“Karımın Oğlu Odamı Aldı”
“Delirdin mi sen, Deniz! Bu benim odam!” diye bağırdı Volkan Bey, kapıda durmuş, elinde anahtarları sıkıyor, gördüğüne inanamıyordu.
“Seninmiş tabii, Volkan Amca,” dedi genç, telefonundan başını bile kaldırmadan, kanepede yayılıyordu. “Artık benim. Annem öyle dedi.”
“Hangi annem?!” diye patladı Volkan. “Ben senin amcan değilim! Peki benim yatağım nerede? Eşyalarım ne oldu?”
Deniz omuz silkti, gözlerini ekrandan ayırmadan.
“Yatağı balkona taşıdık, eşyalarını da kutulara koyduk. Annem dedi ki, orada da yerin olur.”
Volkan Bey, ayaklarının altındaki zemini kaybediyor gibi hissetti. Bu evde yirmi yıldır yaşıyordu, bu oda onun sığınağı, hisarıydı. Şimdiyse on sekiz yaşında bir ukala, buranın sahibiymiş gibi davranıyordu.
“Gülşen!” diye bağırdı, mutfağa doğru yürürken. “Gülşen, hemen buraya gel!”
Karısı mutfaktan çıktı, ellerini önlüğüne silerek. Yüzünde en ufak bir mahcubiyet yoktu.
“Ne oldu, Volkan? Neden bağırıyorsun?”
“Ne oldu mu?!” diye hışımla karşılık verdi Volkan. “Oğlun benim odamı ele geçirdi! Eşyalarımı balkona attı! Bu ne cüret?”
“Volkan, sakin ol,” dedi Gülşen alçak ama kararlı bir sesle. “Deniz üniversiteye başladı, ders çalışacak yere ihtiyacı var. Sen de balkonda uyuyabilirsin, orası rahat, ben hazırladım.”
“Balkonda mı?!” diye haykırdı Volkan, kulaklarına inanamadı. “Gülşen, aklını mı kaçırdın? Bu benim evim! Burası kayıtlı üzerime, ben burada yaşıyorum!”
“Bizim evimiz,” diye düzeltti karısı. “Ve Deniz de artık sürekli burada kalacak.”
Volkan bir sandalyeye çöktü. İki yıl önce Gülşen’le evlendiğinde, babasıyla yaşayan bir oğlu olduğunu söylemişti. Genç, hafta sonları gelirdi, sessiz dururdu, sorun çıkarmazdı. Volkan, belki anlaşabileceklerini bile düşünmüştü.
“Neden bana söylemedin?” diye yorgun bir sesle sordu.
“Ne diyecektim ki?” dedi Gülşen, karşısına oturarak. “Deniz yetişkin, kendi odası olmalı. Sen de alışırsın.”
“Alışmak…” diye tekrarladı Volkan. “Gülşen, vardiyalı çalışıyorum, düzgün uyumam lazım. Balkon kışın soğuk, yazın bunaltıcı oluyor.”
“Bir şey olmaz, alışırsın. Deniz iyi çocuktur, seninle uğraşmaz.”
Volkan karısına baktı. İki yıl önce ona bir kurtarıcı gibi gelmişti. Uzun yıllar yalnızlıktan, kızını başka şehre götüren ilk eşinden sonra, Gülşen ona bir nefes gibiydi. Kırk beş yaşında, muhasebeci, güzel yemek yapan, iyi kalpli bir kadın. Parkta tanışmışlardı; Gülşen kuşları besliyor, Volkan da bankta gazete okuyordu.
“Bir oğlum var,” demişti o gün. “Babasıyla yaşıyor ama bazen bana gelir.”
“Sorun değil,” demişti Volkan. “Çocukları severim.”
Gerçekten de severdi. Kızı Elif’i nadiren görürdü, eski eşi onlara engel oluyordu. Deniz de başta iyi bir çocuk gibiydi — kibar, sessiz, sorun çıkarmazdı.
“Bak, Gülşen,” dedi Volkan, sakinleşmeye çalışarak. “Belki başka bir çözüm bulabiliriz? Salona bir kanepe yatak koyarız, Deniz orada kalır, benim odam da bana kalır?”
“Olmaz,” dedi Gülşen başını sallayarak. “Deniz ders çalışıyor, sessizliğe ihtiyacı var. Sen de hep televizyon izliyorsun.”
“Hep televizyon izliyormuşum…” diye mırıldandı Volkan, içinde bir şeylerin kırıldığını hissetti. “Gülşen, işten geliyorum, yorgunum. İnsan gibi dinlenmek istiyorum.”
“Çok bencilsin, Volkan. Hep kendini düşünüyorsun. Benim bir oğlum var, ona bakmam lazım.”
Volkan kalktı, balkona yöneldi. Gerçekten de yatağı oradaydı, yanında eşya dolu kutular. Balkon camlıydı ama nem hissediliyordu. Yatağın kenarına oturdu, ellerine başını eğdi.
Akşam Deniz yemek için mutfağa geldi. Volkan masada çay içiyordu.
“Bak, Deniz,” dedi nazikçe. “Erkek erkeğe konuşalım. Belki bir çözüm buluruz?”
“Ne çözümü?” dedi Deniz, buzdolabından yoğurt çıkararak. “Artık benim odam var, sizinkisi sizin. Adil olan bu.”
“Benim odam balkon,” diye düzeltti Volkan.
“Önemli değil. Siz de annemle daha geniş yerdesiniz.”
“Deniz, üniversiteye girdiğini anlıyorum, bu güzel. Ama insanlara böyle davranılmaz. Konuşup ortak bir yol bulabilirdik.”
“Ne ortak yolu?” diye güldü Deniz. “Sen bana yabancısın. Annem annemdir, sen sadece onun kocasısın. Geçici.”
“Geçici mi?” diye irkildi Volkan.
“Evet, sonsuza kadar mı kalacaksın sanıyorsun?” dedi omuz silkeleyerek. “Annem hâlâ genç, güzel. Belki daha iyisini bulur.”
Volkan’ın yüzüne kan hücum etti ama kendini tuttu. Kavga çıkarmak istemiyordu.
“Deniz, annene de sana da saygı duyuyorum. Ama burası benim evim.”
“Boş ver,” diye esnedi genç. “Artık senin değil. Annem dedi ki evlendikten sonra her şey ortak olur.”
“Bu evde nikâh kıydık,” diye hatırlattı Volkan.
“Ne fark eder? Kanun herkes için aynı.”
Volkan konuşmanın boş olduğunu anladı. Genç inatçıydı, taviz vermeye niyeti yoktu.
Ertesi gün Volkan Gülşen’le tekrar konuştu.Volkan çantasını alıp kapıya yöneldiğinde, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anladı ve hayatın bazen en büyük dersleri en acı tecrübelerle verdiğini fark etti.




