Kardeşin İlk İhaneti

— Nasıl yapabildin bunu?! — bağırdı Ayşe, buruşmuş kağıdı sallayarak. — Nasıl bu saçmalığı imzalayabildin?!

Elif irkildi, çay bardağını kenara koydu ve yavaşça kız kardeşine döndü. Yüzünde hiç pişmanlık yoktu, sadece bir yorgunluk vardı.

— İmzaladım işte, ne var bunda? — omuz silkti. — Zaten evi satmamız gerekiyor, sen de aynısını söylemiştin…

— Ben mi?! — Ayşe’nin sesi öfkeden titriyordu. — Birlikte karar vermemiz gerektiğini söylemiştim! Birlikte, Elif! Ama sen arkamdan, sessizce emlakçılarla anlaşmışsın! Üstelik fiyatı yarı yarıya düşürmüşsün!

— Yarı yarıya değil, biraz… — diyecek oldu Elif, ama Ayşe sözünü kesti.

— Yarıya yakın! Ne fark eder ki? Bu ev bize annemizden kaldı, anlıyor musun? İkimize! Ama sen kendini burada patron sanmışsın!

Mutfak sessizliğe büründü. Sadece duvardaki eski saat tıkırdıyordu, annelerinin bir zamanlar Almanya’dan getirdiği o saat. Elif pencere kenarında sessizce durmuş, bir zamanlar saklambaç oynadıkları avluyu seyrediyordu.

— Ne yaptığının farkında mısın? — devam etti Ayşe, bu kez daha alçak bir sesle. — Oğlum üniversiteye hazırlanıyor, para lazım. Senin kızın da evlenecek, düğün masrafları var. İkimizin de bu paraya ihtiyacı var!

— İşte bu yüzden, — döndü Elif. — İhtiyacımız var diye acele ettim. Alıcılar şimdi var, mahallemize ilgi var. Sonra satmaya kalksak, kimse almaz.

— Ama anlaşmıştık! — Ayşe’nin sesi titriyordu. — Söz vermiştin, birlikte karar verecektik!

— Anlaşmıştık, evet… — Elif elini savadı. — Ama sen bir hafta ortada yoktun, telefonunu açmadın. Alıcılar beklemeyecek, seçenekleri var.

Ayşe sandalyeye çöktü, başını ellerinin arasına aldı. Satış sözleşmesi masanın üstünde duruyordu, adeta onunla alay eder gibi.

— Halam köyde hastaydı, ona gitmek zorunda kaldım, — fısıldadı. — Sana söylemiştim…

— Söylemişsin, söylememişsin… — Elif dalgın dalgın. — Artık iş işten geçti. Parayı bir ay sonra alırız, yarı yarıya bölüşürüz.

— Yarı yarıya?! — Ayşe birden doğruldu. — Bitti mi sandın?

Elif çayını doldurdu, kardeşinin karşısına oturdu. Yüzü sakin, hatta kayıtsızdı.

— Daha ne olsun? Ev satılıyor, para bölüşülüyor. Adil değil mi?

— Adil… — Ayşe acı bir gülümsemeyle. — Peki beni sormadan, beklemeden yapman adil mi?

— Ayşe, abartma! — Elif burun kıvırdı. — Ev satılıyor işte. Zaten ikimiz de burada yaşamayacaktık.

— Yaşamayacak mıydık?! — Ayşe’nin gözleri parladı. — Her hafta sonu buraya gelen kim? Bahçeyle uğraşan, çatıyı tamir eden kim? Komşulara evi emanet eden kim?

— Ne var yani? — Elif omuz silkti. — Hobilerin bunlar. Ben de yıllardır faturaları ödüyordum.

— Faturalar… — Ayşe pencereye yürüdü. — Elif, burada nasıl yaşadığımızı hatırlıyor musun? Annemizin bizi nasıl büyüttüğünü? Bu mutfakta ders çalıştığımızı?

— Hatırlıyorum, — kısa bir cevapla. — Ne olmuş?

— Nasıl ne olmuş?! — döndü Ayşe. — Bu bizim anılarımız! Çocukluğumuz! Sen de bunu bir Ahmet Amca’ya ucuza satıyorsun!

— Ucuza değil, iyi bir fiyata. Hem de çocuklu bir aileye. Onların eve ihtiyacı var, bizim de paraya. Adil.

Ayşe yavaşça masaya döndü, sözleşmeyi eline aldı. Sayfaları çevirdi, okudu ve yüzü giderek soldu.

— Elif, bu madde ne? — belirli bir satırı işaret etti. — Burada satıcı olarak sadece Elif Yılmaz yazıyor. Ben neredeyim?

Elif gözlerini kaçırdı.

— Bu… teknik bir detay. Ben şehirde olduğum için noter kolaylık olsun diye öyle yazdı.

— Noter için mi?! — Ayşe’nin sesi çığlığa dönüştü. — Elif, ne yapıyorsun?! Belgelere göre ev sadece seninmiş gibi gözüküyor! Sonra da ben sana iyilik olsun diye paranın yarısını mı vereceğim?

— Bağırma şimdi! — Elif kaşlarını çattı. — Komşular duyar, dedikodu çıkar. Dedim ya, sadece formalite.

— Formalite… — Ayşe oturdu, ağır ağır nefes alıyordu. — Elif, biz kardeşiz. Aynı annenin kızlarıyız. Nasıl bunu yapabildin?

— Ben bir şey yapmadım ki! — Elif sinirlendi. — Evi sattım, parayı alınca seninle paylaşacağım. Sorun ne?

— Bana güvenmiyorsun! — Ayşe masaya yumruk vurdu. — Benim adıma karar verdin! Beni aptal yerine koydun!

— Aptal yerine koymadım! — Elif elini salladı. — Sadece daha gerçekçiyim. Hep öyleydim zaten.

— Gerçekçi… — Ayşe acı bir gülüşle. — Annemizin hastalığında kim doktorlarla uğraştı? Kim hastanede nöbet tuttu? İlaçlarını kim aldı?

— Ne var yani? — Elif dudak büktü. — Ben o zaman iki işte çalışıyordum! Tedavi parası kazanıyordum! Senin işin yoktu, hastanede sen kalıyordun.

— İşim yok muydu?! — Ayşe ayağa fırladı. — Elif, o sırada kocamı kaybetmiştim! Tam da o zaman ölmüştü! Tek başıma çocukla kaldım! Yine de her gün anneme gittim!

— Ben de para kazanıyordum! — Elif yükseldi. — Sen hastanelerde otururken, ben inek gElif gözyaşlarını sildi, Ayşe’nin elini tuttu ve “Artık birbirimizi incitmeyelim, gerçekten özür dilerim,” dedi.

Rate article
Lifequest
Kardeşin İlk İhaneti