**Günlük**
Bugün annem beni arayıp “Söz yarın geliyorlar!” deyince küçük dilimi yutacaktım. Telefon neredeyse elimden düşecekti.
— Anne, ciddi olamazsın! Ne sözü?— diye bağırdım. — Ben Emre’yle sadece görüşüyoruz!
— Görüşmen ciddi olmadığını mı gösterir?— Annemin sesi keskin ve tartışmaya açık değildi. —Elif’im, yirmi yedi yaşına geldin! Yaşıtların çoluk çocuğa karıştı, sen hâlâ oyun oynuyorsun! Ailesi iyi insanlar, çalışkanlar. İstanbul’da üç odalı evleri var…
— Anne!— gözlerimi sıktım, başım zonkluyordu. —Ben evlenmeye hazır değilim. Bunu yabancılarla konuşmak da istemiyorum. Üstelik, bana sormalıydın!
— Artık geç,— dedi annem sinirle. —Zaten aramışım onları, yarın sabah geliyorlar. Emre de biliyor bu arada. Dün konuştum, o da kabul etti.
Yavaşça koltuğa çöktüm. Emre kabul etmişti… Tabii ki, onun ne kaybı var ki? Ailesinin evinde rahat rahat oturuyor, işe gidip geliyor, şimdi de hazır bir gelin bulmuş—maaşı da evi de olan.
— Anne, iptal etsek? Hasta olduğumu söylesek…
— Elif’im,— annemin sesi birden yumuşadı, âdâ yalvarıyordu. —Anlasana kızım! Torun özlemi çekiyorum. Ya bana bir şey olursa, sen yalnız kalırsın? Emre iyi çocuk, içki sigara yok…
— İçki yok mu?— burun kıvırdım. —Geçen gün ayakta duramıyordu!
— Bayramdı canım ne yapsın!— annem hemen savundu. —Peki, tatlım, yarın saat ona gel. Tavuk aldım, pasta sipariş edeceğim…
Telefon kapatıldı. Bir süre boşluğa bakakaldım. Sonra ayağa fırladım, odada volta atmaya başladım. Bir şey yapmalıydım ama ne? Emre’yi mi öldürsem? Annemi mi? Yoksa arkadaşımın yazlığına kaçıp pazara kadar saklansam mı?
Telefon tekrar çaldı.
— Elif, benim,— Emre’nin sesi mahcup çıkıyordu. —Bak, annen dün aradı…
— Vay hayın!— içimi çektim. —Bana haber verseydin ya!
— Şaka yapıyor sandım! Gerçekten! Bu devirde kim sözle evleniyor? Konuşur unutur diye düşündüm…
— Peki ya şaka olmadığını ne zaman anladın?
— Annemle babam pasta bakmaya başlayınca,— itiraf etti. —Elif, oyun oynasak mı? Oturur konuşuruz, rahatlarlar…
— Emre, bu rezaletten sonra annem beni zorla nikâh masasına oturtacak. Şimdiden gelinlik bakıyordur herhâlde!
— Ee, ne var bunda?— sesinde garip bir ton vardı. —Ben sana layık değil miyim?
Sustum. İşte mesele buydu. Emre’yi seviyordum, hem de çok. Uzun boylu, yakışıklı, iyi yürekliydi. Ama bir eksiği vardı… Karar vermekte zorlanıyordu. Annesine danışmadan adım atmazdı, hatta buluşmaya hangi gömleği giyeceğini bile sorardı. Şimdi de nikâh fikri ondan çıkmamıştı.
— Emre,— dikkatlice sordum. —Sen gerçekten evlenmek istiyor musun? Benimle yani?
— Tabii ki isterim!— çok hızlı cevap verdi. —Yani… aslında… birbirimizi iyi tanıyoruz…
— Bu cevap değil,— yorgun bir sesle mırıldandım. —Tamam, yarın görüşürüz.
Bütün gece dolandım durdum, bir elbise giyip bir diğerini çıkardım. Fazla süslü—istekli olduğumu düşünürler. Fazla sade—annem bir hafta nasıl giyinilir diye nutuk çeker. Sonunda gri bir takım seçtim—resmî ama şık.
Sabah uyandığımda her şeyi iptal edeceğime karar vermiştim. Annemi arayıp hasta olduğumu ya da iş için şehir dışına çıktığımı söyleyecektim. Ama telefon sessizdi. Annemin numarasını çevirdiğimde kimse açmadı. Demek ki pazardaydı, çeşit çeşit mezeler alıyordu.
Saat dokuz buçukta annemin evinin önünde dikilmiş, içeri girmeye cesaret edemiyordum. Balkondaki komşu nine çiçekleri suluyor, aşağıya meraklı gözlerle bakıyordu.
— Elifciğim!— yukarıdan seslendi. —Gir artık, ne bekliyorsun!
Annem kapıda şık bir önlükle karşıladı beni, gözlerinde bir kurnazlık vardı.
— İyi ki erken geldin! Sofrayı hazırlamama yardım edersin. Bak, ne mezeler aldım, hamsi bile var! Ha bir de havyar, kırmızı değil ama idare eder…
— Anne,— lafa girmeye çalıştım ama o beni mutfağa çekmişti bile.
— Kıyafetin de çok güzel olmuş! Ciddi, iş gibi. Tam olması gereken! Emre’nin annesi kızların kapalı giyinmesini sever…
— Ne biliyorsun sevdiğini?
— Zaten tanışıyoruz!— gururla açıkladı. —Emre’ye hastaneden rapor almaya gittiğimde karşılaştık. Annesi Gülendam Hanım, çok hoş bir kadın! Yarım saat sohbet ettik, seni anlattı bana…
— Beni mi? Ne anlattı?
— Güzel, çalışkan olduğunu, evin kendine ait diye… Emre’nin böyle birini bulduğuna çok sevindiler!
İçim kaynamaya başladı. Beni bir gelin adayı gibi konuşuyorlardı! Hiç fikrimi sormadan!
— Anne, beni dinle,— ellerini tuttum. —Evlenmeye hazır değilim. Anlıyor musun? Şimdilik istemiyorum!
— İstemiyor musun?— kaşlarını çattı. —Oğlanla niye görüşüyorsun öyleyse? Eğlence mi? Ayıptır Elif’im! Ya bırak erkeği, ya da al nikâhını!
— Ama sadece görüşüyoruz! Birbirimizi tanıyoruz! Belki de uyumlu değiliz!
— Altı aydır görüyorsunuz, daha neyi tanıyacaksınız?— ellerini salladı annem. —Sonunda Emre’yle karar verdik: “Ailelerin heyecanını kırmayalım ama biz kendi hikâyemizi kendimiz yazalım,” diyerek eve döndük, çünkü sevgi, başkalarının planlarıyla değil, iki yüreğin ortak kararıyla büyür.




