Bugün annemin doğum günüydü. Telefonu açan Leyla’ya, “Umarım bu sefer üç gün değil, daha uzun kalırsınız? Leylacığım, niye sessizsin?” diye seslendi annem. Leyla, “Sevim Teyze, doğum gününüz kutlu olsun! Kendinize iyi bakın,” deyip apar topar kapattı. Sonra bana döndü, “İçimi ürpertir o ses tonu,” dedi. “Konuşma nezaket dolu, ama her kelimede çabuk bitsin diye dua ediyorum.”
Leyla, beklediğimiz tatilimin annemin yazlığında geçmesini istemiyordu. “Dünyada milyonlarca güzel yer varken?” diye nazikçe söylendi. Ben ise ısrarcıydım: “Aile büyüklerine saygı göstermek zorundayız.” O gün tartıştık. Leyla, “Senin annem sadece torunlarının fotoğraflarını komşularına göstermek istiyor,” dedi acıyla. “Onlarla parka gitmek, bisiklete binmek umrunda değil. Benim annem Ayşe ise yardıma koşar, Çanakkale’den ilk otobüse atlar gelir!” “Herkes aynı değil,” diye karşı çıktım. “Annem yaşlı, enerjisi senin annen gibi değil.”
L
Vlad’ın gözleri önümdeki yoldaydı ama omzuma yaslanan eşimin çocuklarımızı kollarında sımsıkı tutarken iç çekişini hissettim, o an, her şey yoluna girecek diye düşündüm ve ilk kez bu kadar rahat nefes aldım.




