Emekli Maaşıma Güvenmeyin

“Annem, yine aynı şeyi mi söylüyorsun?” diye öfkeyle masaya vurdu Elif. “Kredi taksitleri için bana yardım edeceğine söz vermiştin!”

“Hiçbir söz vermedim,” diye sakince yanıtladı Neşe Hanım, çayını karıştırmaya devam ederek. “Sen kendince karar verip benim yardım edeceğimi düşünmüşsün.”

“Nasıl söz vermedin ya?” diye isyan etti kızı. “Düşüneceğini söylemiştin!”

“Düşündüm. Ve yardım etmeyeceğime karar verdim.”

Mutfakta gergin bir sessizlik çöktü. Elif, annesine inanamaz gözlerle bakıyordu. Damat Mehmet buzdolabının yanında huzursuzca ayak değiştiriyor, ortamdan rahatsız olduğu her halinden belliydi.

“Anne, lütfen,” diye yumuşak bir sesle tekrar konuştu Elif. “Mehmet işsiz kaldı, ben de Zeynep’le evdeyim. Banka her gün arıyor, ödeme yapmazsak araba…”

“Daha önce neden düşünmediniz bunu?” diye sordu Neşe Hanım bardağını tabağa koyarak. “O arabayı alırken sizi uyarmıştım.”

“Hangi araba? O araba değil, hurda bir şeydi! Zaten başka seçeneğimiz yoktu!”

“Otobüsle seyahat edebilirdiniz. Ben kırk yıl otobüsle gidip geldim, sağ salim yaşadım.”

“Anne!” diye ayağa fırladı Elif. “Ciddi misin? Bir çocukla otobüsle mi dolaşalım?”

“Niye olmasın? Ben seni tek başıma büyüttüm, sabah akşam çalıştım, kimseden yardım istemedim.”

Mehmet sonunda konuşmaya karar verdi:

“Neşe Hanım, biz borç vermenizi istemiyoruz. İş bulur bulmaz geri ödeyeceğiz.”

“Ne zaman bulacaksın?” diye sert ama kızgın olmayan bir sesle sordu Neşe Hanım. “Bir ay mı, iki ay mı, altı ay mı? Kredi taksitleri her ay ödenmeli.”

“Mutlaka bulurum. Diplomalıyım, tecrübem var.”

“Tabii ki bulursun,” diye başını salladı Neşe Hanım. “Ama ne zaman? Ben o zaman kadar ne yapacağım? Havadan mı geçineceğim?”

Elif ani bir hareketle annesine döndü:

“Senin çok iyi bir emekli maaşın var! Altı bin lira! Ayda sadece iki bin lira istiyoruz, geriye dört bin liran kalıyor!”

“O parayla ne yapacağım?” diyerek Neşe Hanım masanın çekmecesinden bir defter ve gözlüklerini çıkardı. “Hadi hesaplayalım. Faturalar: bin sekiz yüz lira. İlaçlar: bin lira. Yiyecek: en az bin beş yüz lira. Şimdiden dört bin üç yüz lira oldu. Peki ya giysiler? Ya bir şey bozulursa? Ya hastalanırsam?”

“Anne, her ay kıyafet mi alıyorsun?” diye itiraz etti Elif.

“Peki ayakkabı? İç çamaşırı? Ya çamaşır makinesi bozulursa? Onu neyle alacağım?”

“O zaman biz yardım ederiz,” diye söz verdi Mehmet.

Neşe Hanım damadına hafif bir alayla baktı:

“İyi niyetlisin Mehmet, ama sizin de yardım edecek durumunuz olmayacak. Şimdi bile yardım istiyorsunuz.”

Odadan bebeğin ağlama sesi geldi. Elif annesine öfkeli bir bakış attı ve kızını almaya gitti. Mehmet mutfakta kaldı.

“Neşe Hanım, biliyorum zor durumdayız, ama gerçekten çıkmazdayız,” diye alçak sesle konuştu. “Bankalar her gün arıyor, arabayı alacaklarını söylüyorlar.”

“İyi yapıyorlar,” diye yanıtladı Neşe Hanım. “Gücünüzün yetmediği şeylere kredi çekmeyin.”

“Ama biz aileyiz, aile birbirine destek olmaz mı?”

“Olur. Ama ben zaten oldum. Otuz beş yıl kızımı büyüttüm, okuttum. Evlendiğinde bir daire verdim. Şimdi benim rahat etme zamanım.”

Mehmet başını öne eğdi. Elif kucağında bebekle mutfağa döndü.

“Anne, hiç mi acımıyor sana torunun? Ya evden atılırız?”

“Kimse sizi evden atmaz,” diye yorgun bir sesle cevap verdi Neşe Hanım. “Drama yapmayı bırak.”

“Nasıl atılmaz? Krediyi ödemezsek?”

“Arabayı alırlar, hepsi bu. Size verdiğim evde oturmaya devam edersiniz.”

“Arabasız işe nasıl gidip geleceğiz?”

“Milyonlarca insan nasıl gidiyor? Metroyla, otobüsle.”

Elif sandalyeye oturdu ve kızını sıkıca kucakladı.

“Anne, neden bu kadar katı oldun? Eskiden hep yardım ederdin.”

“Eskiden çalışıyordum, gücüm yetiyordu. Şimdi kendi emekli maaşımla geçiniyorum.”

“Ama sen fakir değilsin ki! Birikimlerin de var!”

Neşe Hanım kızına dikkatle baktı:

“Birikimlerim olduğunu nereden biliyorsun?”

Elif kızarıp gözlerini kaçırdı:

“Şey… banka hesap cüzdanını görmüştüm.”

“Görmüş müydün?” diye Neşe Hanım’ın sesi buz kesildi. “Eşyalarımı mı karıştırıyorsun?”

“Hayır! Masanın üstünde duruyordu o gün!”

“Çekmecede duruyordu. Demek karıştırdın.”

“Anne, ne fark eder ki?” diye elinin tersiyle işareti yaptı Elif. “Önemli olan senin paranın olması, bizimse borç içinde boğulmamız!”

“Param var diye sana vermek zorunda mıyım? O para benim hastalığım, kötü günlerim için.”

“Ne kötü günü? Bizim kötü günümüz şimdi başladı!”

“Sizin kötü gününüz, bütçenizi aşan harcamalar yapmanız yüzünden başladı,” diye kararlılıkla konuştu Neşe Hanım. “Benim kötü günümse henüz gelmedi. Ya iyice hasta olursam? Kim bakacak bana? Kim ilaç alacak?”

“Biz bakarız,” diye söz verdi Elif.

“Neyle?” diye gülümsedi annesi. “Benim size kaptırdığım emekli maaşımla mı?”

“Kaptırmayız, sadece geçici olarak yardım isteriz!”

“Geçici, öyle mi? Sonra alışır her ay el açmaya gelirsiniz.”

Mehmet sakinleştirmeye çalıştı:

“NeşeAradan birkaç ay geçtikten sonra Elif ve Mehmet kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmiş, Neşe Hanım ise torunu Zeynep’i kucağına alıp mutlulukla gülümserken, hayatın zorluklarının aile bağlarını koparamayacağını bir kez daha anladı.

Rate article
Lifequest
Emekli Maaşıma Güvenmeyin