Bugün öğle yemeğinde ne var?” diye sordu Emre, burnunu havaya kaldırarak. “Bir şeyler mi pişiriyorsun?”

“Pişiriyorum. Şövalye için kurabiye. Hindi ve yulaf ezmeli,” diye gururla cevapladı Elif ve fırın tepsisini çıkardı. “Şu an zor bir dönemden geçiyor. Tüy dökme zamanı, tımarlanıyor, ruh hali değişken. Şımartmak istedim onu.”

Elif, süt rengi kısa bornozuyla mutfakta dolanıyordu. Ayaklarının dibinde ise Şövalye, küçük tüylü bir spitz, sadık bir derviş gibi bakışlarıyla zıplıyor, havlıyor ve heyecanlı çığlıklar atıyordu.

Emre onların bu coşkusunu paylaşmıyordu. İşten öğle yemeği için fırsat bulmuştu, ama anlaşılan bugün öğle yemeği sadece Şövalye’ye layık görülmüştü.

“Tamam, harika,” diye uzattı kelimeleri. “Peki bizim yemeğimiz ne olacak?”

“Bilmem. Kendine bir omlet yapabilirsin. Ya da bir şeyler söyleyelim. Zaten sen de sürekli ne yersen ye diyorsun ya.”

İtiraz etmedi. Çünkü gerçekten de öyle demişti. Yemek yüzünden tartışmak küçük düşürücü geliyordu.

Elif, Şövalye’yi Emre’yle tanışmadan çok önce almıştı. On dokuz yaşındayken annesi vefat etmişti. Babası da kızını nasıl teselli edeceğini bilememiş, eline bir köpek yavrusu tutuşturmuştu.

O günden sonra Şövalye onun hayatının merkezi oldu. Emre’nin İstanbul’daki iki odalı evine taşındığında – daha doğrusu, Emre’yi evine kabul etmeye zorladığında – Şövalye tabii ki önden gitti. Devasa bir taşıma kafesinde, taksinin ön koltuğunda, ısıtıcının yanında, üşümesin diye.

Emre itiraz etmemişti. O zamanlar, Elif’in köpekle konuşması, ona böyle özen göstermesi sevimli geliyordu. Üç yıl sonra bu dokunaklı sevgi, patolojik bir bağımlılığa dönüşmüştü. Ve ne yazık ki, bu bağımlılık başka hiç kimseyi kapsamıyordu.

Emre, sessizce, lavabonun başında hazır noodle yiyordu. Ayşe Hanım tam da vaktinde çıkageldi. Sanki içgüdüsel olarak oğlunun evinde neler döndüğünü biliyordu. Çantasında çorba, bir paket lor peyniri ve folyoya sarılı tavuk göğsüyle içeri girdi.

“Eee, gençler nasıl gidiyor?” diye neşeyle sordu kapıdan.

“Her şey normal, anne. Elif Şövalye’ye bir şeyler pişiriyor.”

“Ah, yine Şövalye! En azından misafirler için değil, bir keresinde onun ‘özel lezzetlerinden’ yanlışlıkla tatmıştım,” diye şakayla karışık bir iğneleme yaptı, sözlerinin arasına zehrini saklayarak.

Elif ise lafı anlamamış gibiydi. Kayınvalidesine yol verdi ve ışıldayan bir gülümsemeyle:

“Bugün hindi”O günden sonra Emre, küçük oğlu Can’ı ve annesi Ayşe Hanım’ı alıp yeni bir hayata başladı, Şövalye ise Elif’in tek aşkı olarak kaldı.”

Rate article
Lifequest
Sadece O Beni Anlıyor