Herkese Karşı Tek Başına

Herkesin Teki

Leyla, beş yaşındayken ilk kez bir deniz feneri gördü kitapta. Yalnız ve dimdik duruyordu, etrafında mürekkep gibi kara bir deniz köpürüyordu. Parmaklarını sayfaya bastırdı ve fısıldadı: “Ben orada yaşayacağım.” Ailesi güldü. Büyükannesi, “Hayal gücün ressam gibi,” dedi. Teyzesi Aylin ise burun kıvırdı: “Masal bunlar. Mühendis ol daha iyi.”

Leyla oldu da. Radyo mühendisliğine girdi, çünkü ciddi geliyordu. Yine de kalbi hep denizi çağırdı. Derslerden sonra defterlerine fenerler çizdi, Stevenson’ı tekrar tekrar okudu, YouTube’da dalga sesleri dinledi ve her tatilde su kenarına gitti.

“Bu ne saçmalık?” diyordu annesi. “Herkes tatil beldelerine gider, o gider Çanakkale’nin kuş uçmaz kervan geçmez köyüne!”

“Kuzeyi seviyorum,” diye gülümserdi Leyla.

“Kızım, senin evlenmen lazım, fener değil!”

Üniversiteden sonra Leyla, navigasyon ekipmanları servisinde işe girdi. İş işti: devreler, lehim, ekipman. Ama bir gün patron dedi ki:

“Bir pozisyon var. Kuzeyde. Deniz kenarında, radyo feneri istasyonu. İster misin?”

Sessizce başını salladı. Sanki bütün hayatı bu teklifi bekliyormuş gibi.

“Orası zor. Üç aylık nöbet. Bir fener, bir bekçi. Ara sıra köylüler uğrar.”

“Kabul ediyorum.”

Annesi çığlık attı:

“Ormanın ortanda donmayı mı istiyorsun? Aklını mı kaçırdın? Seni adam ettik, sen gidip bataklıkta bir bekçiyle mi takılacaksın?”

“Anne, bu benim şansım.”

“Yalnızlık ve sefalet şansı!”

Babası sessizce pencereye baktı. Sonra dedi ki:

“Bırak gitsin. Denesin.”

Köyün adı Kıyıköy’dü. Birkaç ev, balıkçı iskelesi, bakkal ve uçurumun üstünde bir fener. Leyla ilk kez kıyıya çıktığında rüzgâr neredeyse onu uçuruyordu. Deniz kükrüyor, martılar çığlık atıyor, gökyüzü alçaktı, sanki yağmuru bırakacakmış gibi. Ama kalbi şarkı söylüyordu.

“Leyla sen misin?” dedi uzun boylu, aksakallı bir adam. “Ben Sinan. Bekçi. Buranın koruyucusu.”

Güldü, sırt çantasını aldı ve fenerin yanındaki eve götürdü. İçeride gaz lambası, ekmek ve bal kokusu vardı. Masada bir lamba, raflarda kitaplar ve deniz kabukları duruyordu.

“İşte burası senin. Fener senin elinde. Eski istasyon ama çalışıyor. Düzenini korumana yardım edeceksin.”

“Hallederim.”

“Şüphem yok. Sende denizle dost olacak bir hava var.”

İlk zamanlar zordu. Fırtınalar, sessizlik, uzun geceler. Leyla ekipmanı düzeltti, köylülerle dost oldu – özellikle de bakkalın narin tezgahtarı Meryem’le.

“Seninle konuşmak, kuşburnu çayı içmek gibi. İç ısıtıyor,” derdi Meryem.

Leyla ise akşamları fenerin basamaklarında oturur, mektuplar yazardı. Kendine. Geleceğe. Geçmişinde sadece ailesinin gerçekleşmeyen beklentileri vardı. Şimdiyse – sadece o vardı.

Bir gün bir kargo geldi. Şehirden. Annesinden bir mektup:

“Garip kızsın tabii. Aylin’le anlamıyoruz ne aradığını orada. Ama baban gurur duyuyor. Dönmeye karar verirsen gel. Yoksa en azından yaz.”

Leyla iç geçirdi. Uzun zamandır ilk kez içinde bir yerlerde ısındığını hissetti.

Üç ay geçti. Leyla eve dönmeye hazırlanıyordu. Fener artık ailesi gibi olmuştu. Sinan sıkıca sarıldı:

“Geri dön. Sensiz burası daha ıssız.”

Şehirde ona soğuk davrandılar. Annesi eşyalarını didik didik etti, Teyze Aylin:

“Bütün bunlar hataydı. Düzgün bir işe dön,” dedi.

Ama Leyla artık biliyordu: geri dönmeyecekti. Kararını vermişti. Kendi başına.

Altı ay sonra yeniden fenerin önündeydi. Fırtına dinmişti. Sinan el salladı:

“İşte geldin! Ben de börek yapmıştım!”

Artık evde kendine ait bir köşesi vardı, kapıda bir tabela: “Navigasyon Mühendisi. Leyla Deniz.” Köylüler ona böyle demişti.

“Sen bir doğa gücüsün,” derdi Sinan. “Önce kükrer, sonra ısıtırsın.”

Zeynep, sokaktaki küçük kız, ona resimler getirirdi – tıpkı Leyla’nın çocukken yaptığı gibi fenerler çizerdi. Balıkçılar taze palamut getirirdi. Biri hatta evlenmeyi bile ima etmişti.

“Sinan, sen niye evlenmedin?” diye sordu bir gün Leyla.

“Evlendim. O boğuldu. Yıllar önce. O günden beri fener benim yoldaşım.”

“Üzgünüm…”

“Gerek yok. Sen burada, sanki onun sesini yeniden duyuyorum.”

Bir gün fenerin ana verici istasyonu bozuldu. Leyla uyumadan bir gün çalıştı, patronla görüştü, yardım çağırdı. Teknisyenler geldi. Biri otuzlu yaşlarda bir adamdı, Emre.

“Demek fenerin Leyla’sı senO gün akşam, fenerin ışığı dalgalara vururken, Emre’nin elini tuttu ve “Artık burada hepimiz bir aileyiz,” diye fısıldadı, yıldızların altında.

Rate article
Lifequest
Herkese Karşı Tek Başına