Kaynana Kalmaya Karar Verdi
“Hayır, hayır ve bir kez daha hayır! Ayşe Hanım, artık anlamalısınız, bu mümkün değil! Küçük bir dairemiz var, aslında daire bile değil, bir buçuk oda!” Emir mutfakta elleriyle yel değirmeni gibi sallanarak dolanıyordu.
“Ayşe Hanım” dedi, kollarını göğsünde yumruklamış, damadına bir lütufta bulunuyormuşçasına bakıyordu.
“Kızım, biz hallediyoruz, gerçekten!” Sena sakin bir tonla araya girdi, bebeği kollarında tutarak mutfak kapısında duruyordu. “Emir haklı, gerçekten dar geldi.”
“Sena, bu işe burnunu sokma! Ne demek ‘hallediyorsunuz’?” Kaynana elini savurdu. “Gözlerin uykusuzluktan yorgun, ton kremle bile gizlenemeyen morlukların var, kendin bir deri bir kemik kalmışsın! Hangi ‘hallediyorsunuz’? Böyle giderse boşanmanıza ramak kalmış!”
Emir aniden durdu, derin bir nefes alıp sakin kalmaya çalıştı:
“Ayşe Hanım, Sena’yla beş yıldır evliyiz. Bu sürede bir kez bile ciddi kavga etmedik. Bebeğin geliyle ilişkimiz değişecek diye sanmıyorum.”
“Ah, şu gençler, hepsi bilir!” Kaynana gözlerini devirdi. “Doğumdan sonra kadın sinirli, gergin olur, özel bakıma ihtiyacı var, bunları siz düşünmüyor musunuz? Kim Sena’ya süt yapan çorbalar, bitki çayları hazırlayacak?”
Sena iç geçirdi. Annesi çorba ve bitkilerden bahsetmeye başladığında tartışmanın anlamsız olduğunu biliyordu.
“Eşyalarımı topladım bile, dönüş biletimi iki ay sonraya aldım. Bir süre kalır, size yardım ederim, sonrasını görürüz.”
“İki ay mı?” Emir ve Sena aynı anda haykırdı.
Ayşe Hanım duymamış gibi yapıp iki büyük valizin durduğu koridora yürüdü.
“Emir, eşyalarımı çocuk odasına taşır mısın? Bir de beşiği yatak odanıza alalım. Ben kanepede yatarım, sorun değil.”
Emir çaresizce karısına baktı, ama Sena sadece omuz silkti. Ayşe Hanım’ın baskısına karşı koymak imkansızdı. Özellikle de yorgun, uykusuz ve bebekle başa çıkmaya çalışırken.
“Tamam,” diye homurdandı Emir, “ama sadece bir ay.”
“Ayşe Hanım elini salladı. “Bir ay, iki ay… Ne fark eder? Duruma göre karar veririz.”
Sena zorla gülümsedi ve uyanıp ağlamaya başlayan Ali’yi emzirmek için yatak odasına koştu. Emir isteksizce valizleri taşımaya gitti.
Kaynana, ailenin düzenini bir anda değiştirdi. Her şeyi yönetmeye başladı: Bebeğin uyku saatleri, banyosu, yemek listeleri hatta Emir’in işten erken veya geç dönüş saatlerini bile belirledi.
“Emir, bu ne rezalet!” diye bağırdı bir sabah. “Gömleğini neden ütülemedin? İşe böyle mi gideceksin? Ne derler kızım sana?”
“Ayşe Hanım, normalde akşam ütülerim, ama dün siz diziyi son ses izliyordunuz, Ali uyuyamadı, onu sallamak zorunda kaldım.”
“İşte!” diye zaferle haykırdı. “Size dedim, bensiz olmaz! Ver gömleği, hemen ütüleyeyim. Bir de unutma: dizi izlemek kutsaldır! Kırk yıldır her akşam dizi izlerim, bu geleneği bozamam!”
Bir hafta sonra Emir çıldıracak gibi oldu. Karısıyla rahat konuşamıyordu, çünkü kaynanası her konuşmaya müdahale ediyordu. Oğlunu kucağına alamıyordu, çünkü “yanlış tutuyorsun” diye uyarılıyordu. Yemek yerken bile her lokmasına yorum geliyordu.
“Sena, konuşmamız lazım,” dedi sessizce. “Böyle devam edemez. Annen hayatımızı ele geçirdi.”
“Biliyorum,” diye iç çekti Sena, “ama ne yapabilirim? Onu ikna edemezsin. Eğer gitmesini istersem, ömür boyu bunu yüzüme vurur.”
“Yani hep birlikte mi yaşayacağız?” diye sordu sinirle Emir. “Bu bizim ailemiz, bizim evimiz!”
“Biliyorum,” dedi Sena üzgün bir ifadeyle. “Ama gerçekten yardımcı oluyor. Ali’yle o ilgileniyor, ben dinlenebiliyorum… Belki biraz daha sabredelim?”
“Buna inanıyor musun?” diye kuşkuyla sordu Emir. “Bence evini satıp bize yerleşmeyi düşünüyor.”
Tam o sırada kapı çarptı—Ayşe Hanım alışverişten dönmüştü. Konuşma yarıda kaldı.
Emir taktik değiştirdi. Eğer direk gönderemiyorsa, kaynanayı kendi isteğiyle gitmeye ikna edecekti.
İşten geç gelmeye başladı, ama fayda etmedi. Ayşe Hanım akşam yemeğini saat kaç olursa olsun bekledi.
“Emir, bu ne hal? Ailen evde, sen işte kalıyorsun. Erkek ailesinin yanında olmalı.”
“Önemli bir projem var,” diye mırıldandı Emir.
Sonra kasıtlı rahatsız etmeye başladı: yüksek sesle müzik dinledi, eşyalarını dağıttı, diziler yerine maç izledi. Ama Ayşe Hanım yılmadı: kulaklarını pamukla tıkadı, eşyalarını düzenledi, dizileri kaydedip sonra izledi.
“Emir, benimle savaş mı ediyorsun?” diye sordu bir gün. “Boşuna uğraşıyorsun. Ben sabırlıyım. Hem sizin iyiliğiniz için buradayım.”
Emir cevap veremedi.
Bir sabah, Ayşe Hanım telefonda konuşurken onu duydu:
“Nihal, şansıma bak! Kızım çocukla baş edemiyor, damat da bana alışır. Belki evimi kiraya veririm. Para her zaman iyidir. Hem apartman sakinleri bana teşekkür edecek—bebek sürekli ağlıyor, ama dizi sesi onu bastırıyor!”
Emir’in gözleri karEmir, Sena ve Ali, kapıyı kapatıp derin bir nefes aldılar, artık evlerinde huzurla yaşayabileceklerini bilmenin rahatlığıyla mutfakta çay demlemeye gittiler.




