Nihal Hanım her zamanki gibi sabahın beşinde uyandı. Kırk yıllık fabrika alışkanlığı, emekli olduğu üç yıla rağmen hâlâ peşini bırakmamıştı. Eşi Mehmet Bey’i uyandırmamak için sessizce mutfağa geçti, çaydanlığı ocağa koydu. Pencerenin dışında hâlâ karanlık vardı, ama biliyordu ki şafak yakındı.
Bugün özel bir gündü. Bugün bir eylüldü ve torunu Elif ilkokula başlıyordu. Nihal Hanım, küçük kızın ta kendisinden daha heyecanlıydı. Bütün hafta çocuğun okul formasını kontrol etmiş, çantasını düzenlemiş, defterlerini saymıştı. Mehmet Bey ise sadece başını sallayıp “Sen deli misin?” diye mırıldanıyordu.
— Niye böyle telaşlanıyorsun? — homurdandı. — Oğlumuz da kendi başına okula gitti, bir şey olmadı.
— Ama ben onu ilk karşılayan olmak istiyorum, — diye cevap verdi Nihal Hanım. — Okul kapısında ilk ben olacağım, ilk tebrik eden ben olacağım.
Mehmet Bey eşinin bu arzusunu anlamıyordu. Böyle şeylerde büyükannelerin işe karışmasının gereksiz olduğunu düşünüyordu. Ama Nihal Hanım’ın fikri farklıydı. Otuz yıl önce oğlu Cem’i ilkokula gönderdiği günü hatırlıyordu. O zamanlar iki vardiya çalışıyor, evde ancak gece geç saatlerde görünüyordu. Okul törenine Cem’in anneannesi, yani kendi annesi gitmişti. Nihal Hanım ise fabrikanın önünde durmuş, için için ağlıyordu.
— Ağlama, — demişti o zaman komşusu Hatice. — Oğlun büyüyecek, torunların olacak, o zaman telafi edersin.
İşte şimdi telafi zamanıydı.
Demlenen çay mis gibi kokuyordu. Nihal Hanım, üzerinde kırmızı güller olan sevdiği fincanına doldurdu, masaya oturdu. Pencere kenarında üç buket duruyordu. Birini dün pazardan almıştı, diğerini bahçesinden toplamıştı, üçüncüsünü ise akşam Mehmet Bey getirmişti. Utana sıkıla “Saçma bir şey” demişti ama yine de almıştı.
— Üç buket fazla değil mi? — diye sormuştu eşine.
— Ya birden fazla öğretmen varsa? — omuz silkmisti Mehmet. — Kim bilir.
Saat yedide Nihal Hanım banyodaydı. En güzel elbisesini giydi, özel günler için sakladığı mavi-beyaz puantiye olanı. Saçlarını taradı, dudaklarına hafifçe ruj sürdü. Aynada ona bakan, heyecanlı gözleriyle şık bir kadındı.
— Ne oldu, randevuya mı gidiyorsun? — Mehmet Bey uyanmıştı.
— Torunum için güzel görünmek istiyorum, — dedi eşi.
— Zaten güzelsin, — diye mırıldandı yastığa gömülerek.
Saat yedi buçukta Cem aradı.
— Anne, yola çıkıyoruz. Elif çok heyecanlı, bütün gece uyuyamadı.
— Ben hiç uyumadım, — itiraf etti Nihal Hanım. — Okula gidiyorum, bekleyeceğim.
— Anne, tören saat dokuzda başlıyor.
— Biliyorum. Ama ilk ben olmak istiyorum.
Cem iç çekti. Annesinin bu tuhaf huylarına alışkındı. Elif doğduğundan beri Nihal Hanım on yaş gençleşmiş gibiydi. Torunuyla koşturuyor, parka götürüyor, oyuncaklar alıyordu. Cem ve eşi hayretle izliyorlardı bunu.
— Tamam anne. Üşütme ama, hava serin.
Nihal Hanım buketleri aldı, Elif için şekerleri çantaya attı ve okula yöneldi. Yolu on beş dakikaydı, ama acele etmedi. Sabahın keyfini çıkarmak, o anı hissetmek istiyordu.
Okulun önünde zaten bir kadın buketle bekliyordu. Nihal Hanım’ın içi burkuldu—demek ilk o değildi. Yaklaşınca üçüncü kattan komşusu Ayşe Hanım’ı tanıdı.
— Siz de törene mi geldiniz? — diye sordu Nihal Hanım.
— Torunum birinci sınıfa başlıyor, — diye başını salladı Ayşe Hanım. — Ya siz?
— Torunum. Elif.
Kadınlar yan yana durdular, çocuklardan, okuldan, zamanın nasıl geçtiğinden konuştular. Ayşe Hanım güzel bir sohbet arkadaşı çıktı. Sağlık ocağında hemşireydi, yakın zamanda emekli olmuştu.
— Biliyor musunuz, — diye açıldı Nihal Hanım’a, — hep torunumu okula göndermeyi hayal etmiştim. Tek kızım vardı, geç evlendi. Torunum olmayacak diye korkuyordum.
— Benim durumum tam tersi, — dedi Nihal Hanım. — Oğlumu okula gönderememiştim, çok çalışıyordum. Şimdi telafi etmek istiyorum.
Yavaş yavaş okulun önünde başka büyükanne ve büyükbabalar da toplanmaya başladı. Hepsi şık, heyecanlı, ellerinde çiçeklerle. Nihal Hanım onlara bakarken herkesin kendi hikâyesi, burada olmak için kendi sebebi olduğunu düşündü.
İşte karşı apartmandanYıllar sonra Elif büyüdü ve okulun ilk gününde kendi çocuğunu getirdiğinde, o günü tekrar yaşayan Nihal Hanım, hayatın en büyük mutluluğunun bu küçük anlarda saklı olduğunu bir kez daha anladı.




