Oda Yeğenin İcadı

Ayşe Hanım mutfak penceresinden, apartmanın önüne yıpranmış bir Renault’un park ettiğini izliyordu. Arabadan uzun boylu, buruşuk tişörtlü ve kot pantolonlu bir genç çıktı, bagajdan iki büyük sırt çantası ve spor bir çanta aldı.

“İşte geldi,” diye mırıldandı kendi kendine, ellerini havluyla sildi ve yeğenini karşılamak için kapıya yöneldi.

Kerem büyümüştü. Onu son gördüğünde on dört yaşlarında, kulakları çıkık, cılız bir ergendi. Şimdi kapının önünde gerçek bir adam duruyordu, biraz da şaşkın görünüyordu.

“Teyze Ayşe?” diye çekinerek sordu kapı açılınca.

“Tabii ki benim! Gir içeri, Keremciğim! Aman tanrım, ne kadar da büyümüşsün!” Yeğenini kucakladı, yol tozunun ve ucuz kolonyanın kokusunu hissetti. “İçeri geç, yerleş. Yorgun olmalısın?”

“Yok, iyiyim. Beni kabul ettiğin için teşekkürler. Gerçekten çok kalmayacağım, iş bulup bir ev tutana kadar,” Kerem ayaklarını yere sürterek, antreyi gözden geçirdi.

Ayşe Hanım başını salladı, ancak içinde şüpheler belirmeye başlamıştı. Söz bir şey, gerçek başka bir şeydi. Kız kardeşi, Kerem’in annesi de hep büyük vaatlerde bulunur, sonra aylarca ortadan kaybolurdu.

“Bu tarafa geç,” dedi, daha dün kendi çalışma odası olan odayı göstererek. Yazı masası, kitaplıklar, pencerenin yanındaki sevdiği koltuk… Hepsi yeğenine yer açmak için yatak odasına taşınmak zorunda kalmıştı.

Kerem eşikte durdu.

“Bak, salondaki kanepede kalsam daha iyi olmaz mı? Size yük olmak istemiyorum.”

“Aman ne yükü! Genç bir adamın özel alana ihtiyacı var,” dedi Ayşe Hanım, içi burkulmuş olsa da. Yirmi yıldır bu odayı düzenlemişti, her eşyanın bir yeri, bir hikayesi vardı.

Kerem çantalarını yere bıraktı, etrafı inceledi.

“Peki siz şimdi nerede çalışacaksınız? Burası çalışma odanızdı.”

“Yatak odasına taşıdım. Önemli değil,” dedi neşeli bir tonla, ancak sesi hafifçe titredi.

Yeğeni bir şey fark etmemiş gibiydi, çantalardan birinin fermuarını açıyordu.

“Biraz yerleşebilir miyim? Yoldan dolayı her şey buruşmuş.”

“Tabii ki! Ben akşam yemeğini hazırlayayım. Ne seversin?”

“Her şeyi yerim, seçici değilim,” diye gülümsedi Kerem. Bu gülümsemede, merhum ağabeyinin yüz hatlarını gördü Ayşe Hanım. “Ama teyze, çok hazırlamayın. Bugün yorgunum, yarın sabah iş aramaya başlayacağım.”

Başını sallayıp mutfağa yöneldi, arkasından eşyaların hareket sesleri geliyordu. Kerem, ona bıraktığı düzenden memnun kalmamışa benziyordu.

Köfte hazırlarken, komşusu Nevzat Hanım’la olan konuşmasını hatırladı Ayşe Hanım.

“Emin misin doğru yaptığına?” diye sormuştu Nevzat Hanım, Ayşe Hanım’ın dairesine doğru yan gözle bakarak. “Şimdiki gençler öyle bir ki… Bugün yeğen, yarın arkadaşlarını getirir, sonra bir kız arkadaş falan. Sonra da düğün yapmak ister senin evinde.”

“Aman Nevzat! O benim ailem. Ağabeyimin oğlu,” diye savuşturmuştu Ayşe Hanım.

“Aile, aile,” diye homurdanmıştı komşusu. “Peki bu aile sen hastanede ameliyattan çıktığında neredeydi?”

O zaman bu sözler Ayşe Hanım’a haksız gelmişti. Ama şimdi, yeğeninin eski çalışma odasında bir şeyleri hareket ettirdiğini duyarken, istemsizce düşüncelere daldı.

“Teyze Ayşe!” diye seslendi Kerem odadan. “Televizyonu buraya taşıyabilir miyim? Burada daha rahat olur.”

Eline geçirdiği kepçeyle donakaldı. Televizyon on beş yıldır salondaydı, haberleri sevdiği koltuğunda izlemeye alışmıştı.

“Kerem, peki ben nasıl izleyeceğim?” diye usulca sordu.

“Yatak odanızda izlersiniz. Ya da bana gelirsiniz, beraber izleriz,” diye kaygısızca cevapladı yeğeni.

Ayşe Hanım dudağını ısırdı. Kendi odasına izin alarak mı girecekti? Televizyonu yatak odasında, hasta gibi yatarak mı izleyecekti?

“Biliyor musun, Kerem, televizyonu şimdilik olduğu yerde bırakalım. Sonra bakarız,” diye olabildiğince yumuşak bir tonla konuştu.

Odadan memnuniyetsiz bir iç çekme sesi geldi, ancak yeğeni konuyu bir daha açmadı.

Akşam yemeğinde Kerem planlarını anlattı. Bir inşaat firmasında çalışmayı düşünüyordu, tecrübesi vardı, eli yatkındı, kendi deyimiyle “altın bilezikli”ydi. Maaşı iyi olacaktı, bir iki ay içinde kesin kira ödeyebilirdi.

“Peki ya okul?” diye sordu Ayşe Hanım. “Annen meslek lisesine gittiğini söylemişti.”

Kerem yüzünü buruşturdu.

“Bıraktım. Sıkıcıydı, hep teori. Ben iş yapmayı severim, elle çalışmayı.”

“Yazık. Eğitim her zaman işe yarar.”

“Peki siz, muhasebeci olarak çalışıyorsunuz, diplomanız var, ama maaşınız ne kadar?” diye omuz silkti. “Ben inşaatta bir haftada sizin bir ayda kazandığınız kadar kazanıyorum.”

Ayşe Hanım sessiz kaldı. Sadece para için çalışmadığını, mesleğini sevdiğini anlatmanın bir anlamı yoktu. Gençler farklı düşünüyordu.

Yemekten sonra Kerem hemen odasına çekildi, yorgun olduğunu söyleyerek. Ayşe Hanım sofrayı topladı, bulaşıkları yıkadı ve salona geçip kitap okumaya başladAyşe Hanım, yeğeni gittikten sonra perdeleri çekip derin bir nefes aldı ve sonunda evinin yeniden sadece kendisine ait olduğunu hissetti.

Rate article
Lifequest
Oda Yeğenin İcadı