Şebnem, aklını mı yitirdin sen? diye bağırdı Aslı, masaya öyle bir vurdu ki fincanlar şangırdadı. Bu adam seni bir bez parçası gibi kullanıyor! Bugün gel, yarın gelme, öbür gün yine ihtiyacım var!
Aslı, sen hiçbir şey anlamıyorsun diye karşılık verdi Şebnem, kahvesindeki şekeri karıştırarak. Murat yoğun bir adam, işleri var, toplantıları bitmez. Zamanı olunca görüşürüz.
Bırak şu işlerini! diye öfkeden kızaran Aslı atıldı. Otuz altı yaşına geldin Şebnem! Daha ne kadar yedek havaalanı olarak bekleneceksin?
Şebnem suratını astı. Aslı hep böyleydi, doğrudan söylerdi gerçeği. Üstelik itiraz edemezdi, doğru söylüyordu. Ancak bu gerçek öyle dikenliydi ki duymasaydı daha iyi olurdu.
Peki ne yapayım ben? diye fısıldadı, kafenin camından dışarı bakarken. Herkes güzellik dolu, bense… sıradanım. Ama kullanışlıyım. Kavga çıkarmam, isteklerde bulunmam, şımarıklık etmem.
Allah aşkına, kendini bir dinlesene! Aslı, kolundan tuttu. Kullanışlı! Sen bir paspas mısın yani? Üniversite mezunusun, iyi bir işin, kendi evin var. Zeki, iyi kalpli, sadık birisin…
Yalnız güzel değilim, diye acı bir gülümsemeyle sözünü kesti Şebnem. Erkekler önce gözleriyle seçer, sen de biliyorsun.
Aslı yerine oturdu, şaşkınlıkla başını sallıyordu. Yirmi yıllık dostlukları, ama Şebnem hâlâ kendi değerine inanamıyordu. Üniversiteden beri böyleydi; hep parlak kızların gölgesinde, hep uyum sağlamaya, memnun etmeye hazır, asla sorun çıkarmayan biri.
Enstitüden Oğuz’u hatırlıyor musun? diye beklenmedik bir şekilde sordu Şebnem.
Evet, hatırlıyorum. Diye tedirgin bir tavırla karşılık verdi Aslı. Ne oldu?
Korkunç derecede hoşlanıyordum ondan. Üç yıl peşinden koştum, ders notları verdim, seminerlerde yardım ettim. Farkıma bile varmadı. Sonra bir de şu… adını unuttum… Simay Doğan çıkageldi, ona döndü hemen.
Ama bu yüzyıl önceydi! diye ellerini çırptı Aslı.
Benim için dün gibi, dedi Şebnem hüzünle gülümseyerek. İşte o zaman hayatın kuralını anladım: Güzel olanlar her şeyi hemen alır, geri kalanlar kullanışlı olmalı.
Şebnem, ama o Oğuz sonra ne oldu? Alkoliğin, başarısızın teki! O güzel Simay’ın ise üç kez evlendi, üç kez boşandı. Onlar nerede, sen neredesin?
Onlar yaşıyor, diye yumuşak sesle cevap verdi Şebnem. Bense uyum sağlıyorum.
Tam o sırada telefon çaldı. Şebnem ekrana baktı, gözleri hemen parladı.
Alo, Murat? Evet, boşum. Elbette gelebilirim. Bir saat sonra mı? Tamam, bekliyorum.
Aslı, dehşet içinde arkadaşının yüzünün değişimini izledi; bir çocuk neşesi ve ilk çağrıda koşmaya hazır bir hal gelmişti.
Şebnem, gitme, diye fısıldadı. Meşgulüm de.
Gelemem, dedi Şebnem, çantasını topluyordu. Toplantılar arasında sadece iki saati boş. Çok uzun zamandır görüşemedik.
Beş gün önce görüştünüz!
Uzun zaman oldu, diye inatla tekrarladı Şebnem ve masadan kalktı.
Aslı tek başına oturdu, arkadaşının uzaklaşan siluetine camdan bakarken. Ona ne olmuştu? Bu zeki, yetenekli kadın ne zaman başkasının hayatına ait bir parçaya dönüşmüştü?
Oysa eskiden her şey farklıydı. Üniversitede Şebnem, güzelliğiyle parlamasa da partilerin neşesiydi. Şakalar yapar, geziler düzenler, herkese derslerinde yardım ederdi. Erkekler onu severdi; bir kadın olarak değil, en yakın arkadaş, sırdaş bir dost olarak. “Kanka Şebnem” derlerdi ona. O zamanlar bu lakabıyla gurur duyardı.
Üniversiteden sonra saygın bir firmaya ekonomist olarak girdi, hemen terfi etti. Ev aldı, araba. Anne babası seviniyordu; kızları başarılı, ayaklarının üstünde duruyordu. Yalnız özel hayatı bir türlü yoluna girmedi.
İlk ciddi ilişkisi yirmi sekizinde oldu. İş arkadaşı Mehmet. Sessiz, sakin, güvenilir. Şebnem mutluydu; nihayet onu değerini bilen, güzelliği için değil karakteri için seven bir erk
Ertesi sabah güne parlak bir umutla uyanırken, Leyla artık başkalarının hayatına ara dinlenme değil, kendi hayatının tam merkezi olacağına dair sarsılmaz bir kararlılık hissetti.




