Davetsiz Parti
Ayşe Hanım aynanın karşısında akşamın üçüncü kıyafetini denerken, komşu daireden müziğin ilk notaları yükseldi. Burun kıvırıp mavi bluzunu bir kenara bıraktı ve kulak kabarttı. Saat yediyi çeyrek geçiyordu—şikayet etmek için henüz erkendi, ama komşusu Sevgi genelde böyle gürültülü toplantılar yapmazdı.
“Belki birinin doğum günüdür,” diye mırıldandı Ayşe Hanım, gri kazağını üzerine geçirirken. “Yine de haber verebilirdi.”
Müzik gittikçe yükseldi, kahkahalar ve konuşmalar eşlik etti. Ayşe Hanım duvara yaklaştı, kulağını dayadı. En az beş-altı kişi vardı orada.
Kapı çaldı. Hâlâ ev kıyafetleriyle olan Ayşe Hanım göz deliğinden baktı. Merdivende, asık yüzlü bir ifadeyle alt kat komşusu Fatma Hanım duruyordu.
“İyi akşamlar,” diye başladı Fatma Hanım, kapı açılır açılmaz. “Sevgi Hanım’ın ne kutlaması var, haberiniz var mı? Müzik bütün binayı inletiyor.”
“Bilmiyorum,” dedi Ayşe Hanım içtenlikle. “Bana da tuhaf geldi. Genelde sessiz takılır.”
“Belki de evde değildir,” diye fısıldadı Fatma Hanım. “Belki yabancı biri girdi içeri? Zamanlar öyle işte…”
İki kadın birbirine baktı. Sevgi Hanım tek yaşardı, kütüphanede çalışırdı, sakin bir hayatı vardı. Hiç böyle kalabalık davetler vermezdi.
“Beraber gidelim, bir sorup bakalım,” diye önerdi Ayşe Hanım. “Bir terslik varsa, polisi ararız.”
Üst kata çıktılar. Müzik kapının altından taşıyordu, kahkahalar, kim bilir kimin yüksek sesle gülüşü… Ayşe Hanım zile bastı.
Kapı hemen açıldı. Eşikte Sevgi Hanım duruyordu, ama tanıdıkları Sevgi değildi bu. Saçları dağınık, yanakları kıpkırmızı, elinde köpüklü bir içkiyle. Üzerinde parlak kırmızı bir elbise vardı—Ayşe Hanım onu hiç böyle görmemişti.
“Ayyy!” diye haykırdı Sevgi, kocaman gülümseyerek. “Komşucuklarım! Buyrun, buyrun! Parti yapıyoruz!”
“Ne partisi, Sevgi?” diye temkinli sordu Ayşe Hanım, komşusunun omzundan içeriyi gözeterek.
Gerçekten de kalabalık vardı. En az sekiz-on kişi, belki daha fazla. Farklı yaşlarda erkekler ve kadınlar, hepsi şık giyinmiş, ellerinde kokteyl bardakları. Masada dev bir pasta, mezeler, şampanyalar…
“Ne fark eder ki!” diye elini salladı Sevgi. “Hayat zaten bir kutlama! Gelin, buyurun!”
“Sevgi, bu insanlar da kim?” diye diretmedi Fatma Hanım. “Nereden tanıyorsun?”
“Arkadaşlarım!” diye neşeyle duyurdu ev sahibesi. “Eski, güzel dostlarım! Tanıştık, kaynaştık, şimdi de dostluğumuzu kutluyoruz!”
Dairenin içinden bir erkek sesi duyuldu:
“Sevgi! Gel buraya! Kadeh kaldıracağız!”
“Geliyorum!” diye yanıtladı o. “Kızlar, gerçekten, girin! Yoksa ben sonra size gelir anlatırım!”
Kapı çarpıldı. Komşular merdivende kalakaldı, gördüklerini hazmetmeye çalışarak.
“Bir gariplik var,” dedi Fatma Hanım başını sallayarak. “Bizim Sevgi böyle kalabalık yapar mı hiç? Hem oradaki erkekler de pek şüpheli duruyor. Biri tam mafya gibiydi.”
“Belki aşık olmuştur?” diye öne sürdü Ayşe Hanım. “Olur böyle şeyler. Aşk insanı değiştirir.”
“Ellibeş yaşında mı? Hadi oradan!”
Ayşe Hanım ellibeş yaşın son olmadığını söylemek istedi ama müzik iyice yükselince konuşmak imkansız hale geldi.
Sabah Ayşe Hanım bir sessizlikle uyandı. Olağandışı, çınlayan bir sessizlik. Müzik sesine alışmıştı, gece saat üçe kadar devam etmişti. Şimdiyse duvarın öte tarafı mezar gibi sessizdi.
İşe hazırlanırken merdivende Fatma Hanım’la karşılaştı.
“İyi uyudun mu?” diye sataştı o. “Ben bir gece boyunca dönüp durdum. Sabah pencereden baktım, önünde lüks arabalar vardı. Şimdi yoklar.”
“Misafirler dağılmıştır.”
“İşte bu! Kim bu insanlar merak ediyorum? Sevgi’nin aklına nereden esti böyle bir şey?”
Öğle arasında Ayşe Hanım iş yerinin yanındaki bakkala uğradı. Kasada tanıdık bir figür vardı—Sevgi Hanım, ama şimdi her zamanki gri pardösüsü ve koyu renk eşarbıyla. Ekmek, süt ve en ucuz sosisleri alıyordu.
“Sevgi!” diye seslendi Ayşe Hanım. “Nasılsın? Dünkü parti nasıl geçti?”
Sevgi döndü, Ayşe Hanım bir “Ah!” çekti. Komşusunun yüzü solgundu, gözleri kıpkırmızı, sanki sabaha kadar ağlamıştı.
“Ne partisi?” diye fısıldadı Sevgi.
“Dünkü misafirlerin vardı ya, müzik, eğlence…”
“Ha, onlar…” Sevgi kasaba döndü. “Yanlış kapıya geldiler.”
“Nasıl yanlış kapı? Sen bizi içeri davet ettin!”
“Hatırlamıyorum,” dedi Sevgi başını sallayarak. “Belki de rüyanda görmüşsündür.”
Parasını ödedi ve hızla dükkandan çıktı, Ayşe Hanım’ı şaşkınlık içinde bırakarak.
Akşam Ayşe Hanım dayanamadı ve komşusunun kapısını çaldı. Sevgi hemen açmadı, kilitlerle uğraştı durdu.
“Girebilir miyim?” diye sordu Ayşe Hanım.
“Girmesen daha iyi,” diye duraksadı Sevgi. “Temizlikten sonra dağınıklık var.”
“Sevgi, ne oldu sana? Bugün çok garipsin.”
Sevgi bir süre kararsız durdu, sonra alçak sesle:
“Gel içeri.”
Daire gerçekten bir parti yapılmış gibi görünüyordu.Ayşe Hanım içeri adımını atar atmaz, kapının ardından tanıdık kahkahalar yükseldi ve Sevgi’nin gözlerindeki o tuhaf ışıltıyı gördüğü an, anladı ki bu davetsiz misafirler, aslında yılların yalnızlığına bir çare olarak gelmişti ve belki de gerçekten – sadece bir “teşekkür” bile olsa – kimsenin görmediği bir kadın için hayat, sonunda gülümsüyordu.




