Her Şey Mükemmelken, Geri Dönüşüyle Karıştı

Dün sabah evime bu yana uzanmış bir zafere benzetebilirim.
Tuğçe, kahvesini içiyor ve kapının eşiğinde duran tanıdık siluete bakıyor. “Bu ne demek?” diye fısıldıyor.
Aylin, onun gibi birkaç yıl önce eski yurt arkadaşı olarak tanıştığımız, sonra bir anda gözden kaybolan kadın. ABD’de bir şirket kurmuş, sonra bir gece sessizce uzaklaşıp bize bile bir not bırakmadan gitmişti. Sekiz yıl. Bu esnada Tuğçe’yle evlenip Asya’yı dünyaya getirmiştik. Hayatın düz bir çizgisi vardı: sabahları okul haznesi, ana mutfaktan inen kahve dumanı, akşamları sinema bileti ve hafta sonları parkta koşan Asya.

Aylin içeri girdiğinde Tuğçe’nin boynu kasılmıştı. “Nereden geldin?”, “Neden?” diye düşünüyordu. Ama Aylin, hâlâ aynı cüretkâr gülümsemesiyle kara bir elbisesinin eteklerini döndürüyor, sonunda içeri girerken hafif bir “Merhaba ablacım” atıyordu. Fakat aireydi; Tuğçe’nin kiraz rengi gözleri kararmıştı.

Kahvaltı masasında bir gece önceki soğukluğa rağmen sıcak bir havanın hâkim olduğunu görürdüm. Aylin, bir zamanlar bizim minik evimize doldurduğu hırslı konuşmalara benzeyen bazı kahkahalar saldırdı. “Yazık oldu ama işler ABD’de yürümedi. Gelmediklerin sonunda anladıysan…”, diye açıklaması Tuğçe için allah korusun teknik bir açıklamaydı. Sekiz yıl önceki onunla aynıydı: aynı fazla zarifliği, aynı “varsayalım ki birisine bir şey borçluyorsun, ama amniyet parçası alır mısın?” gibi mantıksızlığa tutkunu tavırları. Tuğçe, asla “konuk” dememiş, ama Aylin oturdu. Divanın bir köşesinde, Asya’nın oyuncaklarına karıştı. Bizim Tibbiyeye önceki yıllardaki gibi daldırdı.

Oysa Aylin’in hediyesi, bir zamanlar Tuğçe’nin kafasının karışacağını bilen kaderce planlı bir şeydi. Asya, annesine çok benziyordu, ama Aylin’in ellerinde faaliyet gösterirken, gene de Aylin’den farklı korkuların sesini duyabiliyordu. “Bu abla senin mi?”, diye soruyor. “Evet, ama onun bir başka hikayesi var”, diye cevaplarken Tuğçe’nin dilinde bir neşesizlik vardı. Aylin, Asya’nın boynuna bir el kaynağı koyunca benim beynimde bir çan çalıyordu. Geçmişin hâlâ burada olduğuna inanmak istemedim.

Kendime, bir kadın تح刺激in dönüşüyle nasıl ayakta kalabileceğini düşünmekten kurtarmam gerektiğini düşündüm. Ama Tuğçe, her zamanki gibi sevgiyle kapattı bu soyut tartışmaları. “Haydi Aylin abla, sen de bizimle yemek yapabilirsin”, dedi. O sırada ben mutfakta, domatesleri doğramaları izlerken, onların nezdindeki açmazın gizli bir hüzne benzediğinin farkına varmıştım.

Gece yarısı Tuğçe’nin gözlerindeki çaresizlik, Aylin’in arkasından karanlık bir gölge gibi uzanmıştı. Fakat sabah Asya’yı okula götürürken, Aylin’in elinde çiçeklerin sallandığını görecek, o an farklı bir şey çevirmiş olacaktım. Aylin’in her kelimesinde, “Eski minik kahvenin yanında siparişin iki ekstra? Hayır, burada bir hata var!” gibi gizli planlar oluyordu. Tuğçe, bu planları fark ediyor ama Afrika’daki toprakların nokta ya da kuyruku, çözüm bulmuyordu.

Kutsal günlerden birinde parkta, Aylin’in Asya’ya uylak yapmayı başardığını, Tuğçe’nin ise bir köşeye uzanarak beni izlediğini düşünebilirim. “Söyleyebilirim mi Cemal abla? Onun içeri girdiği bu kapı, ilk olay olurken babamın yüzüne bakmıştım”, diye hayal ettim. Fakat o anlar sıkışık bir kalça gibi kalakalabilirdi.

Geçen gece, Aylin’in masa üstünde bıraktığı bir postkarten’dan anladım. ABD’deki yaşadıklarına dair birkaç satır, ama son satır korkunçtu: “Cemal abla, bizim eski aziz zafere geri dönmek için tekrar buradayız. Bu kez, bir umut değil, bir ispat”. Tuğçe, masaya çayını eşit olarak döküyordu.

O gece Tuğçe’yle yatan zaman, onun gerçek anlamda neler hissettiğini tahayyül edemiyorum. Ama bir nefesin çılgınca takip edildiği seinemi hissettim. Hani “ben seni kovmam”, “ama seni şu anda ölecek kadar seven başka birini bulursam?”. Seçkin bir kargaşada Aylin ile Tuğçe arasında, Asya’nın masum kalpli neşesiyle birlikte her şeyi bir daha gözden geçirdim.

Bir keresinde Aylin’e sorduğum “Söz verir misin, Asya’nın bir yazdeğri olacak ama seni bir çatışmaya sürüklemeyeceksin?” sorusunu hâlâ hatırıyorum. O anda kahkahaları ile cevabını vermemiştir. Ama bu gece Tuğçe, Aylin’in havasının çoğulunamadığını fark etti. “Bu kez kusurlu değil”, dedi. “Ama sadece bizi kurtarmanın umudum var”.

Bugün, Aylin evden çıkmaya hazırlanırken, Tuğçe onu kucakladı. Bir zamanlar birlikte büyük hedeflerle gittiği kızkardeşi olduğunu, ama bu yakınlıkta bir gizem olduğunu fark etti. “Yollarımız tekrar ayrılacak, Aylin abla”, dedi Tuğçe, usulca. “Fakat her yol bir istekle başlar. Benimse sadece sana olan sevgimdir”.

Aylin, elindeki çiçeklerle gidiyor. Ben evde Tuğçe’yi hâlâ masada buldum.
Bu gece öğreniyorum: sevgi hâlâ tam bir araba yarışı gibi gidebilir. Hedef, aşkın ne olduğunu sormadan, birlikte yaşamaktır. Ama kim neye karşı koymakta ise, onun da umudunu yeniden yaratmaktan geçer. Ben, Asya’yı bir kucağa koyuyorum. Tuğçe’nin elindeki çay, bu sefer sıcak geçiriliyor.
Ve bu defa, kahvaltımızda “Yalnız desem de anlarsın”, diyen birini izliyorum.

Rate article
Lifequest
Her Şey Mükemmelken, Geri Dönüşüyle Karıştı