Üç Gün Boyunca Telefon Açmayan Oğlu
Sevgi Hanım, dördüncü kez sabah erkenden telefona yöneldi, ahizeyi kaldırdı, çevir sesini dinledi ve yerine koydu. Telefon çalışıyordu, yani sorun teknik değildi. Saatine baktı – saat 10.30’u gösteriyordu. Genelde oğlu Murat, işe gider gitmez, saat dokuzda arardı. Ama bugün üçüncü gündür sesi çıkmıyordu.
“Acaba hasta mı?” diye mırıldandı, telefon sehpasının tozunu silerken. “Yoksa ani bir iş seyahatine mi çıktı?”
Ama Murat seyahatlerini hep önceden haber verirdi, bu onların sözsüz kuralıydı. Sevgi Hanım kendine çay koydu ama her zamankinden acı geldi, oysa aynı miktarda şeker atmıştı. Pencere kenarına oturdu, bahçeyi seyretmeye başladı. Komşusu Ayşe Teyze çamaşır asıyor, neşeli bir şarkı mırıldanıyordu. Onun çocukları her gün arar, torunları hafta sonları gelirdi. Ama Murat…
Telefon aniden çaldı, keskin bir sesle. Sevgi Hanım, sandalyeyi devirecek gibi hızla telefona koştu.
“Alo! Murat?”
“Yanlış numara,” dedi yabancı bir kadın sesi.
“A, özür dilerim…”
Ahizeyi yavaşça bıraktı. Kalbi boğazında atıyordu. Bir telefon yüzünden ne kadar telaşlandım, dedi içinden. Pencereye döndü ama artık bahçede olanlara odaklanamıyordu. Kafası karışmıştı, kötü düşünceler birbirini kovalıyordu.
Murat bir nakliye şirketinde şoför olarak çalışıyordu, bazen uzak mesafelere giderdi. Ya bir kaza geçirdiyse? Haberlerde hep trafik kazaları çıkıyordu. Sevgi Hanım ayağa fırladı, odanın içinde bir oraya bir buraya yürümeye başladı. Oğlunun numarasını çevirirken elleri titriyordu.
“Aboneniz şu an ulaşılamıyor,” dedi otomatik ses.
“Aman Allah’ım, ne oldu ki?” diye fısıldadı.
Bir hafta önce tartıştıklarını hatırladı. Aptalca, önemsiz bir şey yüzünden. Murat ziyarete gelmişti, ona özel hayatını, neden hâlâ evlenmediğini sormaya başlamıştı. Oğlu kaşlarını çatmış, “Daha zamanı değil, önce işlerimi düzene sokmalıyım,” demişti. Ama o ısrar etmiş, otuz beş yaşına geldiğine göre artık bir aile kurması gerektiğini söylemişti.
“Anne, lütfen üstüme gelme,” demişti Murat yorgun bir sesle. “Zaten yeterince derdim var.”
“Ne derdi? İşin yolunda, evin var, araban…”
“Anlayış yok sende,” diye homurdanmış ve her zamankinden erken gitmişti.
Sevgi Hanım o gün küsmüştü, bütün akşam surat asmıştı. Şimdiyse her kelimesine pişmandı. Belki de Murat kırgınlığından aramıyordu? Yoksa oğlu kin tutmazdı, bunu iyi bilirdi.
Öğlene doğru endişesi dayanılmaz hale geldi. Üzerini giyindi ve yan binada oturan Ayşe Teyze’ye gitti. Komşusu onu şaşkınlıkla karşıladı.
“Sevgi! Ne oldu, yüzün bembeyaz…”
“Ayşe, konuşabilir miyiz? İçim içimi yiyor.”
“Tabii ki, gel içeri. Çay ister misin?”
Mutfakta oturdular. Sevgi Hanım endişelerini anlattı, Ayşe Teyze başını sallayarak dinledi.
“Peki evine gitmeyi denedin mi?” diye sordu sonunda.
“Nasıl gideyim? Anahtarım yok. Davetsiz gitmek de ayıp olur…”
“Ne ayıbı? Sen onun annesisin! Git, kapıyı çal. Belki hastadır, ateşi vardır, bu yüzden aramıyordur.”
“Ya evde yoksa?”
“O zaman komşulara sorarsın. Anlayışlı insanlardır, bir annenin yüreğini bilirler.”
Sevgi Hanım düşündü. Fikir mantıklı geliyordu ama bir yandan da korkutucuydu. Ya Murat yalnız değilse? Belki biri vardır da anlatmamıştır? O zaman mahcup olurdu.
“Ayşe, belki beklesem daha iyi? Yarın arar belki?”
“Sevgi, sen diyorsun ki üç gündür sesi çıkmıyor. Bu ona hiç yakışmıyor. En iyisi gidip emin ol, kendini bu kadar üzme.”
O akşam Sevgi Hanım yine de oğlunun evine gidemedi. Yattı ama uyuyamadı. Sabaha kadar dönüp durdu, her sese kulak kabarttı. Belki telefon çalar? Ama telefon sessizdi.
Dördüncü günün sabahında daha fazla dayanamadı. Hazırlandı ve ezbere bildiği adrese gitti. Murat, şehrin yeni semtinde, dokuz katlı bir binada yaşıyordu. Sevgi Hanım beşinci kata çıktı, kapının önünde durup cesaret topladı.
Zile bastı. Sessizlik. Bir daha bastı. Kapının arkasından hışırtılar, ayak sesleri duyuldu.
“Kim o?” diye sordu oğlunun sesi, kısık ve yorgun.
“Murat, benim, annen.”
Uzun bir sessizlik. Sonra kilitler açıldı, kapı aralandı. Murat ev terlikleri ve buruşuk bir tişörtle, tıraşsız, bitkin bir halde duruyordu.
“Anne? Ne oldu?”
“Oğlum!” Sevgi Hanım ona doğru hamle yaptı, sarılmak istedi ama Murat geri çekildi.
“Gel içeri,” diye mırıldandı ve içeri geçti.
Ev dağınıktı. Masada kirli tabaklar, boş bira şişeleri, dolu bir küllük duruyordu. Murat sigara içmezdi, demek ki misafirler olmuştu. Kanepede buruşuk çarşaflar vardı.
“Oğlum, neyin var? Üç gündür aramıyorsun, merak ettim…”
Murat ağır ağır koltuğa çöktü, elini yüzüne sürdü.
“Anne, şimdi sırası değil.”
“Nasıl değil? Hastasın herhalde, ateşin mi var?” Sevgi Hanım elini alnına götürmek istedi ama Murat çekildi.
“Hasta değilim. Sadece…” Sustu, pencereye baktı.
“Sadece ne? Murat, beni korkutuyorsun!”
Oğlu uzun süO günden sonra Murat yeni bir iş buldu, hayata yeniden tutundu ve her pazar annesini ziyaret etmeyi alışkanlık haline getirdi.




