Karımın oğlu odamı aldı
“Delirdin mi sen, Emre! Bu benim odam!” Hüseyin Bey kapıda durmuş, elinde anahtarları sımsıkı tutuyordu. Gözlerine inanamıyordu.
“Senindi, Hüseyin Amca,” dedi genç, telefonundan başını bile kaldırmadan, kanepeye yayılmış vaziyette. “Artık benim. Annem öyle dedi.”
“Hangi anne?” Hüseyin Bey patladı. “Ben senin amcan değilim! Benim yatağım nerede? Eşyalarım ne oldu?”
Emre omuz silkti, gözünü ekrandan ayırmadan.
“Yatağını balkona çıkardık, eşyalarını da kutulara koyduk. Annem, orada bile yerin olduğunu söyledi.”
Hüseyin Bey’in ayaklarının altından yer kaydı gibi oldu. Bu evde yirmi yıldır yaşıyordu, bu oda onun sığınağı, kalesiydi. Şimdiyse on sekiz yaşında bir çocuk orada kendi evindeymiş gibi buyuruyordu.
“Gülşah!” diye bağırdı, mutfağa doğru yürürken. “Gülşah, hemen buraya gel!”
Karısı mutfaktan çıktı, ellerini önlüğüne silerek. Yüzünde en ufak bir pişmanlık yoktu.
“Ne oldu, Hüseyin? Niye bağırıyorsun?”
“Ne mi oldu?” Hüseyin Bey kendini kaybetmişti. “Oğlun benim odamı ele geçirdi! Eşyalarımı balkona attı! Bu ne cüret?”
“Hüseyin, sakin ol,” dedi Gülşah, alçak ama kararlı bir sesle. “Emre üniversiteye başladı, ders çalışacak yere ihtiyacı var. Sen balkonda da uyuyabilirsin, ben düzenledim orayı, rahat olur.”
“Balkonda mı?” Hüseyin Bey kulaklarına inanamıyordu. “Gülşah, aklını mı yitirdin? Bu benim evim! Burası benim kayıtlı olduğum yer!”
“Bizim evimiz,” diye düzeltti karısı. “Ve Emre de artık burada kalıcı olarak yaşayacak.”
Hüseyin Bey bir sandalyeye çöktü. İki yıl önce Gülşah’la evlendiğinde, eski eşiyle yaşayan bir oğlu olduğunu söylemişti. Hafta sonları gelirdi, sessizdi, sorun çıkarmazdı. Hüseyin Bey hatta anlaşabileceklerini düşünmüştü.
“Neden bana bir şey söylemedin?” diye sordu yorgun bir sesle.
“Ne diyecektim ki?” Gülşah karşısına oturdu. “Emre büyüdü, kendine ait bir odaya ihtiyacı var. Sen de alışırsın.”
“Alışırsın…” Hüseyin Bey tekrarladı. “Gülşah, ben vardiyalı çalışıyorum, düzgün uyumam lazım. Balkon kışın soğuk, yazın bunaltıcı.”
“Alışırsın işte. Emre iyi çocuktur, seni rahatsız etmez.”
Hüseyin Bey karısına baktı. İki yıl önce ona bir kurtuluş gibi gelmişti. Uzun yıllar yalnız kaldıktan, ilk eşi kızını alıp başka şehre gittikten sonra, Gülşah ona taze bir nefes olmuştu. Kırk beş yaşında, muhasebeci, güler yüzlü, yemek yapmasını bilen bir kadın. Parkta tanışmışlardı, Gülşah kuşları besliyordu, o da bankta gazete okuyordu.
“Bir oğlum var,” demişti o zaman. “Babasıyla yaşıyor, ama bazen bana gelir.”
“Sorun değil,” diye cevap vermişti Hüseyin Bey. “Çocukları severim.”
Gerçekten de severdi. Kendi kızı Elif’i nadiren görüyordu, eski eşi pek izin vermiyordu. Emre ise başta iyi bir çocuk gibiydi – kibar, sessiz, sorun çıkarmıyordu.
“Bak Gülşah,” diye sakinleşmeye çalıştı. “Belki başka bir çözüm bulabiliriz? Salona bir yataklı kanepe alalım, benim odam yine bana kalsın?”
“Hayır,” dedi karısı, başını iki yana sallayarak. “Emre ders çalışıyor, sessizliğe ihtiyacı var. Sen sadece televizyon izliyorsun.”
“Sadece televizyon izliyormuşum…” Hüseyin Bey içinde bir şeylerin kırıldığını hissetti. “Gülşah, işten dönünce yorgun oluyorum, dinlenmem lazım.”
“Çok bencilsin, Hüseyin. Hep kendini düşünüyorsun. Benim bir oğlum var, ona bakmak zorundayım.”
Hüseyin Bey kalkıp balkona gitti. Gerçekten de yatağı oradaydı, yanında birkaç kutu eşya. Balkon camlıydı ama nem hissediliyordu. Yatağın kenarına oturdu, ellerine başını gömdü.
Akşam Emre yemek yemek için mutfağa geldi. Hüseyin Bey masada oturmuş çay içiyordu.
“Emre,” diye sakin bir şekilde başladı. “Erkek erkeğe konuşalım. Belki bir çözüm buluruz?”
“Ne çözümü?” Emre buzdolabını açıp yoğurt çıkardı. “Benim odam artık bana ait. Siz de kendi odanızda kalırsınız. Adil olan bu.”
“Benim odam balkonda,” diye vurguladı Hüseyin Bey.
“Ee? Artık annenle daha geniş yeriniz var.”
“Emre, üniversiteye başladığını anlıyorum, bu güzel bir şey. Ama insanlara böyle davranılmaz. Konuşup anlaşabilirdik.”
“Ne anlaşması?” Emre sırıttı. “Siz bana akraba değilsiniz. Annem annem, siz de onun geçici kocasısınız.”
“Geçici mi?” Hüseyin Bey diken üstüne oturdu.
“Ee, sonsuza kadar mı kalacaksınız?” Emre omuz silkti. “Annem hâlâ genç, güzel. Belki daha iyisini bulur.”
Hüseyin Bey yüzünün kızardığını hissetti ama kendini tuttu. Kavga çıkarmak istemiyordu.
“Emre, annene de sana da saygı duyuyorum. Ama burası benim evim.”
“Hadi ya,” diye esnedi Emre. “Artık sizin değil. Annem diyor ki evlendikten sonra her şey ortakmış.”
“Bu evde nikah kıydık,” diye hatırlattı Hüseyin Bey.
“Ee? Kanun herkes için geçerli.”
Hüseyin Bey konuşmanın boş oldHüseyin Bey anahtarı masaya bıraktı ve kapıyı çekip giderken, hayatının en büyük hatasını yaptığını anladı.




