**Günlük**
Anne, lütfen nasihat etmeyi bırak. Biz Murat’la belki üç yıl sonra çocuk düşünüyorduk… En erken üç yıl sonra! Şimdi önümüzde bir sürü proje, plan var, Antalya tatili mesela. Anne, hangi çocuk?!”
Kızımın sesindeki o sinir tonu, beni susturdu. Genç, güzel, hırslı, bu dünyayı fethetmek isteyen bir çift. Ve birdenbire… Plansız bir hamilelik.
“Kızım, lütfen, biz Yeşilova’ya gitmeden hiçbir şey yapma…” diye fısıldadım.
***
Elif, kendini bildi bileli annemin doğum günlerini hep Yeşilova’da kutlardık. Oysa kızım bu seyahatten hiç hoşlanmazdı: mum ışığında sessiz bir aile yemeği, sabah erkenden manastır ziyareti…
“Baba, neden annemin doğum gününde hep bu kasabaya gidiyoruz? Çok sıkıcı!”
“Yeşilova olmasaydı, sen de olmazdın, annen de… Belki ben de. Anladın mı?”
“Anladım,” diye mırıldandı kızım, ama hiçbir şey anlamamıştı.
Bu yıl babasını kaybettik—kalp krizi. Annemin günlerce ağlayıp odasından çıkmadığını görünce, Elif kendisi Yeşilova’ya gitmeyi önerdi.
“Elif’im, sen Yeşilova’dan nefret ederdin?”
“Seni seviyorum, anne… Sadece ikimiz gidelim, Murat işten izin alamaz.”
***
Kavurucu sıcak dinmiş, havaya büyülü bir şey sinmişti. Balkona çıktım, biçilmiş çimen ve çilek kokusunu ciğerlerime doldurdum.
“Ahmet bunları göremedi ya…”
“Anne, hatırlıyor musun, babamla senin doğum gününde pasta yapmıştık? Un her yere bulaşmıştı: mutfakta, bahçede, hatta banyoda… Sen kızmamıştın, gülmüş ve ‘kış masalına düştük’ demiştin.” Elif gülümsedi ve omuzlarıma bir battaniye örttü.
“Kızım, hamileliğin hakkında konuşmak istiyorum.”
“Öldürmek mi, yoksa yaşatmak mı…” Elif derin bir nefes aldı, gözlerini devirdi. “Anne, başlama, Murat’la her şeye karar verdik. Özgürlük bizim seçimimiz!”
“Kızım, beni dinle…” Boğazım düğümlendi, gözlerim buğulandı. “Biliyorsun, sen geç bir çocuksun. Doktorlar kesinlikle doğurmamamı söylemişti. Yüzde yüz ölecektim.”
“Anneciğim…” Elif sıkıca sarıldı, titrediğimi hissediyordu.
“Sözümü kesme… Ahmet hamile olduğumu öğrenince çok üzüldü, hatta sigaraya başladı. Çocuk istiyordu, ama beni de çok seviyordu. ‘Sensiz yaşayamam,’ demişti. O sırada arkadaşım Gülşah beni Yeşilova’ya davet etti. Vedalaşmaya gidiyordum. Ahmet’i de hazırlamak istedim. Kararımı vermiştim—sen bu dünyada benim yerime yaşayacaktın.”
“Benim için…” Elif’in nefesi kesik kesikti, ağlamamaya çalışıyordu.
“Karar verdim ama Ahmet’e nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Manastıra gidip, Azize Meryem’den yardım istemeye başladım.
Bir gün dönüyordum ki, komşuların samanlığı alev aldı. Bir köpeğin yanan binaya girip çıktığını gördüm. Bir yavruyu yere bıraktı, sonra tekrar daldı. Çatı çöktü. Köpek bir yavru daha getirdi, yanmış, gözleri kabarmıştı. Yavruları kokladı, sonra tekrar içeri atladı. Beş dakika sonra, üçüncü yavruyu ayaklarımın dibine bıraktı, ıslak yanağıma dokundu, tuzlu gözyaşımı yaladı ve… öylece kaldı.
Ahmet koşarak geldiğinde, ben yavruları göğsüme bastırmış ağlıyordum. Başka hiçbir şey sormadı. Anlamıştı, doğuracağım. Sadece sen dünyaya gelene kadar gözleri hep kıpkırmızıydı.
Sen zamanında, sağlıklı doğdun. Doktorlar şaşkınlıkla ‘mucizeler hala oluyor’ dedi.” Annemin gözleri ışıldadı, yüzündeki endişe dağıldı.
“Anne, neden hiç anlatmadın bunu?”
“Bilmem… Belki zamanı gelmemişti.”
***
Tam bir yıl sonra, Elif ve Murat bana Yeşilova’da küçük bir ev aldı. Kızım balkonda, minik oğlunu göğsüne bastırmış oturuyordu.
“Anne, bu bizim en güzel projemiz, mutluluğumuz. Özgürlük diye bir şey uğruna en değerli şeyimi kaybedebileceğimi düşünmek bile korkutucu.”
Gizemli bir gülümsemeyle fısıldadım:
“Boşuna yaşamadık bu dünyada…”




