Yıllar Geçse de Geçmeyen Utanç

Düşüncelerimin arasında kayboldum bugün. Eski bir fotoğraf çerçevesini silerken, beyaz önlük içinde, meslektaşlarımın yanında genç tebessüm eden beni hatırladım. Ömrümün önünde uzandığına inandığım o zamanlar, mükemmel bir doktor olacağımı, hayatlar kurtaracağımı ve milletin şükredeceğini hayal ederdim.

“Ayşe Anne, yine mi geçmişe daldın?” Koridordan kızım Nur’un sesi geliyordu. “Kaldır artık şu fotoğrafları! Neden kendine bu eziyeti çektirirsin?”

“Sen karışma Nur’cuğum,” diye mırıldandım ama ellerim titremeye başlamıştı bile. “Git sen bulaşıkları yıka da bana yardım et.”

Nur içeri girdi ve koltuğun yanında oturdu.

“Anne, ne zamana kadar? Kaç sene geçti hâlâ o olayı unutamıyorsun. Senden başka hatırlayan yok artık.”

“Yok mu?” diye acı bir tebessümle karşılık verdim. “Zeynep Hanım hatırlıyor işte. Dün markette karşılaştık, başını bile çevirmedi. Görmezden geliyor beni.”

“Belki fark etmemiştir! Ya da gözlüklerini unutmuştur evde. Anne, yeter artık kendini suçmaktan!”

Fotoğraf çerçevesini yerine bırakıp camdan dışarıya baktım. Camda incecik bir yağmur taneleri kayıyordu, ruhumdaki hüzne benziyordu. Halbuki bir zamanlar yağmuru severdim, her kötülüğü yıkayıp götürdüğünü söylerdim…

Her şey otuz sene önce Çorum’da, mahalle sağlık ocağında aile hekimi olarak çalıştığım günlerde başlamıştı. Genç ve dinamikken her hastaya yardım etmek için çabalardım, günde on iki saat nöbette kalırdım. Meslektaşlarım saygı duyar, hastalar sever, başhekimim Fatma Hanım örnek gösterirdi beni.

O gün kontrolüme gelen Fatma Yıldırım adlı yaşlı hanım, sıkça kalp ağrıları için gelirdi. Yalnız yaşadığını, çocuğu olmadığını bilirdim; benimle görüşmek onun tek tesellisiydi.

“Doktor Hanım, canım,” diye yakınıyordu koltuğa otururken, “kalbim paramparça oldu. Bütün gece uyuyamadım, öleceğimi düşündüm.”

“Bir dinleyelim bakalım,” dedim ve stetoskopumu göğsüne koydum. Kalp ritmi düzenliydi, hiçbir anormallik duymadım.

“Fatma Hanım, sesler gayet normal. Belki bir stres yaşadınız?”

“Aman doktor hanım! Sanki bıçak saplanıyor içime!” diye göğsüne sarıldı yaşlı kadın. “Belki bir iğne yapabilir misiniz? Ya da hastaneye sevk eder misiniz? Evde bir başıma çok korkuyorum!”

Muayenehanenin dışında sabahın kontrolleri için kuyruk oluşmuştu. Hem vaktim daralıyordu hem de evde ateşler içinde oğlum Bekir’i bekliyordum. Şakaklarıma dokundum yorgunlukla.

“Fatma Hanım, dikkatle muayene ettim sizi. Kalp ritminiz düzgün, tansiyonunuz yerinde. Sülükotu içip dinlenseniz? Kötüleşirse mutlaka ambulans çağırın.”

“Ama doktor hanım…”

“Özür dilerim, bekleyen çok hastam var. Allah’a emanet.”

Yaşlı kadın zorlukla koltuğundan kalktı, bana umutla baktı ama ben bir sonraki hastayı çağırmıştım bile. Fatma Hanım derin bir nefes alıp çıkışa doğru yürüdü.

O görüşmeyi düşünmeyi bile unuttum. Eve dönünce ateşini düşürmeye çalışt
Ertesi sabah ambulans doktorunun Fatma Hanım’ı kaybettiklerini bildiren telefonuyla hayatım paramparça oldu, o günden bu yana içimde taşıdığım suçluluk duygusuyla yaşlanıyorum ve bu genç fotoğraftaki kadına bakarken bile huzursuz ruhumu asla tamir edemedim.

Rate article
Lifequest
Yıllar Geçse de Geçmeyen Utanç