**Babamın Yeni Eşi**
Lale, elindeki düğün davetiyesine bakakalmıştı. Krem rengi kâğıdın üzerinde altın harflerle, babası Cemal Bey’in İnci Hanım’la evleneceği yazıyordu. Tarih bir hafta sonraydı.
“Bir hafta,” diye mırıldandı kartı ters çevirirken. “Bizi bile düzgün haberdar etmeden.”
Telefonun çalmasıyla irkildi. Ekranda küçük kız kardeşi Ayşe’nin adı parlıyordu.
“Lale, şu… davetiyeyi aldın mı?” Ayşe’nin sesi şaşkınlıkla karışık bir tonda çınladı.
“Aldım. Senin haberin var mıydı?”
“Yok! Hiçbir şey bilmiyordum! Babamın biriyle görüştüğünü biliyordum ama evlenmek? Bu kadar mı çabuk?”
Lale mutfağa geçti, çaydanlığı ocağa koydu. Pencerenin ardında ince bir yağmur çiseliyordu; içinde de aynı kasvet vardı.
“Ayşe, bu İnci’yi hiç gördün mü?”
“Bir kere tesadüfen. Bir kafeden çıkıyorlardı, ben de oradan geçiyordum. Genç bir kadın, otuz beş falan olabilir. Sarışın, altın takılar, kürklü mont… Abartılı bir şeydi.”
Lale istemsizce buruştu. Babası altmış sekiz yaşındaydı; arada otuz yıldan fazla vardı.
“Parası için mi acaba?” diye sordu Ayşe. “Hatırlıyor musun, baba geçenlerde yazlık sattığını söylemişti. Bir de merkezde iki odalı dairesi var.”
“Bilmiyorum,” diye iç çekti Lale. “Gitmemiz lazım, konuşmamız lazım.”
“Beraber gidelim. Yarın işten erken çıkarım.”
Ertesi gün, babalarının yeni evinde buluştular. Cemal Bey, çocukluklarını geçirdikleri eski evi sattıktan sonra buraya taşınmıştı. O zamanlar merkeze yakın olmak istediğini söylemişti, ama şimdi Lale başka sebepler olduğundan şüpheleniyordu.
“Kızlarım!” Babası kollarını açarak onları karşıladı. “Ne güzel geldiniz! İnci’yle tanıştırayım sizi.”
Gençleşmiş görünüyordu. Yeni saç kesimi, şık bir gömlek, hatta yürüyüşü bile daha canlıydı.
“Baba, konuşmamız lazım,” diye sertçe çıkıştı Lale.
“Tabii, tabii! İnci tam da yemek yapıyor. Çok güzel yemek yapar, göreceksiniz.”
Mutfaktan tabak sesleri ve bir kadın şarkısı geliyordu. Babaları onları salona aldı, koltuğa oturttu.
“Sevgili kızlarım, İnci’yle tanıştığınız için çok mutluyum. Harika bir kadın, çok şefkatli, özenli. Bu yaşımda böyle bir aşk yaşayacağımı düşünmezdim.”
Lale ile Ayşe birbirlerine baktılar. Altmış yaşındaki bir adamın ağzından “aşk” kelimesi çok tuhaf duyuluyordu.
“Baba,” diye söze başladı Ayşe, “ne zamandır tanışıyorsunuz?”
“Dört aydır. Hastanede kardiyoloji sırasında tanıştık. İnci’nin annesi hastaymış, çok üzülüyordu. Onu teselli ettim, eve kadar eşlik ettim…”
“Dört ay, ve şimdiden düğün?” Lale kendini tutamadı. “Çok hızlı değil mi?”
“Bizim yaşımızda bekleyecek vakit yok,” dedi babası hafifçe suratını asarak. “Çocuk değiliz, ne istediğimizi biliyoruz.”
Tam o sırada kadın salona girdi ve Lale anladı ki Ayşe haklıydı. İnci en fazla otuz beş yaşında görünüyordu. Uzun boylu, ince belli, bal rengi saçları ve göz alıcı makyajıyla parlıyordu. Dar bir elbise ve bol takılar takmıştı.
“Kızlar, tanışın!” Babası yerinden fırladı. “Bu benim İnci’m. Bu da kızlarım, Lale ve Ayşe.”
“Çok memnun oldum,” dedi İnci, uzun ojeli tırnaklarıyla elini uzatarak. “Cemal sizden çok bahsetti!”
Sesi şekerli bir tondaydı, ama Lale’nin içine bir soğukluk çöktü.
“Yemek hazır,” diye duyurdu İnci. “Buyrun sofraya.”
Mutfakta şık bir sofra kurulmuştu. Babasının evinde hiç görmediği pahalı tabaklar, mumlar, çiçekler… Her şey güzel, ama yapay görünüyordu.
“İnci, kızlara biraz kendinden bahsetsene,” dedi babası şarap doldururken.
“Ne bahsedeyim,” diye güldü İnci. “Sıradan bir kadınım. Bir güzellik salonunda manikürcüyüm. Evli değilim, çocuğum yok. Evlenmiştim ama kocam… zor biri çıktı.”
“Nasıl zor?” diye üsteledi Ayşe.
“İçki içiyordu, şiddet gösteriyordu. Boşandım. O günden sonra erkeklerle ilişki kurmaya korktum. Ta ki babanızla tanışana kadar…”
İnci, Cemal Bey’e öyle bir hayranlıkla baktı ki Lale’nin tüyleri ürperdi.
“Peki ailen?” diye sorgulamaya devam etti Ayşe.
“Annem var. Babam çoktan vefat etti. Annem hasta, ona bakıyorum. Cemal çok yardımcı oluyor, ilaç parası bile veriyor. Çok iyi bir insan!”
Babası gururdan parladı.
“Baba,” dayanamadı Lale, “bir dakika konuşabilir miyiz?”
Koridora çıktılar. İnci mutfBir yıl sonra, İnci’nin Cemal Bey’in ölümünden kısa bir süre önce tüm mirasına el koyduğunu ve yurt dışına kaçtığını öğrendiklerinde, iki kız kardeş artık babalarının yalnızlığının asıl bedelini kimin ödediğini anlamışlardı.




