**Günlük**
Ne yapacağımı bilemiyorum. Bugün Zeynep Hanım yine kapıma gelip bağırdı durdu. “Nesrin Hanım, son kez söylüyorum! Ya bu eşyaları merdiven boşluğundan kaldırırsın ya da ben çöpe atarım!” diye öfkeyle haykırdı. “Bu ne rezillik böyle? Paslanmış bir bebek arabası, eski kutular, şimdi de bir bisiklet mi getirdiniz?”
“Zeynep, sakin ol biraz!” diye cevap verdim, kapı ardından usulca uzattığım sesle. “Bebek arabası torunum için. Yazlığa giderken lazım olacak. Bisiklet de Eren’in, spor yapıyor ya o!”
“Hangi Eren? Torunun otuzuna gelmiş! En son ne zaman bindi bu bisiklete?”
“Sana ne? Kimseyi rahatsız etmiyoruz!”
“Nasıl rahatsız etmiyorsunuz? Dün bu bisiklete takılıp düşeyazdım, hâlâ ayağım ağrıyor!”
İç geçirip kapıyı kapattım. Zeynep’in bu konuda peşimi bırakmayacağını biliyordum. Komşuluk adına herkese laf yetiştiren, her şeye burnunu sokan tiplerdendi.
Hikâye altı ay önce, kızım Ayşe’nin yanına taşındığımda başlamıştı. Kayınvalidemin vefatından kalan bu küçük ama şirin apartman dairesine yerleşmiştim. Ayşe, köydeki evi satıp şehre yakın olmam konusunda ısrarlıydı.
“Anne, orada tek başına ne yapacaksın? Bakkala, hastaneye uzak. Bir şey olsa ne yaparsın? Burada her şey yakın, ben de daha sık gelirim,” diye ikna etmeye çalışıyordu.
Direndim uzun süre. O ev, eşimle beraber geçirdiğimiz kırk yılın hatırasıydı. Her köşesinde bir anı saklıydı. Ama sağlığım bozulunca kabul ettim.
Taşınma telaşı bir hayli yorucu oldu. Yılların birikimi ne çok eşyaydı! Kullanılır durumda olan hiçbir şeyi atamıyordum. Tüm torunlarımı büyüttüğüm bebek arabası, eşimin kendi elleriyle yaptığı kitaplıklar, çerçeveli eski fotoğraflar…
“Ayşe’ciğim, bunları nereye koyayım?” diye sızlanıyordum.
“Anne, bu kadar eşyayı neden getirdin ki? Daire zaten küçük!”
“Aklımda planlarım var,” diye inat ediyordum. “Bunlar hatıra!”
Neticede birkaç şeyi merdiven boşluğuna bırakmak zorunda kaldım. Geçici olarak tabii. Bir ara düzenleyip işe yaramayanları atacaktım ama bir türlü fırsat bulamadım.
Zeynep ilk günden rahatsızlığını belli etti. Önce üstü kapalı, sonra açık açık söylemeye başladı.
“Nesrin Hanım, bu müze ne zamana kadar sürecek?” diye sordu, bebek arabasını işaret ederek.
“Yakında toplayacağım,” dedim. “Zaman bulamadım henüz.”
“Zaman herkese eşit,” diye kestirip attı Zeynep.
Kavga gürültü sevmem. Köyde herkes birbirini tanır, yardım ederdi. Burada ise insanlar taş duvarlar ardında yaşıyordu. Merdivende selamlaşmak dışında bir bağ yoktu aramızda.
“Zeynep,” dedim, barışçıl bir yol bulmaya çalışarak, “niye kavga ediyoruz ki? Gerçekten yakında toplayacağım. Ayşe yardım edecek ama işleri yoğun şu sıra.”
“Daha ne kadar bekleyeceğiz? Altı ay oldu neredeyse!”
“Altı değil, dört ay,” diye düzelttim.
“Fark etmez! İyi niyetle konuşuyorum, ama siz anlamak istemiyorsunuz!”
Tam o sıra, yan dairenin kapısı aralandı ve Meryem Teyze’nin beyaz saçları göründü.
“Kızlar, ne oldu?” diye sessizce sordu.
“İşte Meryem Hanım,” dedi Zeynep, “Nesrin Hanım merdiveni eşya deposuna çevirdi, temizlemeye de niyeti yok!”
“Öyle bir şey demedim!” diye çıkıştım. “Toplayacağım dedim!”
“Ne zaman?” diye üstelemeye başladı Zeynep.
“Kemik kavgasına döndürdünüz meseleyi!” diye sabrım taştı. “Kimseye engel olmuyor bu eşyalar!”
“Bana oluyor!” diye bağırdı Zeynep. “Sadece bana da değil! Meryem Hanım, sizce de merdivenin çöplüğe dönmesi normal mi?”
Meryem Hanım mahcup mahcup baktı.
“Beni pek rahatsız etmiyor,” diye mırıldandı.
“Gördünüz mü?” dedim sevinçle. “Meryem Hanım anlayışlı biri!”
“O size gerçeği söylemeye korkuyor!” diye çıkıştı Zeynep. “Ben doğruyu söylüyorum!”
“Kızlar, lütfen,” diye yalvardı Meryem Hanım. “Komşusunuz sonuçta.”
“Tamam,” dedim. “Kavga etmeyelim. Zeynep, söz veriyorum, hafta sonuna kadar toplayacağım. Olur mu?”
“Hafta sonuna mı? Bugün ne gün?”
“Salı.”
“Demek dört gününüz var. Pazar günü burada tek bir çöp bile görürsem, ben atarım!”
“Nasıl yaparsın?” diye öfkelendim. “Onlar benim eşyalarım!”
“Merdiven ortak alan!” diye kesip kapıyı çarptı.
Meryem Hanım bana acıyan gözlerle baktı.
“Ona kızmayın,” dedi. “Zeynep’in huyu böyle, her zaman dobra dobra konuşur. Gençliğinden beri böyledir.”
“Anlıyorum,” diye iç çektim. “Ama insan gibi konuşamaz mı? Bilerek bırakmıyorum ki. Koyacak yer bulamadım.”
“Evde hiç yer yok mu?”
“Var ama yetmiyor. Yavaş yavaş ayıklayıp atacaktım. Bisiklet mesela, torunum Eren tamir edip kullanacak diye bıraktım.”
“Sık geliyor mu?”
“Ayda bir, belki daha seyrek. Çok yoğun çalışıyor.”
“Ya Ayşe?”
“O da aynı. Yardım edeceğim diyor ama hep erteliyor.”
Meryem Hanım biraz sustu.
“Biliyor musun,” dedi, “belki ben yardım edebilirim? Zaten boş vaktim bol, emekliyim.”
“Yok canımOnların sayesinde anladım ki, aslında her şey küçük bir merhabayla başlayabilir ve güzel komşuluk, yürekten gelen bir tebessümle büyür.




